Yalancıları belirlemek kolay değil

Çoğu kişi gibi havaalanı güvenlik görevlileri de beden dilini okuyabildikleri düşüncesinden hoşlanır. Ama yalancıları belirlemek kolay değil.

Yalancıları belirlemek kolay değil

Çoğu kişi gibi havaalanı güvenlik görevlileri de beden dilini okuyabildikleri düşüncesinden hoşlanır. Ama yalancıları belirlemek kolay değil.

yalanciABD'de Ulaştırma Güvenliği İdaresi (TSA), binlerce "davranış tespit görevlisi"ni teröristleri bulmaya yardım eden yüz ifadeleri ile diğer sözel olmayan ipuçlarını belirleme konusunda eğitmek için yaklaşık 1 milyar dolar harcadı. Ancak konuya eleştirel yaklaşanlara göre, bu çabalar sayesinde tek bir teröristin bile durdurulduğuna dair kanıt yok. TSA klasik bir kendini kandırma hatasına düşmüş görünüyor: Yalancıların zihninin bedenlerine bakılarak okunabileceği inancı. Çoğu kişi, yalancıların gözlerini kaçırarak veya endişeli hareketler yaparak kendilerini ele verdiğini düşünür. Ama yapılan bilimsel deneylerde insanlar yalancıları belirlemekte başarısız oluyor. Chicago Üniversitesi'nden Nicholas Epley, "Kişinin bedenini gözlemleyerek bilgi edinilebileceğine dair yanlış bir görüş var. Beden dili bize sınırlı bilgi verir" diyor. Geçen yıl TSA'in programını inceleyen ABD Sayıştay'ı, yararlı olduğu yönünde hiçbir kanıt bulunmadığı gerekçesiyle programa ayrılan kaynağın kesilmesini tavsiye etti. Bu tavsiye hem programda elde edilen yetersiz sonuçlara hem de bilimsel yayınları tarayarak 200'ü aşkın araştırmayı inceleyen Charles Bond ve Bella DePaulo adlı psikologların araştırmasına dayanıyordu. Bu araştırmalara katılan insanlar yalancıları belirleme konusunda sadece yüzde 47 oranında başarı elde etti. Katılımcıların doğru söyleyenleri belirleme oranı daha yüksekti: Yüzde 61. Ama yine de, genel başarı ortalaması yüzde 54 ile tesadüften azıcık fazlaydı. Psikolog Maria Hartwig, "Yalancıların kendilerini beden dili aracılığıyla ele verdiğine dair genel inanışın kültürel kurgudan öte bir şey olmadığı anlaşılıyor" diyor. Araştırmacılar aldatma konusundaki en iyi ipuçlarının sözel olduğunu buldu: yalancılar genelde daha az açık sözlü oluyor ve daha az inandırıcı hikâyeler anlatıyor. Güvenlik görevlilerine öğretilen tekniklerden biri , insanlar konuşurken yukarı yönlü göz hareketlerini izlemek. Bu teknik insanların yalan söylerken genelde yukarıya sağa, doğruyu söylerken ise yukarıya sola doğru baktığı inanışına dayanıyor. Ancak İngiliz ve Kuzey Amerikalı psikologlardan oluşan bir ekipçe test edilen bu teori doğru çıkmadı. Psikologlar yalancıların ve doğruyu söyleyenlerin yukarı yönlü göz hareketlerinde hiçbir kalıp bulamadı. Göz hareketi araştırmasına k atılan Kaliforniya Üniversitesi'nden Leanne ten Brinke, "Bir Pinokyo burnu, yani aldatmaya daima eşlik eden bir ipucu yok" diyor. Brinke ve diğer araştırmacılar, bir dizi bedensel işareti inceleyerek bazı "büyük yalanları" tespit etmenin yine de mümkün olabileceğini savunuyor. British Columbia Üniversitesi'nden Stephen Porter'a göre araştırmalardaki düşük başarı oranının sebebi kısmen, katılımcıların kendileri için önemli olmayan konularda yalan söylenmesinin istendiği laboratuvar deneylerinin sınırlamaları. British Columbia Üniversitesi'nden psikologlar geçen yıl adli tıp uzmanlarına, bir hikâye anlatan kişilerin yüz ifadeleri ile diğer gerginlik ve tutarsızlık işaretlerini inceleme konusunda eğitim verdi. Uzmanlar daha sonra, kayıp akrabalarının bulunması için yalvaran kişilere ait haber görüntülerini izledi. Bu kişilerden bazıları doğruyu söylerken, diğerleri yalan söylüyordu. Eğitim alan uzmanlar yalancıları yüzde 80'lik başarı oranıyla tespit etti. Bu etkileyici bir başarı olsa da sadece bir araştırmaya dayanıyor. Birçok araştırmacı, bu tekniklerin gerçek hayatta ne kadar güvenilir biçimde uygulanabileceğini sorguluyor. Beden dilini okuyabileceğimize neden içgüdüsel olarak inanırız? Konu hakkında bir kitap yazan Dr. Epley'in bir açıklaması var. Dr. Epley "Yalan söylerken veya aldatırken durumu bilir ve suçluluk duyarız. Duygularımızı beden dilimizle belli ettiğimizi düşünürüz. Duygularımızı gerçekte olduğundan daha açık ettiğimiz yanılgısına kapılırız. Bunun sonucu olarak, başkalarının da gerçekte olduğunda daha anlaşılır olduğunu varsayarız" diyor. THE NEW YORK TIMES