Travma ve Yaratıcılık

Travma ve Yaratıcılık

Amerika'da yapılan bir araştırma şu sonuçları ortaya koyuyor: Yaratıcı işlerle uğraşanlar arasında depresyon oranı toplum geneline göre 8-10 kat daha fazla... Bu kişiler arasındaki intihar oranı ise 13 kat daha fazla... Sanatçıların yüzde 75'inin hayatlarının bir döneminde psikolojik tedavi gördüğü de bir başka sonuç. Yani yaratıcılıkla ruhsal bozukluk arasında bir şekilde bağlantı var gibi... Ama nasıl?

Travma ve YaratıcılıkAşık olup da şair olmayan, yahut aşk "travması"yla malül olup da bir anda şairane "yaratıcılığı" depreşmeyen var mı?.. Bugün bu satırları rahatça okumanızı sağlayan tepenizdeki o ampulün yaratıcısının iflah olmaz bir hiperaktif olduğunu biliyor muydunuz? Onun adı Thomas Edison'du. En sıradan bir hesabı yapması bile bazen saatler alabiliyordu. Çünkü hiçbir şey üzerinde konsantre olamıyor, basit hesaba bile bütün dikkatini veremiyordu. Ama insanoğlunun yaşamını kökten değiştiren ışığın yaratıcısı o olmuştu.

Edison sadece kaşif değildi. O aynı zamanda öğretmendi. Üniversitede ders veriyordu. Aslında "vermeye çalışıyordu" demek daha doğru olur, çünkü zamanın tanıklarının ifadesiyle, derse bir konudan, örneğin negatif elektrikten başlıyor, Fransız Ginesi'ndeki yerlilerin neden renk körü olduğundan çıkıyordu. Bir başka deyişle, güpegündüz rüyalar görüyordu Edison aslında...

Leonarda 67 yılında sadece 17 resim yapmıştı

Ya Leonardo da Vinci? Resmin dehası, değil mi? Oysa 67 yıllık yaşamında sadece 17 resim yapmıştı. Üstelik bunların bir bölümünü de asla tamamlayamamıştı. Çünkü o da hakiki bir hiperaktifti ve iflah olmaz derecede dikkat bozukluğuyla malüldü. Kendi deyişiyle, bir işe yeni başlamışken hemen diğerine atlardı. Çok işe el atar, ama; daha elini attığı an aklı başka bir işe kayar, tabi hiçbirini bitiremezdi. Ama o da tıpkı Edison gibi yaratıcılığın şahikasıydı.

Ve Beethoven... Beethoven, kendisini klasik müziğin dehası mertebesine yükselten ünlü yapıtlarını ne zaman bestelemişti, biliyor musunuz? Ölen kardeşi Caspar Carl'ın dul karısı Johanna'ya aşık olduğunda...

Beethoven ve Seks Obsesyonu

Gerçi bunu hiç itiraf etmedi, isim vermedi ama ölümünden sonra evinde bulunan 'ölümsüz aşığa' başlıklı mektuplar Johanna'yı işaret ediyordu.

Klasik müziğin dahisi, Johanna'ya karşılıksız tutulduğu 1812 ile 1817 yılları arasında tek bir "dişe dokunur" yapıt çıkaramamıştı. Beethoven ve Cinsellik adlı kitabın yazarı Derek Strahan'a göre, ne zaman ki evlenmişler, o zaman yeniden eski havasına kavuşmuştu. Çoğunlukla karşılıksız aşk "travması"yla harekete geçen ilham perisi ya da yaratıcılık, Beethoven'da tam tersi bir zamanda harekete geçmişti.

Aynı yazara göre Beethoven aynı zamanda "seks obsesyonu"yla malüldü. Evet, sağır olmasına rağmen yine de kadınların gözdesiydi. Hayatından çok kadın geçmişti. Derek Strahan'a göre Beethoven yaratıcılıktan yana en verimli dönemlerini işte bu "cinsel yönden son derece aktif" olduğu dönemlerde yaşamıştı.

