Psikopat ve Seri Katillerin Beyni

Psikopat ve Seri Katillerin Beyni nasıl çalışır? Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Prof. Dr. Sultan Tarlacı anlattı…

Psikopat ve Seri Katillerin Beyni

Sinirbilimsel olarak kim olduğumuz beynimizin derinliklerinde yazılı olsa da, sorumluluklarımız toplumsal normlara göre belirlenir. Toplumsal normlar ya da değerlere göre hukuk derken hep aklıma cahiliye döneminde kız çocuklarının gömülmesi söylenceleri gelir. O dönemde çocuğunu gömen birisi için hukuk olarak ceza yokken bugün, ne şartlar altında olursanız olun aynı eylemi yapmak öldürmekle veya cinayetle eşdeğer bir suçtur.

Antisosyal kişilik bozukluğu olanların veya psikopatların beyin çalışmasında normal kişilere göre farklılıklar vardır. Bu işlev farklılıkları davranışlarına da yansır. Psikopatlarda en göze çarpan özellik empati eksikliğidir. Yani bir eylemi yaparken, eylemi yaptığı veya zarar gören kişinin neler hissettiği konusunda bir içgörüsü yoktur veya çok azdır azdır. Bu nedenle psikopatlar bir nevi kalpsizdirler. Aynı zamanda psikopatlar kendi güdülerinden kaynaklanan davranışlarını kontrol edemezler. Sıklıkla ve gereksiz yere yalan söylerler. Karşılarındaki kişileri maniple etmeye çalışırlar ve ikiyüzlüdürler. Çevrelerindeki kişilere karşı sorumluluklarını umursamazlar. Daha çok çevrelerini kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kişilerden oluştururlar.

Psikopatlarda beyinsel farklılık vardır ve bu farklılık birçoğu bir araya getirilip (grupsal) beyinleri incelendiğinde anlamlı hale gelmektedir. Bu nedenle birisinin beynini inceleyip bu psikopattır gibi bir tanı koymak bugün için mümkün değildir ama çok uzak olmayan gelecekte mutlaka beyinsel incelemelerle hukuk yan yana suçluyu inceleyecek ve cezai yaptırımı ona göre uygulayacaktır. Daha önce de vurguladığım gibi günümüzde cezalar toplumsal normlara yani değerlere göre belirlenmektedir ve beyin tabanlı bir ceza sistemi olmadığından, hukukun baktığı sadece akıl sağlığının yerinde olup olmadığı ve kişinin suçtan ne kadar sorumlu tutulabildiğidir.

Beynin çalışmasını gösteren beyin görüntüleme araştırmaları son 20 yılda bize beyin hakkında çok şey söylemiştir. Kullanılan yöntemler MR, PET ve SPECT olarak gruplanabilir. Bunlar içerisinde en çok kullanılan işlevsel beyin MR görüntülemesidir (fMRG). Bu görüntüleme yöntemi nasıl çalışır ve ne işe yarar diye merak edebilirsiniz. Bu tür görüntülerde genelde beynin kullanmayı sevdiği bir madde işaretlenerek kana verilir. PET incelemesinde beyni incelemek için işaretli şeker (glükoz) kullanılırken, fRMG incelemesinde yararlanılan şey, beynin çok çalışan bölgesinde ihtiyaca binaen artan kan akımının ölçülmesidir. Mesela hiç hareket etmeden bir şeyler okursanız, beyninizin görme beyin kabuğu diğer alanlara göre nispeten daha çok çalışır. Bu şekilde yapılan işe (müzik dinleme, keman çalma, hayal kurma, yutma, cinsel ilişki...) göre beynin hangi alanının sorumlu olduğunu kısmen tespit etme imkânı fMRG ile mümkün olabilmiştir. Bazen de kişi (ya da kişinin beyni) hiçbir iş yapamadan sakin ve dinlenme halindeyken bu işlevsel beyin görüntüleri elde edilir. Bu şekilde normal psikolojisi olan insan beyinlerinden oluşan bazal bir beyin çalışma durum tespiti yapılır. Daha sonra da anormal psikolojisi ve davranışları olan kişilere de aynı yöntemlerle beyin taramaları yapılıp normal olan kişilerin beyinleri ile karşılaştırılarak, yerel ya da bölgesel olarak beyinlerinde az veya çok çalışma şeklinde olabilecek farklılıklar olup olmadığı ortaya konmaya çalışılır.

