Üstün zekâlı kavramı çocuklarda ego kabarması yapıyor!

Toplumda özel yetenekli çocuklar için kullanılan ‘üstün zekâlı’ ve ‘üstün yetenekli’ kavramları, tanımlanırken yapılan hatalar nedeniyle çoğu zaman birbirinin yerine kullanılıyor.

Bilimsel olarak biz üstün zekâlı ve üstün yetenekli tanımlamalarını kullanmıyoruz. Üstün denildiği zaman çocuk sonrasında ‘ben üstün zekâlıymışım’ diyor. Kendini zeki ve üstün görüyor, diğer çocuklara karşı kendisine narsistik eğilimleri besleyip, ego kabarması yaşayabiliyor. Böyle durumlarda aileler de hata yapabiliyor. Ebeveynler çocuklarında özel yetenekler olduğunu öğrendiklerinde genellikle çok mutlu oluyor. Fakat ebeveynlerin böyle bir durumda hoşuna gideni değil de doğruya talip olması gerekiyor. Bu yazımda yarınlarımızın imarında çok önemli yere sahip özel yetenekli çocuklarımız ve onların eğitiminde dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin düşüncelerimi size aktaracağım.

Üstün zekâlı tanımı, ego çocuğun egosunu şişiriyor

Bilimsel olarak üstün zekâlı ve üstün yetenekli tabirlerini kullanmıyoruz. Çocuk etrafındakiler tarafından üstün zekâlı olarak tanımlandığı zaman ‘ben üstün zekâlıymışım’ diyor. Kendini zeki ve üstün görüyor, diğer çocuklara karşı narsistik eğilimleri besleniyor, ego kabarması oluyor. Üniversitede ‘Özel Yetenekliler Araştırma ve Uygulama Merkezi’ adında bir bölüm açtık. Bu programa girdiği zaman kişinin kendisiyle ilgili algısı değişiyor.

Matematiksel zekânın yerini çoklu zekâ aldı

Özelliği olan çocuk üstün olduğu anlamına gelmiyor. Bu durumlarda üstün zekâ, üstün yetenek yerine özel yetenek diyoruz. Bir özelliği olan çocuk geldiği zaman bu üstünlük anlamına gelmez. Bu toplam kalitede vardır. Daha önce zekâ tekil kabul ediliyordu,  matematiksel zekâ deniyordu. Daha sonra çoklu zekâ olduğu anlaşıldı.

Çoklu zekâda da sosyal, müziksel, içsel ve duygusal zekâ var. Bütün bu özelliklerin toplamı olduğu zaman bir zekâdan bahsedilir. Zekâ tekil değil çoğuldur, sabit değil değişkendir tarzındaki görüş kanıtlandı. Bu nedenle bu çocukların sadece zekâ alanında yüksek olması onun sosyal ve duygusal zekâlarının da yüksek olduğu anlamına gelmiyor. Beyninde bir sorun olur, örneğin kişi otistiktir. Einstein öyle, evliliği yürütememiş, sosyal ilişkilerde başarılı değil ama deha derecesinde müthiş bir matematiksel zekâsı var.

Zekâ testi yapılırken kişi olduğu gibi değerlendirilmeli

Zekâ yetenekler kümesidir. Kişide zamanlama, sıralama ve benzeri aykırılıklar, farklılıklar olur. Çeşitli testlerle ölçülen becerilerdir. İlk zekâ testini bulan Stanford’a soruyorlar ‘Zekâ nedir?’ diye. Net bir cevap bulamıyor ve en sonunda ‘Benim testimin ölçtüğü şeydir’ diyor. Testler var ama o testler de her şeyi tam ölçmüyor. O yüzden zekâyla ilgili değerlendirme yaparken kişiyi olduğu gibi ele almak gerekiyor. Kişiye özel bir durum var. Bazı kişiler bazı alanlarda güçlü, bazı alanlarda zayıftır. Bazı kişilerin zekâsı yetersiz görünür ama bazı alanlarda olağanüstü olabilir. Onun için özel yetenekli olan gençlere özel bir yaklaşım gerekiyor. Mantıksal zekâsı yüksek olanlar çok kolay öğrenir. Sınıfta hocanın anlattığını ben biliyorum der, hoca sorduğunda gerçekten de bildiği görülür. Bir anlatışta kapmış. Mantıksal zekâsı yüksek olan bu çocukları özel olarak eğitmek gerekiyor.

