ALZHEIMER MI DEPRESYON MU?

Paylaş:

Oğuz Tanrıdağ

Yaşam boyu ya da uzun süreli depresyonu olanların Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin daha fazla olduğunu biliyor muydunuz?

Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ anlatıyor:

Alzheimer hastalığı ve depresyon ilişkisi oldukça karmaşık bir ilişkidir. Bu ilişkiyi birkaç açıdan yaklaşarak irdeleyebiliriz. Risk ilişkisi açısından her ikisi de birbiri için bir risk faktörü oluşturur. Yaşam boyu ya da uzun süreli depresyonu olanların Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin depresyonu olmayanlara oranla en az 2 misli olduğu gösterilmiştir. Buna karşın, Alzheimer hastalarının en az % 25-40' ında ağır depresyonun, yaklaşık % 20' sinde orta derecede depresyonun ve geri kalanlarda ise birkaç depresyon belirtisinin varlığı gösterilmiştir. Her ne kadar şimdilik Alzheimer hastalığı ve depresyon nöroloji ve psikiyatri tarafından paylaşılmış görünse de yakın bir gelecekte her ikisinin de nöropsikiyatrik hastalıklar olarak kabul edilmesi ve aynı zeminde incelenmesi beklenmektedir.

Alzheimer hastalığının ve depresyonun birbirlerine karşı risk faktörü olarak görünmelerine ek olarak belirtilerin birbirine karışması her zaman söz konusudur. Her ikisinde de unutkanlık, gündelik hayatla ilgili zorluklar, davranış problemleri ve içe çekilme ortak olduğundan biri diğeri olarak tanınabilir. Bu gibi problemler ortaya çıktığında ailenin hastalıklarla ilgili öyküsü önemli bir belirleyicidir. Aile içinde daha önceden Alzheimer yaşandıysa bu ihtimal kolaylıkla bireylerin aklına gelebilir. Eğer depresyon aile içinde yaşanmış bir öyküyse bu kez de akla ilk gelen depresyondur. Akla ilk gelen ne olursa olsun Alzheimer hastalığında depresyonun görülme olasılığı ve depresyonda da Alzheimer riskinin artma gösterdiği hatırlanmalıdır.

Problemler belirdiğinde başvurulan kaynağın ne olduğu da önemlidir. Eğer ilk olarak psikiyatriste başvurulduysa çoğu kez Alzheimer ihtimali atlanır ve hasta depresyon tanısı alır. Bu gibi durumlarda depresyon gibi görünen tablonun ilaçlardan yararlanmadığının anlaşılması ne yazık ki 2-3 seneyi bulabilir. Eğer başvurma kaynağı nöroloji ise bu kez de bazı nörologların, ilgi alanlarına girmemesi nedeniyle hem Alzheimer hem de depresyonu önemsememeleri ve hastaları normal kabul etmeleri olasıdır. Hastanın ilk görüşme sırasındaki tavrının dikkatlice gözlenmesi doktor için yönlendirici olabilir. Alzheimer hastalarının çoğu yakınmalarını kabul etmezler ama bunun nedeni onların farkında olmamalarıdır. Onun dışında genellikle rahat konuşurlar, yüzleri gergin değildir ve sorulara cevap verme yanlısıdırlar . Alzheimer hastalarının çoğunda somatik dediğimiz gövdesel şikayetler ya çok azdır ya da yoktur. Depresyonun varlığındaysa hasta konuşmak istemez, hemen kalkıp gitmek ister,sorulara yanıt vermez. Sürekli şikayet eder.

Alzheimer hastalığı ve depresyon birlikte de görülebilirler. Bu durum özellikle
daha önceden depresyon tanısı almış ve tedavi görmekte olanlar için söz konusudur. Bunun dışında ileri yaş grubunda Alzheimer hastalığı olmadan da depresyonun gelişme olasılığı vardır. Bütün bu olasılıklar hastanın hem nöroloji hem de psikiyatri uzmanları tarafından birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
       
BULMACA ÇÖZMENİN FAYDASI VAR MI ?