Beethoven adlı biyografinin yazarı Maynard Solomon'ın deyişiyle Beethoven o kadar obsesifti ki, "seks yapamadığı zaman yaratıcılık grevi yapardı". Yani tek bir beste yapmazdı.

Aslında yaratıcılık ve "anormal ruh hali" arasındaki bağlantı ilk kez Antik Çağ'da kurulmuştu. Romalı Soranus, hafif deliliğin sanatçılığa iyi geldiğini söylemişti.

Birey için kötü, toplum için iyi

Eflatun bunun felsefesini yapmıştı. Eflatun "esinlenmiş mani"den söz etmişti. Buradan yola çıkarak "birey için kötü olan, bazen toplum için iyi olabilir" demişti. Yani "Birey ruhsal bozukluk yaşayabilir ve bundan dolayı acı çekebilir, mutsuz olabilir. Evet, onun açısından bu durum kötüdür. Ama onun bu ruh halinin tetiklediği yaratıcılık toplum için yararlı eserler ortaya çıkaracaktır. Bu da toplum için iyidir" demişti.

Charles Dickens, Newton, Van Gogh, çocukların masalcısı Hans Christian Andersen, Balzac, Hemingway, Hermann Hesse, Mark Twain, Kont Drakula'nın yazarı Mary Shelley... Bu büyük yaratıcıların hepsi de manik depresyonla malûldü. Eflatun'un ifadesiyle söylersek, "esinlenmiş mani" sahibiydiler.

Benzer bir örnek ünlü şair Lord Byron'da da karşımıza çıkıyor. Byron, şiirlerinin büyük bir bölümünü, kendi deyişiyle, kendisini "vahşilik" noktasına getiren duygusal krizler sırasında yazdığını söylüyordu.

İngiliz yazar Robert Burton ise 1621'de yazdığı Melankolinin Anatomisi adlı kitabında 'Bütün şairler delidir' demişti. Burton epeyce abartmıştı kuşkusuz. Ancak dünyada birçok insanın, özellikle de sanatçıların birazca 'kaçık' olduğuna inandığına hiç kuşku yok! Dünyaca ünlü yazarlardan Sylvia Plath, Virginia Woolf ve Enrest Hemingway ile ressam Vincent van Gogh ve müzisyen Kurt Cobain intihar etmişlerdi.Bu doğru.Ama bir doğru daha var: Bütün yaratıcılar ruh hastası olmadığı gibi, bütün ruh hastaları da yaratıcı değil. Ama yapılan araştırmalar ruhsal bozuklukla, yaratıcılık arasında hiç de küçümsenemeyecek bir bağlantı olduğunu ortaya koyuyor.

Büyük olmanın bedeli

Kentucky Tıp Merkezi bilim adamlarından Arnold Ludwig'in 1022 sanatçı ve kaşif üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçlarının toplandığı "Büyük Olmanın Bedeli: Yaratıcılık ile Delilik Arasındaki Çelişki" adlı kitapta şu sonuçlara varılıyor: Sanatsal mesleklerle veya yaratıcı işlerle uğraşan kişilerin yüzde 29 ila 34'ü gençlik çağlarında mutlaka bir ruhsal bozuklukla karşı karşıya kalmış oluyorlar.

Bu oran yaratıcı olmayan işlerle uğraşanlarda, örneğin atletler, işadamları veya serbest meslek sahiplerinde ise en fazla yüzde 5 civarında oluyor. Yaratıcı işlerle uğraşanların erişkinlik döneminde ruhsal bozuklukla karşı karşıya kalma oranı yüzde 60 ila 77 arasında değişiyor. Diğerlerinde ise bu oran yüzde 25'i geçmiyor. (Bkz. TABLO 1).