Bir konuyla ilgili (yemek, tat, görme, koklama, dokunma, işitme veya daha karmaşık olan keman çalma gibi) beyinde bir sinirsel ağ ya da sistemin (matriks) var olup olmadığını anlamak için en çok kullanılan işlevsel MR beyin görüntülemesidir (fMRG). fMRG, verilen özel bir uyaran veya işe bağlı olarak beynin hangi bölgelerinin çalıştığını ortaya koyabilen bir yöntemdir. Temel prensibi basittir: Beyinde yapılan işle ilgili olarak belli bölgelerde kan akımı (hemodinamik yanıt) ve oksijen değişiklikleri (blood-oxygen-level-dependent, BOLD) oluşur. Normal kişilerle, yani ilgilenilen işi yapmayan kişilerin beyinleri ile karşılaştırılarak, farklı çalışan beyin bölgeleri fMRG ile gösterilebilir.

Beyin işlevsel görüntüleme araştırmalarında, sağlıklı kişilerde ahlaki karar vermelerin altında hangi sinirsel beyin devrelerinin olduğunun ortaya konması için ahlaki ikilemler kullanmıştır. Bu deneylerde kişi karar verme sürecinde ikilemde bırakacak ama ahlaki ve ahlaki olmayan tarafı olan bir soru ile karşı karşıya bırakılır. Psikopatlara ahlaki ikilemde bakıldığında, normal kişilere göre, beyinlerinde amigdala denen bölgenin çalışmasında zayıflık tespit edilmiştir. Adı geçen bölge beyindeki en önemli kaygı merkezidir. Kaygı merkezleri beyinde her iki kulağımızın iç derinliklerine karşılık gelen beyin bölgelerinde yer alır. Bu amigdala çekirdekleri iki beyin yarıküresinde yer alır ve iki yanlıdır. Büyüklükleri bir bademden daha büyük değildir. Elinize bir badem alın ve büyüklüğüne bakın. Bu badem kadar yapılar yaşamdaki tüm korkularımızın ve kaygılarımızın merkez istasyonudurlar. Kaygı doğuran bir neden sırasında elleriniz terliyor ve kalbiniz hızlı atıyorsa bu çekirdekleriniz çalışıyor demektir. Bunlara çekirdek denmesinin nedeni de içerik olarak binlerce sinir hücresini bir arada barındırmasından dolayıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde amigdalası hasar gördüğünde kaygı ve korku diye bir şey hissetmedikleri uzun yıllardır bilinmektedir (bu haldeki insanlar da vardır ve amigdalası devre dışı bırakılmış korkusuz askerler yetiştirilebilir!). Diğer yandan bir hayvanın amigdalasına elektrikle uyarı verirseniz hayvan hiçbir neden yokken korku ve kaçma tepkisi gösterir. Bu olay panik atak benzeri bir durumdur ve hatta panik atakta da olan neredeyse buna benzerdir. Gecenin bir yarısı birden başlayan sebepsiz korku, kaygı, deli gibi atan kalp, nefes alamama ve ölüm korkusu... Amigdalanın uyarılması sempatik sinir sistemi dediğimiz sinirleri uyararak kaç veya savaş tepkisine neden olur. Bu sırada salınan hormonlarla da çarpıntı, nefes darlığı, nabız hızlanması, kan basıncı yükselmesi, yerinde duramama ve yüzde kızarma gibi görünen bedensel yansımalar ortaya çıkar. Bütün bunlar normalden fazla çalışan amigdaladan kaynaklanır. Ancak insanlarda beynin çok gelişmiş ve evrimsel olarak sonradan eklenmiş alın bölgesi vardır. Bu bölgeden amigdalaya giden birçok sinir uzantısı vardır ve korku/kaygı doğuran amigdala çekirdekler alın bölgesi ile baskı altına alınabilir (“Bak endişe edecek bir durum yok, ölmeyeceksin, ortada tehlikeli bir durum yok!” telkininin etki yeri). Bu yönüyle bakıldığında da alın bölgesinin zayıf çalıştığı ya da amigdala çalışması üzerinde kontrolün azaldığı durumlarda da yersiz, gereksiz, nesnesi olmayan abartılı kaygılar ortaya çıkabilir.

