Göreceli ahlak

Kolay yoldan iyi olmak her zaman doğru olmayabilir. İşte göreceli ahlak.

Göreceli ahlak
Paylaş:

Kolay yoldan iyi olmak her zaman doğru olmayabilir. İşte göreceli ahlak.

Washington D.C.'deki Kennedy Sahne Sanatları Merkezi'nin hediyelik eşya mağazası 1970'lerde gayet gayri resmi bir işletmeydi. Çoğu yaşlı olmak üzere 300 kadar gönüllü personel çalışır ve otomatik olmayan yazar kasalar kullanılırdı. Fakat bir sorun vardı. Birisi 400 bin doları bulan yıllık gelirin 150 bin dolarını çalıyordu. Bugün Pennsylvania'daki Lafayette College'ın başkanlığını yapan dönemin mağaza müdürü Dan Weiss konuyu araştırınca olayın geniş çaplı tek bir hırsızlıktan ibaret olmadığını gördü. Bir sürü insan çalıyordu. Onlarca yaşlı sanatsever azar azar aşırıyordu. Dan Ariely'nin yeni kitabı "Hile Hakkındaki (Hilesiz) Gerçek"te işlediği konulardan biri de bu. Neredeyse herkes hile yapıyor, ama ufak tefek. A riely ve meslektaşları binlerce insana 20'şer sayı problemi vermiş. Problemleri çözüp cevap kâğıdını teslim edenler ortalama dört soruyu doğru bilmişler. Cevap kâğıdını yırtıp kaç doğru yaptıklarını kendileri bildirenlerse ortalama altı soruyu doğru bildiklerini söylemiş. Yani hile yapmışlar, ama azıcık. Neden? Çünkü çoğumuz aslında iyi insanlar olduğumuzu düşünüyoruz. Az hile yaparak "iyi insan" kimliğimizi koruyabiliyoruz. Çoğumuz kendimizi iyi hissetmeyi güçleştirecek kadar büyük hileler yapmıyoruz. Yeryüzündeki en yaratıcı sosyal bilimcilerden biri olan Ariely bu olguyu açıklığa kavuşturacak başka deneyler de geliştirmiş. Örneğin, üniversite yurtlarının mutfağına kutu kola ve içinde para olan tabaklar bırakıyor. Öğrenciler kolaları alıyor ama paraya dokunmuyor. Parayı alsalar kendilerini daha çok hırsız gibi hissedecekler. Bir örnek de görme özrü olan ve olmayan iki meslektaşın yaptığı taksi yolculukları. Taksiciler gözü gören meslektaşı uzun yollara sokarak daha çok aldatıyor. Oysa gözü görmeyeni aldatmak daha kolay. Neden? Çünkü görme özürlü kadını aldatsalar kendilerini daha kötü hissedecekler. Ariely, ahlak kurallarının bize standart ekonomik modellerce öngörülenden çok daha fazla yön verdiğine dikkat çekiyor. Fakat ben daha çok "İyi İnsan Kurgusu" ile ve bunun ahlaki uzantılarıyla ilgileniyorum. Geçtiğimiz yüzyıllarda çoğu Batılı kendini "ahlaksız bir günahkâr" olmaya daha yakın görüyordu. Bu düşünceye göre günah, tekrar nükseden bir kanser gibi mücadele edilen bir şey. Kötülüğe karşı savaşır gibi onunla her gün savaşmamız gerekiyor. Ancak insanlar bugünlerde kendilerini iyi insanlar olarak görmeye daha yatkınlar. "İyi İnsan Kurgusuna" uygun olarak yaşayanlar bencilce isteklerini erdemli olarak gördükleri benlikleriyle dengelemeye çalışıyorlar. Ahlaki artı ve eksileri kolluyor, toplamda artı bölgesinde kalmaya özen gösteriyorlar. Bu kurguda ahlaki yaşam aslında diyet yapmaya benziyor. Öğle ve akşam yemeğinde salata yediğimiz için birkaç kurabiye yemeye hak kazanıyoruz; hayatın genelinde kendimizi iyi bir insan olarak gördüğümüz için biraz hile yapmaya hak kazanıyoruz. Diyet yapanların çoğu nasıl diyete yüzde 100 uymuyorsa "İyi İnsanlar" da aslında mükemmelliği hedeflemiyorlar. İdare etmek, hoşgörülü ve zararsız bir günahkâr olmak, genel olarak iyi bir adam olmak yetiyor. Fakat belli ki burada bir hesaplama sorunu var. Diyeti nesnel yoldan ölçmek için bir tartı alabilirsiniz. Banyoya koyabileceğiniz bir erdem tartısıysa yok. Olsa bile, rasyonelleştirme (yani bahane üretme) ve kendimizi kandırmadaki becerilerimizle çoğumuz kendimizi hoşgörüyle t artacaktır. Ö rneğin, ş u görmeyen yolcuya dürüst davrandım, ne harika bir insanım. Gözü gören yolcuyu aldattım ama zaten onun parası çoktur. "İyi İnsan Kurgusundaki" asıl mesele, rasyonelleştirme ve kendimizi kandırma faktörlerini iyi idare etmek ve aşırılığın önüne geçmektir. Ariely ahlaki ayarlarımızı arada bir baştan kurmayı öneriyor. Çünkü bahanelerimize alıştıkça ahlak ölçülerimiz yavaş yavaş şaşıyor. O zaman geri adım atmalıyız. Al ışkanlıklarımızı kırıp baştan başlamalıyız. Yahudilerin kefaret günü ve Katoliklerin günah çıkarması gibi. Aklınıza kötü bir şey düştüğünde On Emri hatırlayın. Ariely'e göre böyle bir anda küçük bir teşvik, ruhunuzu baştan sona arındırmayı amaçlayan görkemli bir vaazdan daha etkili. Benim buna eklemek istediğim şey şu. İyi olmayı değil, dürüst olmayı hedeflemeliyiz. İyi olmak muğlâk bir k avram ve buy üzden k endimizi hemen affediyoruz. Çoğumuz ahlaki durumumuzu değerlendirmekten aciz olduğuna göre kendimizi harici, sosyal ölçülere vurmalıyız. Ariely sosyal bilimlerde deneyler yaparak davranışları ölçmeye çalışıyor. Bense çağımızın iyi niyetli ve tasasız ahlak iklimini kitabında göz kamaştırıcı bir başarıyla özetlediğini düşünüyorum. Aklıma gelen son bir şey daha var. "İyi İnsan" olmakla ilgili ahlaki hesaplarımızı yaparken bunun yeterli olup olmadığını da sormamız gerekmez mi? Hayatı ve huylarımızı küçük kabahatleriyle kabullenmek gerçekçi bir tavır olarak içimizi rahatlatmalı mı, yoksa sıradanlığa razı gelerek kendimizi mi kandırıyoruz? THE NEW YORK TIMES