Harvard Üniversitesi'nden Joseph Schildkraut'un 1994 tarihli araştırması da yaratıcılık- ruhsal bozukluk ilişkisi konusunda daha somut sonuçlar ortaya koyuyor. Buna göre Amerikalı sanatçılar arasında:

Depresyon oranı toplum geneline göre 8-10 kat daha fazla,

Manik depresyon 20 kat daha fazla,

İntihar oranı 13 kat daha fazla,

Sanatçıların yüzde 75'inin bir şekilde psikolojik tedavi aldığı tespit edildi,

Psikolojik bozuklukların özellikle şairler arasında çok daha fazla olduğu tespit edildi,

Şairler arasındaki intihar oranı diğer sanatçılara göre 6 kat daha fazla,

Şairler arasındaki depresyon oranı, diğer sanatçılara göre 30 kat daha fazla.

Nasıl bağlantı var?

Bu konuda tüm araştırmacıların yanıtı aşağı yukarı aynı: Ruhsal bozukluklar duyguların daha derin ve keskin yaşanmasına yol açıyor; ruhsal bozukluk nedeniyle yaşanan ani ve sık duygu değişimleri birbiriyle çatışan ve dolayısıyla olağandışı duygular ortaya çıkarıyor; Duygu ve düşünce çeşitliliği diğer insanlara göre çok daha fazla oluyor. Dolayısıyla sanatsal yaratıcılık artıyor.

İşin bir başka yanı da, aslında bu duygu durumları sporculuk, işadamlığı gibi diğer mesleklerde de yaşanıyor olabilir. Ancak bunlarda, söz konusu duygu durumunu yaşayan kişiler genellikle ekip halinde çalıştığından, dışardan yardım alarak bu duygu keskinliğini 'yumuşatabiliyor'.

Buna karşılık sanatçılar genellikle yalnız faaliyet gösteren insanlar. Dolayısıyla yaşadıkları duygu değişimlerine daha fazla konsantre oluyor ve bu değişimi daha abartılı yaşıyorlar. Bu abartılı ruh hali entelektüel birikimle birleştiğinde ortaya sanatsal yaratıcılık çıkıyor.

Tablo 1:

Dr.A.Ludwig ´in araştırma verileri (Yüzde olarak)

Teşhis Yazarlar Yazar olmayanlar
Depresyon 56 14
Mani 19 3
Panik atak 22 5
Yeme sorunu 12 2
Uyuşturucu kullanma 17 5
Çocuklukta tacize uğrama 39 12

Ünlü Manikler

YAZARLAR BESTECİLER

Hans Christian Andersen

Honore de Balzac

William Faulkner

Scott Fitzgerald

Ernest Hemingvvay

Hermann Hesse

Mark Twain

Charles Dickens

Virginia Woolf

Emile Zola

Hector Berlioz

Gerge Frederic Handel

Ludvvig Van Beethoven

Gustav Mahler

Robert Schumann

Sergey Rahmaninoff

Peter Çaykovsky

Kurt Kobein

RESSAMLAR ŞAİRLER

Paul Gauguin

Vincent Van Gogh

Michelangelo

Jackson Pollock

Charles Baudelaire

Emİly Dickinson

T.S. Eliot

Victor Hugo

Edgar Allan Poe

KAYNAK : Organorama Şubat 2003, Uyku Dosyası

Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • İşinizle ilgili 4 stres tipi ve üstesinden gelmenin yolları…
  • Travma ve stres bozukluğu, yaşam kalitesini etkiliyor. Çözülmemiş problemler, kronik sorunlara yol açabilir.
  • Travma sonrası stres bozukluğunun çözümü uyku yoksunluğu olabilir mi?
  • Yaşamınızın bir stres yumağı haline gelmesindeki rolünüzü göz ardı etmeden kendinize yeni bir yol çizebilirsiniz. Nasıl mı?
  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu tedavi edilmediği zaman intihara kadar gidebiliyor...
  • Stres bozukluğu intihara sürükleyebilir.
  • Randevu Al