Normalde hepimiz gözle görünen tehlikeler için kaygı yaşarız ve bu kaygılarla mantıklı yollar kafamızda oluşturarak başa çıkmaya çalışırız. Kaygılar belli ölçüde olduğunda bizi o konuda ihtiyatlı olmaya zorlar. Bu yönü ile bakıldığında kaygı yararlıdır ve faydalı bir amacı vardır. Aynı kaygı sınava hazırlanmanızı sağlarken, ödevlerinizi zamanında öğretmene vermenizi de sağlar. Aynı kaygı kışı atlatmak için yiyecek biriktirmeyi de sağlar. İnsan için bilinen tehlikelerden duyulan kaygının (köpek ısırması, yılan sokması) yanında bir de bilinmeyen sonuçlardan kaynaklanan kaygılar vardır. Fobik kaygı, sosyal kaygı, sınav kaygısı, sözlü sınav kaygısı, âşık kaygısı, test kaygısı, matematik kaygısı, işe girme kaygısı, ölüm kaygısı gibi birçok kaygı türünden bahsedilebilir. Bunlardan sınav kaygısı daha çok durumluk kaygı ile ilişkiliyken, ölüm kaygısı geneldir ve sürekli kaygıyla daha çok ilişkilidir. Hangi tip olursa olsun merkez istasyonu amigdaladır.

Beyinlerindeki amigdala bölgesinde çalışma azalması psikopatların yaptıkları olumsuz davranışlar sırasında neden (ahlaki) kaygı yaşamadıklarını anlatır niteliktedir. Duygular da ahlaki değerler için önemli bir bileşendir. Özellikle psikopatlık şiddeti arttığında amigdala bölgesindeki çalışmanın da aynı oranda azaldığının tespit edilmesi ilginçtir. Psikopatlar ne kadar çok yalancı, kandırıcı, maniple edici ve duygusuz ise o kadar fazla oranda beyinlerinde medial prefrontal beyin kabuğu, posterior singulat ve anguler bölge olarak adlandırılan bölgelerdeki işlevde zayıflıklar tespit edilmiştir. Beyindeki bu bölgeler karar verme, ahlaki değerler ve duygusal ilişkilerle yap-yapma kararı verilmesinde devreye girmektedirler.

Özellikle amigdala işlevinin belirgin bozulması psikopatların beyinlerindeki mühür gibidir. Bu bölge aynı zamanda başkasının sıkıntıya düştüğünde de duygularını anlayıp ona duygusal yanıt vermemizi sağlamaktadır. Böyle bir yanıt bizim içimizdeki şeytanı kontrol altında tutarak, başkasına zarar vermeme düşüncemizi öne çıkararak antisosyal davranmamızı engeller. Oysa bu bölge düzgün çalışmadığında, başkasını maniple etme, sorumsuz davranışlar sergileme ve suçluluk duymadan cezai davranışlarda bulunma ortaya çıkabilmektedir. Yine aynı beyin bölgelerinin iyi çalışmaması da ahlaki toplumsal değerler çerçevesinde kişiler arası etkileşimlerde sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu beyinsel bölgeler kendine yön bulma, duygusal bir bakış açısı kazanma, davranışlara rehberlik etmesi için duygusal deneyimlerini hatırlama ve duyguyu sosyal bilince ulaştırma işi de görür. Dediğim gibi yeterince bu bölgeler çalışmadığında davranışlarımızın başkalarını nasıl etkilediği sorusu ve duygusal açıdan düşünmede eksiklikler ortaya çıkar. Özellikle hedeflerine ulaşmak için başkalarını küstahça kullanan yönlendirici kişilerde de aynı beyin bölgelerinde işlevde azalma tespit edilmiştir.