Alzheimer hastalığında bulmaca çözmenin yararıyla ilgili anlayış hastalığın risk ve koruyucu faktörleriyle ilgili bazı bilgilere dayanmaktadır. Bu bilgiler şu şekilde özetlenebilir;

A. Yeni şeyler öğrenmenin ve eğitim yoluyla beyni yoğun biçimde kullanmanın çocukluktan itibaren beyinde yeni bağlantıların oluşmasına yardımcı olduğu ve belleği güçlendirdiği gerçeğinden yola çıkılarak beyni sürekli meşgul tutmanın benzeri bir etkisinin olabileceği iddia edilmiştir. Bunun da en pratik yolu olarak bulmaca önerilmiştir.

B. Zeka ve zihin testlerinde eğitim görmüş olanların görmemiş olanlara nazaran daha yüksek skorlar elde etmeleri bu düşünceye kaynaklık eden bir diğer faktördür.

C. Bulmaca çözme sırasında belleğin kullanılması bellek zayıflamasıyla ortaya çıkan Alzheimer hastalığı gibi bir hastalıkta etkili olur diye düşünülmüştür.

Ancak bu düşünceler ve beklentiler genellikle normal sayılan kişilerde yapılan bazı tespitlere ve çoğu kez de iyi niyetli dileklere dayanmaktadır. Çünkü;

A. Çocuklarda yeni şeyler öğrenme ve beyindeki bağlantıları bu yolla geliştirmeyle ileri yaş gruplarında yer alan ve beyinlerinde ilerleyici bir hastalık olanlarda aynı şeyin geçerli olduğunu ispat eden hiçbir araştırma sonucu yoktur. Alzheimer hastalığı genetik mekanizmaların belirleyiciliğinde başlayan ve beyinde önü alınmaz zihin kayıplarına yol açan biyolojik gerçeklerin baş rolü oynadığı bir hastalıktır. Bu nedenle, genetik-biyolojik süreçlerin iyi niyetli gayretlerle önlenmesi ya da geri çevrilmesi mantıken yanlıştır.

B. Zeka ve zihin testlerinde iyi eğitim görmüş kişilerin görmemiş olanlara oranla daha başarılı olmalarının arkasında başka gerçekler vardır. Bu gerçeklerin başında da bu testlerin eğitim görmüş insanlar için hazırlanmış olması gelmektedir.

C. Bulmaca çözme sırasında genellikle eski bilgiler sınanır. Yani insanların yeni öğrendikleri değil önceden öğrendikleri şeyler sınanır. Alzheimer hastalığındaki esas problem eski hafızayla ilgilim değildir ve hastaların çoğunda bu bellek zaten korunmuştur. Önemli olan ise yakın dönem içinde öğrenilenlerin etkilenmiş olmasıdır. Bir Alzheimer hastasının 40 yıldır ismini bildiği ve bir çok filmini seyrettiği bir sinema sanatçısının ismini hatırlıyor olması ya da evinde hayat boyu kullandığı bir eşyanın ismini hatırlaması zaten beklenen bir şeydir ve doğaldır. Buna karşın, yeni öğrenilenlerle ilgili bulmaca sorularının önünde çoğu hastalar saatler boyu cevabı bulmak adına beklemektedirler. Yeni bilgileri hatırlamak için sarfedilen bu zaman bir çok insanın sıkılmasına, bulmacadan kopmasına ve eğer bulmaca çözmeleri çevreleri tarafından israrla isteniyorsa tepki içine girmelerine neden olmaktadır. Bu da giderek depresyon için şartları hazırlamaktadır.

Bu nedenlerle bulmaca çözmenin yararlı olduğu düşüncesi iyi niyetli bir beklentiden öteye gidememiş durumdadır. Buna karşın, "peki biz yine de bu türden bir şeyler yapmayı istersek ne yapabiliriz?" türünden bir soru sorulduğunda, bu sorunun yanıtı Sudoku çözmek olabilir. Çünkü sudoku bulma çözmekten farklıdır. Sudoku sırasında kişiler kendilerine verilen ihtimallerden mantıksal çıkarsamalar yapmak zorundadır. Yani sudoku boşuboşuna bellek zorlaması gibi bir çabayı değil beynin ihtimaller üzerinde ilem yapmasını gerektirir ve her aşamada çıkarsama değişir. Sudoku sırasında devreye giren bellek değil dikkat ve karar vermedir.