Fazla rahatlık öldürüyor

Masa başı çalışmanın, hareketli ve zinde bir insan için bile ciddi bir tehlike oluşturduğuna yönelik dehşet verici gerçekler... Rahat poponuza batmasın lütfen!

Fazla rahatlık öldürüyor

Masa başı çalışmanın, hareketli ve zinde bir insan için bile ciddi bir tehlike oluşturduğuna yönelik dehşet verici gerçekler... Rahat poponuza batmasın lütfen!

Koltukta pinekleyerek geçirilen fazladan süre ile ölüm oranlarındaki kadınlarda %37, erkeklerdeki %17’lik artış arasında bir ilinti söz konusuydu. fazlaoturmakTelevizyon izleyerek geçirilen her saat, 25 yaşın üzerindeki erişkin bir insanın ortalama yaşam süresi beklentisinin 22 dakikasını alıp götürüyor.. Michael Jensen ile telefonda görüşüyoruz. Sesi elektrikli süpürge, ya da çim biçme makinesine benzer bir sesle karışıyor. Telefonda kötü bağlantılara alışığım, ama Jensen trafiğin yoğun olduğu bir otobanda Bluetooth ile konuşmuyor. Kendisi ABD’nin en önde gelen tıbbi araştırma şirketlerinden birindeki ofisinden konuşuyor. Daha önce Baker IDI Kalp ve Diyabet Enstitüsü’ndeki ofisinde bir yandan volta atarken bir yandan da telefonda benimle konuşmaya çalışan Avustralyalı araştırmacı David Dunstan ile de aynı şeyi yaşamıştım. Olay Jensen ile Dunstan’ın hiperaktif olmalarıyla ilgili değil. Her ikisi de oturarak geçirilen zaman ile erken ölüm arasındaki bağlantıyı araştırmakta olan bilim insanları. Bugüne dek yaptıkları çalışmalar sonucunda elde ettikleri bulgular günün çoğunu ayakta geçirmelerini gerektirecek denli rahatsız edici. Jensen, Maya Kliniği’nden meslektaşlarıyla birlikte yaptıkları araştırmalar sırasında, çok yediklerinde “durup dururken ayaklanıp ortalıkta dolanmaya başlayan” kimi insanların kilo almadıklarına tanık oldu. Bu kişiler soluğu spor salonlarında almak yerine, oturdukları yerden kalkıp bir şeylerle uğraşıyor ya da kendilerini ayağa kaldıracak gerekçeler buluyorlardı. Bu durum araştırmacıların insanları devinime geçiren bu dürtüyü irdelemelerine ve bunun insan sağlığı açısından ne denli önemli bir yeri olduğunu anlamaya çalışmalarına yol açtı. Bu süreç de, başta oturmak olmak üzere devinimsizliğin insan sağlığına zarar verdiğini giderek gözler önüne seren “devinimsizlik araştırması” adıyla bilinen bir alana kapı açmış oldu. Bu durum insana son derece doğal gelebilir, ama ölümcül nokta devinimsizliğin beden alıştırmaları yapanlara bile zarar vermesi. Kısacası, spor salonuna gidiyor olmak günün geri kalanını yan gelip oturarak geçirmemizi haklı kılacak bir gerekçe sayılmıyor.

ÇOK OTURANLARDA DAHA ÇOK ÖLÜM

2010 yılında, Amerikan Kanser Derneği’nden Alpa Patel önderliğindeki bir ekip 123 bin orta yaşlı erişkinin katıldığı 14 yıllık bir araştırmanın verilerini inceledi. Günün 6 saatini ya da daha çoğunu oturarak geçirenlerle 3 saat ya da daha az oturduklarını belirten deneklerin ölüm oranlarını- beslenme düzeni ve kimi başka unsurları da göz önünde tutarak- karşılaştıran araştırmacılar şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar. Koltukta pinekleyerek geçirilen fazladan süre ile ölüm oranlarındaki kadınlarda %37, erkeklerdeki %17’lik artış arasında bir ilinti söz konusuydu. Cinsiyetler arasındaki büyük farkın nedeni konusunda kesin bir bilgi yoktu. Bir başka araştırmada Queensland Üniversitesi’nden bir ekip 8 800 Avustralyalı deneğin televizyon izleme alışkanlıklarını masaya yatırdı. Yapılan hesaplamalar sonucunda televizyon izleyerek geçirilen her saatin 25 yaşın üzerindeki erişkin bir insanın ortalama yaşam süresi beklentisinin 22 dakikasını alıp götürdüğüne tanık olundu. Bir başka deyişle, günde 6 saat televizyonu izleyen bir kişinin, ortalama olarak, izlemeyenlerden yaklaşık 5 yıl daha kısa yaşamaları bekleniyor. Benzer sonuçlara ulaşılan daha birçok araştırma da var. Tüm kanıtları gözden geçiren Dunstan ve arkadaşları aşırı oturmanın “artık fiziksel etkinlik ile sağlıklı yaşam denkleminde başlı başına etkili bir unsur olarak ele alınmasını gerektiren son derece ciddi bir durum” olduğu sonucuna vardılar.