Wisc-r Testi suiistimal edildi

Bir dönem Türkiye’de Wisc-r Testi uygulanıyordu.  Bu testte 120’nin üzerinde olanlar parlak zekâlı kabul ediliyordu ve onlara özel eğitim statüsünde uygulamalar yapılıyordu. Fakat daha sonra her şeyin suiistimal edildiği ortaya çıktı. Wisc-r Testi’nin eğitimini insanlara verdiler, çocuklara testi yapa yapa öğrettiler. Bu sefer zekâsı ortalama 100 civarında olan bile o derse gittiği zaman 120 üzerinde çıktı. Bunun üzerine Türkiye’de kaldırıldı.

Daha ayrıntılı testler var, mantıksal ve matematiksel zekâyı ölçüyor. Matematiksel zekânın gerçekten doğuştan gelen bir yönü var. Şöyle ki; genlerinde insan boyunun 1.80 olduğu yazılıysa ve eğer iyi beslenip, iyi yaşarsa 1.80’e kadar boyu uzar. Ama iyi beslenmez, iyi yaşamazsa 1.70’lerde kalır. Zekâ da böyle, genetik olarak anne ve baba zeki olduğu zaman çocukta da öyle olur. Burada hızlı öğrenebilmek önemli. Yani beyne aslında bilgisayar metodolojisiyle yaklaşırsak bilgisayarın işlemci hızı yüksekse o bilgisayar zekidir. Hızlı öğrenir hızlı kapar ama bilgisayar sadece işlemciden ibaret değil. Bellek var, odaklanabilmesi lazım. Diğer birçok fonksiyonu var.

Beyni zorlarsak zekamızı geliştirebiliriz

Dikkat eksikliğinde kullanılan bazı ilaçlar öğrenme hızı üzerinde doping etkisi yapıp öğrenmeyi artırıyor.  Fakat etkisi geçince kişiyi depresif yapıyor, ilacı bırakamaz hale geliyor. Bu, beynin işletim sistemini hızlandırmaktır. Öyle bir şeydir ki beynimizi zorlarsak zekâmızı geliştirebiliriz. Amaç burada beynimizi zorlamak. Mesela body yapan gençler kaslarını zorluyor, saatlerce çalışıyorlar, terliyorlar sonra üçgen vücut ortaya çıkıyor.

Buna benzer şekilde kişi beynini de zorlarsa, zora talip olursa, zor problemler çözerse ve rutine razı olmazsa zekâyı geliştirebilir. Japonların bir yöntemi var, bir şey yapıldığı zaman ‘daha iyisi mümkün mü?’ diye sorarlar. Bunu yaparak zekâyı geliştiriyorlar. Mevcutla yetinmek, statükoculuk, korumacılık zekâyı köreltiyor. Yeni deneyimler, yeni tecrübeler ve merak duygusu zekâyı iyileştiren etkenlerdir.

Osmanlı döneminde tek kişilik sınıflar vardı

Doğuştan gelen bir sermaye var. Biz ve çocuğumuz bunu nasıl kullanacak diye düşünmemiz lazım. Özel yetenekli olan çocuklarda bunu iyi kullanmamız lazım. Diğer çocuklar grup içerisinde öğreniyorlar, oynuyorlar. Fakat özel yetenekli çocuklar diğerlerinden farklı özelliklere sahip olduğu için gruptan ve toplumdan ayırmadan özel derslerle, güçlü oldukları alanlarda özel eğitimlerle desteklenirse fark oluşturuyorlar.

Hatta bunu Osmanlı fark etmiş, Enderun mekteplerinde tek kişilik sınıflar oluşturmuşlar. Nevzat Yalçıntaş hoca İngiltere’ye gittiğinde tek kişilik sınıflarda dersler verildiğini görmüş. Neden böyle yapıyorsunuz diye sorduğunda hoca gülüp ‘Bunu biz sizden aldık, Osmanlı eğitim sisteminde bu var’ demiş. Bunlar özel yetenekli çocukları alıyorlar, güçlü yeteneklerini ortaya çıkarıyorlar. Buna yetenek yönetimi deniyor. Yetenek yönetimi yapılıyor ve yeteneğine göre ihtimal iklimi içerisinde ona fırsat veriliyor.

