Kültürler yaşıyor vahşi doğa korunuyor

Namibya, yaklaşık 40 yıldır hem turizm hem de vahşi doğayı koruma adına umut vadeden bir deneyin parçası haline geldi.

Kültürler yaşıyor vahşi doğa korunuyor

Namibya, yaklaşık 40 yıldır hem turizm hem de vahşi doğayı koruma adına umut vadeden bir deneyin parçası haline geldi.

kulturEntegre Kırsal Gelişim ve Doğayı Koruma Örgütü'nün direktörü John Kasaona, "Amacımız yerel halkın vahşi hayvanlar üzerindeki kontrolünü yeniden sağlayarak izinsiz avlanmanın önüne geçmekti. Namibyalılara bu hayvanları canlı tutarak onlardan özellikle vahşi doğa turizmiyle finansal olarak yararlanabileceklerini göstermek istedik" diyor. Bu proje Afrika vahşi doğasının başarı hikâyesinin yeniden seslendirilmesine olanak sağladı. Bölgedeki 79 koruma alanı şu an Namibya'nın yüzde 20'sini oluşturuyor. Çöl aslanlarının, çöl fillerinin ve siyah gergedanlarının 90'lı yıllarda tehlike altına giren nüfusları geçen yıllar içinde birkaç kat artsa da, izinsiz avlanma da arttı. Koruma altındaki alanlar turizm işletmecileri ile birlikte gezginlere, hayvanlar ve yerel kültüre dair emsalsiz bir deneyim yaşatıyor. Namibya'daki korumalı alanların neredeyse yarısı ile ülkenin en büyük turizm projeleri, kuzeydeki Kunene bölgesinde bulunuyor. Kurak dağlar ve vadilere sahip bu bölge, Yunanistan'ın yüzölçümü kadar ancak sadece 90 bin nüfusu var. Çölde uzun uzadıya giden izler, kuru nehir yataklarıyla kesişiyor ve bazen birlikte kayboluyorlar. Burada, korumalı alanların en büyük başarılarından birine tanık oluyorsunuz: nesli tükenmekte olan siyah gergedanların vahşi doğaya geri dönüşü. Damara halkının yaşadığı bölgedeki çadır localardan biri olan Çöl Gergedanı Kampı'nda rehberlik yapan Aloysius Waterboer, "Bu hayvanlar izinsiz avlanma yapanlar tarafından 25 yıl önce neredeyse yok olmuşlardı" diyor. Waterboer, "Eğer kaçak avcıysanız, istediğiniz tek şey ailenizi beslemektir. Bu yüzden onları maaşa bağlamak mantıklı" diyor. Kaokoland'in kıyısında, kurak kuzeybatı bölgesinde Namibya'nın yapılabilecek en sıra dışı topluluk turizmi deneniyor. Himba halkı kurulan ilk misafir kampı, Orupembe koruma alanındaki bir dağ zirvesinde bulunuyor. 2011'de açılan Etambura çadır locaları ise elektriğe sahip en yakın köye kilometrelerce uzaklıkta kurulu. Çoğu Himbalı yerli, yüzyıllardır olduğu gibi keçi ve sığır otlatarak çadır yerleşkesinin çevresinde bulunan vadide yaşıyor. Turistlerin ilgi odağı olan şey vahşi doğadan çok, bu insanların yaşamı. "Vahşi hayvanlar, çiftlik hayvanlarımız ve turizm yoluyla kazanı l ıp koruma alanlarına yatırılan para gibi sebeplerle bizim için önemli bir konu" diyor Himbalı bir kadın. Kaynayan suya kurutulmuş zürafa eti atıp yemek yaparken, "Koruma alanları bize çok yarar getirdi" diye ekliyor. THE NEW YORK TIMES