MESAJ AÇIK

Burada aktarılmak istenen ileti son derece açık. Belli bir zaman diliminde saatlerce oturmak, günün geri kalanında yapılanlar ne olursa olsun, sağlık açısından ciddi bir risk oluşturuyor. Günde bir paket sigara içen biri nasıl ki hafta sonlarında 10 kilometre koşarak bu açığı kapatamazsa, kısa süreli yoğun beden alıştırmalarının da saatlerce TV izlemenin etkilerini yok etmesi düşünülemez. Patel’in araştırması saatlerce oturan insanlarda, günde 45-60 dakika beden alıştırmaları yapsalar bile, ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar bu tür insanlara “hareketli miskinler” adını veriyorlar. Ancak araştırmacılarda kaygı uyandıran yalnızca koltukta pinekleme durumu değil. Olumsuzluk öncelikle devinimsizlikten kaynaklanıyorsa- sağlık açısından kendine özgü yararlar sağlayan uyku bir yana- araştırmacılar kitap okumak, ya da masa başında çalışmak gibi başka türde devinimsizliklerin de sağlığa en az televizyon izlemek denli zarar verebileceğinden kuşku duyuyorlar. Dunstan insanların ne denli devinimsiz olduklarını anlamak amacıyla, ivme ölçerler ve eğim ölçerler aracılığıyla yüzlerce deneğin günlük etkinliklerini izlemeye aldı. Sonuçta, insanların 14-15 saatini uyanık geçirdiği bir günün %55-75 kadarında devinimsiz olduklarını gördü. İnsanların “egzersiz” adını vermekten hoşlandıkları ılımlıdan yoğuna uzanan etkinliklerin ise günün %5’inden az bir bölümünü oluşturduğu görüldü. Öyle ki, çok devingen bir yaşam sürdürdüklerine inanan insanlar kendilerini kandırıyor olabilirlerdi. Dunstan berberlik ve garsonluk gibi birtakım mesleklerin devingen bir yaşam biçimini gerektirdiğine, ancak bu tür mesleklerin giderek yok olduğuna ve günümüz ofis çalışanlarının yaşamlarının büyük bir bölümünün bilgisayar ekranı başında geçtiğine dikkat çekiyor. Oysa, bedeni böylesi bir yaşam biçimine uyumlu değil. Colorado Üniversitesi fizyoloji uzmanlarından Audrey Bergouignan da, evrimsel açıdan bakıldığında insanların devingen yaşama uyumlu bir yapıya sahip olduklarını, büyükanne ve büyükbabalarımızın gün boyunca etkin olduklarını ve spor salonlarına gitmediklerini dile getiriyor.