Psikopatların genel karakteristik psikolojik ve davranışsal özelliklerinden öne çıkanlar

-Ahlaksızdırlar ve ahlaki değerleri takmazlar.     
-Kurbanları seçtikleri kişiler için herhangi bir ahlaki ölçüte uymadan sadece şiddet içeren amaçlarına kilitlenirler.
-Dalavere yapma ve insanları kullanmada rakipsizdirler.
-Sınav sorularını rahatlıkla çalıp, bundan herhangi bir ahlaki rahatsızlık duymazlar.
- Dilbaz ve muhteşem yalancıdırlar.        
- Gerçeğe değer vermeden üstünkörü ve sıklıkla yalan içerecek şekilde konuşurlar. Siz yalanı fark ederseniz, hiçbir utanma olmadan size başka bir hikâye uydururlar.
-Karşısındaki insanı çabuk çözerler.        
-Karşısındaki kişiye neyin ilginç geleceğini veya onu neyin memnun edeceğini çabuk anlarlar.
- Asalak ve sahtekâr yapıları vardır.        
- Davranışlarını ve arzularını filtre edebilecek kontrol düzeneklerinden yoksundurlar. Asker olmak isterler ama bunun için gerekli şartları karşılamadıkları halde bir yolunu sahtekârlıkla bulurlar.
- Kanun ve kurallara uymazlar.
- Akranlarına yıldırma politikası güderler. Politikaları başkasına zarar verme üzerine kuruludur. Kendilerine engel olan yasaları özlemlerine ulaşmak için mantıksız engeller olarak görüler. Davranışlarında kanunları dikkate almazlar.

- Başkalarının acılarını görmezler.           
- Bu kişiler için öldürme veya yıldırma eylemi, ahlaki bir kuralı ihlal etme değil, alışılagelmiş bir kuralın ihlalidir. Mantıksal olarak yaptığının farkında olmasına rağmen, duygusal olarak işlediği suçun etkisini üzerinde hissetmezler.
- Utanma ve üzülme duyguları yoktur. Başkalarının üzüntülerini anlamayabilirler ancak başkalarının mutluluklarını anlayabilirler.
- Şehvete aç, doyumsuz ve gerilimlidirler.            
- Normal insanlarda olan korku, kızgınlık, mutluluk, iğrenme, şaşkınlık ve üzüntü gibi tipik duyguları yaşamazlar.
- Bedensel fizyolojik tepkileri zayıftır.    
- Korkunca ve heyecanlanınca ellerimiz terler, kalbimiz ve nefesimiz hızlanır, midemiz büzülür ve tedirgin oluruz. Psikopatlarda bu tepkiler zayıftır veya görülmez.
- Korku ve üzüntü yaşamazlar.  
- Korku ve üzüntüyü yaşamadıkları gibi, başka kişilerin yaşadıkları korku/üzüntü gibi duygularla da empati kuramazlar. Birini öldürdükten sonra aynı gece mışıl mışıl uyuyabilirler. Ancak karşısındaki kişinin duygusunu anlamasalar da akıllarından geçeni kolaylıkla anlarlar.
- Pişmanlık duygusundan yoksundurlar. Zarar verdikleri insanlara karşı suçluluk duymazlar.



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: