Beyin kanseri için umut mu?

Anti-psikotik ilaçlar beyin kanseri tedavisi için umut olabilir mi?

Beyin kanseri için umut mu?
Paylaş:

Anti-psikotik ilaçlar beyin kanseri tedavisi için umut olabilir mi?

Oncotarget dergisinin yeni sayısında yayımlanan bir çalışmada, FDA onaylı bir gurup anti-psikotik ilacın primer beyin kanserinin en agresif formu olan glioblastomaya karşı tümör öldürücü aktiviteye sahip olduğu saptandı.

ilacUC San Diego Tıp Fakültesi, Nöroşirurji Bölümü Başkanı ve çalışmanın baş araştırmacısı Prof. Dr. Clark Chen’in önderlik ettiği bilim insanları ekibi, insan genomundaki her bir genin glioblastoma gelişimine nasıl bir etkisinin olduğunu test etmek için, shRNA olarak adlandırılan bir teknoloji platformu kullandılar.

ShRNA teknolojisine öncülük eden keşif, 2006’da Fizyoloji/Tıp alanında Nobel Ödülü kazanmıştı. ShRNA’ların genler ne tür bir etkisinin olduğunun araştırıldığı çalışmasında elde edilen bulgular ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Chen, “Bunlar, moleküler silgiler gibi bir fonksiyona sahiptirler. Bu ‘silgileri’ insan genomundaki her gene karşı tasarlayabilirsiniz. Bu shRNAlar daha sonra virüslerin içine doldurulup kanser hücrelerinden içeri sokulabilir. Eğer glioblastoma büyümesi için bir gen gerekliyse ve shRNA bu genin fonksiyonunu silerse, akabinde kanser hücresi- ya büyümeyi durduracaktır ya da ölecektir” diyor.

Prof. Dr. Chen, glioblastoma büyümesi için gereken çok sayıda genin ayrıca dopamin reseptör fonksiyonu için de gerekli olmasının şaşırtıcı bir bulgu olduğunu dile getiriyor. Dopamin, sinir hücrelerinden salınan küçük bir moleküldür ve hücre iletişimini sağlayarak, sinir hücreleri çevresindeki dopamin reseptörüne bağlanır.

Anormaldopamin regülasyonu, Parkinson hastalığı, şizofreni ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ile ilişkilidir. Dopaminin bu hastalıklardaki önemi nedeniyle, dopamin antagonistleri adı verilen, dopaminin etkisini nötralize etmek için ilaçlar geliştirilmiştir. ShRNA çalışması aracılığıyla ortaya çıkan ipuçlarını takiben, Prof. Dr. Chen ve ekibi dopamin antagonistlerinin glioblastomaya karşı etkilerini test etti ve bu ilaçların hem hücre kültürü hücrelerinde hem de fare modellerinde anlamlı anti-tümör etkileri sergilediğini saptadılar.

Araştırmacılar, bu etkilerin tümör büyümesini durdurmak adına diğer anti-glioblastoma ilaçları ile kombine edildiğinde sinerji olduğunu gösterdiler. Prof. Dr. Chen, “Bu ilaçların anti- glioblastoma etkileri tamamen beklenmedik bir durumdur ve tarafsız bir genetik tarama gerçekleştirdiğimiz için sadece çıplak sonuçlardır” dedi.

Klinik yarar ön plana alındığında, elde edilen bulguların iki açıdan çok önemli olduğunu belirten UC San Diego, Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Bob Carter, ise “İlk olarak, bu ilaçlar diğer hastalıkların davisinde insan kullanımı n halihazırda FDA onaylıdır.

Dolayısıyla bu ilaçların yıllar süren preklinik testlerin atlanarak glioblastoma tedavisi için uygun hale getirilmesi mümkündür. İkinci olarak da, bu ilaçların, ilaçların %90’dan fazlasının beyinden girişini önleyen bir bariyer olan, kan-beyin bariyerini geçtiği gösterilmiştir” diyor.

MEDİKAL AKADEMİ