OTURAN HEDEFLER

Bergouignan’ın çalışmalarının büyük bir bölümünü uzay ajanları tarafından desteklenen yatak istirahatiyle ilgili araştırmalar oluşturuyor. Bu araştırmalar öncelikle düşük kütleçekiminin astronotlar üzerindeki etkileriyle ilgili olmakla birlikte, sonuçlar yeryüzündeki eylemsizlik için de geçerliydi. Genelde deneklerin bir gün ile bir ay arasında değişen süreleri yatakta geçirdikleri bu tür araştırmaların sonucunda deneklerde obezler ve çok benzer özelliklerin ortaya çıktığına tanık olundu. Araştırmalar devinimsizliğin karmaşık bir dizi metabolik değişikliklere yol açtığını ortaya koydu. Örneğin, kullanılmayan kaslar yalnızca körelmekle kalmayıp, yağları yakıcı dayanıklı kas liflerinden daha çok glukoza bel bağlayan hızlı kasılan liflere dönüşmekteydiler. Devinimsiz kaslar hücrelerin güç kaynağı olan ve yine yağları yakan mitokondri yitimine de neden oluyorlardı. Kasların yaptıkları az işle karbonhidratlara daha da çok bel bağlamaları kanda yakılmayan yağların birikmesine yol açıyordu. Gerçekte yağın birikmemesi gereken kaslar, karaciğer ve kalın bağırsak gibi yerler de yağ bağlıyordu. Bunun dışında, ensülin direnci gibi başka değişiklikler de meydana geliyordu. Bergouignan genelde hareketli olan insanlardan tempolarını yavaşlatıp birkaç haftalığına daha uyuşuk akranlarına öykünmeleri istenen bir araştırmadan da benzer sonuçlara ulaşıldığını belirtiyor. Öyle ise, insanlar bu durumdan kaçınmak için- masa başı işlerinden vazgeçip hemşirelik, berberlik ve garsonluk gibi işlerle uğraşmak dışında- ne yapabilirler? Öncelikle, egzersizin yine de yararlı olduğunun altını çizmek gerekiyor. Bir saatlik beden çalışması saatlerce oturmanın etkilerini yok etmese bile, sağlığa yararlı birtakım etkiler yarattığı bir gerçek. Dunstan yoğun beden alıştırmalarının belgelerle kanıtlanmış yararlarını bir yana atmak yerine, uzun süreli oturmayı farklı ele alınması zorunlu bir başka risk unsuru olarak değerlendirmek gerektiğine dikkat çekiyor. Son dönem çalışmalarında soruna kesin bir çözüm bulmaya çalışan Dunstan geçtiğimiz yıl yayımlanan bir araştırmasında, çalışma saatleri içinde verilen kısa süreli devinim aralarının kandaki şeker düzeyleri ve ani ensülin çıkışlarında yaklaşık %25’lik bir düşüş sağladığına parmak basıyor. Daha da şaşırtıcı bir sonuç ise, koşu bandında zaman geçirmenin en az tempolu yürüyüş denli etkili bir yöntem olduğu. Dunstan bir sonraki aşamada gün içinde devingenliği sağlayıcı aralar vermenin en etkili yollarını bulmayı tasarlıyor. En iyi çözümün sık sık kısa aralar vermek mi, yoksa daha az sıklıkta daha uzun aralar mı olduğu sorusuna açıklık getirmeye çalışıyor. Evde de aynı soruların geçerli olduğuna dikkat çeken Dunstan, “Bilgisayarda çalışıyorsanız, arada bir kalkın ve söz gelimi bulaşıkları yıkayın. Televizyon izliyorsanız 20 dakikada bir kalkıp ortalıkta dolanın,” diyor. Patel de günlük beden alıştırmalarında önerilen düzeylerin yakınına bile ulaşamayan milyonlarca insan için müjde niteliğindeki bu habere ek olarak, “Hiç yoktan iyidir. Salt ayağa kalkıp hareket etmek bile doğru yolda atılmış büyük bir adım sayılır,” diyor. THE NEW YORK TIMES
Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Erkekler için çocuk sahibi olmak büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Eşiniz baba olmaya hazır mı? İşte cevabı.
  • Sosyal medyada sahte profillere dikkat! Sanal dünyadaki tuzaklara dikkat! Prof. Dr. Sevil Atasoy, internet üzerinden kurulan tuzaklara karşı bilinçlen
  • Uçağa bindiğimizde normal tat alma duyumuzu biniş kapısında bırakırız. Neden mi?
  • Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Türkiye'nin ilk nöropsikiyatri hastanesi olan NP İstanbul Beyin Hastanesinin kurucusu ve aynı zamanda Üsküdar Ün
  • Harvard Üniversitesi’nden psikolog Dr. Martha Stout, Yanı Başınızdaki Sosyopat isimli kitabında bir sosyopatİ ele veren 10 işareti açıkladı. Bir sosy
  • Geçirdiğiniz çocukluk gelecekteki yaşlılığınızı belirliyor. Bana çocukluğunu anlat, sana nasıl bir yaşlı olacağını söyleyeyim!
  • Randevu Al