Ebeveynler profesyonel yardım almalı

Ebeveynlerin çocuklarında özel yetenekler olduğunu öğrendiklerinde genellikle çok mutlu oluyor.  Annelerde bu durumla daha çok karşılaşılıyor. Annenin dünyasında en önemli unsur, çocuğunun geleceği için iyi eğitilmesidir. Fakat ebeveynlerin böyle bir durumda hoşuna gideni değil de doğruya talip olması gerekiyor. Bu yüzden profesyonel bir yardım gerekebilir. Biz böyle durumlarda çocuğu taramalardan geçiriyoruz. Çoklu zekâyla ilgili bütün becerilerine, öğrenme bozukluğu durumuna, sosyal öğrenmesine ve non-verbal öğrenmesine bakıyoruz. Öğrenmeyi sadece verbal yani sözel öğrenme olarak değil de sözel olmayan emosyonel, sosyal ve davranışsal öğrenme olarak kabul ediyoruz. Bütün bu taramaları yaptıktan sonra çocuğa şu alanlarda şöyle bir destek faydalı olabilir diyoruz.

Ortalamanın üzerinde olan çocuk çabuk sıkılıyor

Sınıfta çocuk hep ortalamanın üzerinde oluyorsa bir süre sonra sıkılmaya başlıyor. Böyle çocukların ayrıca birebir onun seviyesindekilerle eğitim alması sağlanmalı. Rehberlik Danışma Merkezleri bunun için var. Çocuk bir alanda başarılı olunca özgüveni de oluşuyor. Onu mutlu da ediyor. Bilgisayarda başarılı, resimde başarılı. Nerede başarılıysa o alana yönlendirelim ama sadece tek ilgi alanı o olmasın. Tek bir alanda süper olursa onun dışında evliliği başaramıyor, iş hayatında başaramıyor.

Özel eğitim formatı değişiyor

Özel eğitimde format değişiyor. Nörobilim temelli özel eğitimler var. Beyin temelli eğitimlerle bir insanın bacağı kırıldığı zaman bütün vücudu değil sadece bacağı alçıya alınır. Bazı kişilerde öğrenme bozukluğu varsa bir alan bozuksa sadece o tedavi edilir. Tüm beyine ilaç yükleme yapılmaz. Onun zayıf olan yeri neresiyse orası güçlendirilir. Bunun gibi çocuğun bir tarafı başarılı olduğunda herkes alkışlayacak diye ön plana çıkarırken diğer sosyal becerilerini, ince motor kaba motor becerilerini, sosyal becerilerinin hepsini düşünerek ortaya çıkarmak gerekir. Denver diye bir test var. Bu testleri yaparak çocuğu tanıdıktan sonra çocuğa danışmanlık desteği alınması gerekiyor.

Yetenek avcıları gençleri keşfediyor

Yeteneklerin gelişmesinde mutlu aile önemli. Kişilerde zaten mutlu bir aile ortamı varsa yetenekler kişide farkında olmadan ilerliyor. Engelle karşılaşmamış, önü açılmış oluyor. Bu nedenle sosyal desteğin iyi olması önemli. Lisede ve üniversitede bu tarz bir öğrenciyi öğretmen keşfettiği zaman yetenek yönetimi dediğimiz yetenek avcıları vardır. Yetenek avcıları gider bu tarz gençleri keşfeder onlara özel eğitimle onun geleceğiyle ilgili birçok kazanım sağlamış olur. Eğitim sistemimizde bu özel yetenekli çocuklarla ilgili yetenek avcılarını geliştirmek lazım. O çocukları bulacaklar, onların üzerinde beceri kazandıracaklar. Bu erişkinler için de geçerli. Zaten yöneticilerin en önemli özellikleri yetenek yönetimi yapabilmeleri. Şu kişi şu işi daha iyi yapar, şu kişi şu işi burada daha iyi yapar diyebilmeleri önemli. Bu birazda liderlikle ilgili. Lider iyiyse yetenek yönetimini iyi yapar ve bununla ilgili deneme ve yanılmayla fazla uğraşmadan ilerleyebilir. Yetenek yönetimi vizyonuyla bakarsak bu tarz kişileri iyi yönetebiliriz. Bakmazsak, bu kişiler harcanıyorlar.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan  
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü- Psikiyatrist

 


Paylaş

Görüntülenme:
Güncellenme Tarihi:19 Ağustos 2020Yayınlanma Tarihi:18 Ağustos 2020

© 2024e-Psikiyatri.com, bir NPGRUP sitesidir,
e-Psikiyatri.com bir NPGRUP sitesidir. Bu sitede verilen bilgiler, site ziyaretçilerinin/hastaların hekimleriyle mevcut ilişkilerini ikame etmek değil, desteklemek için tasarlanmıştır. Bu sitede yer alan bilgiler bir hekime danışmanın yerine geçmez. Tüm hakları saklıdır.