Salgın Kriziyle Başa Çıkmak İçin Pozitif İletişim

Salgın krizi insanların bütün bir yaşamını alt üst etti. Gündelik yaşam, kriz durumuna uygun olarak yeni baştan organize edildi.

Salgın Kriziyle Başa Çıkmak İçin Pozitif İletişim

Özellikle büyük kentlerde hayatın akışı neredeyse tümüyle değişti. Hayatın ritmi epey yavaşladı. İnsan ilişkileri sosyal mesafe, fiziksel mesafe gibi kavramlarla yeniden biçimlendirildi. Hayatın yavaşlayan ritmine sosyal ve de fiziksel mesafenin dahil olması insanlar arası iletişim üzerinde de olumsuz yönde etkiler yaratmaya başladı. İnsanlar arası iletişimin olumsuza dönüşü ise insanları psikolojik ve moral yönden olumsuz etkilemektedir. Bu yazıda da bu noktalara dikkat çekilerek, içerisinde bulunulan kriz döneminde pozitif iletişimin nasıl başarılacağı ve bunun için yapılması gerekenler üzerinde durulmaktadır.

Corona salgınına bir de stres salgını eklenmemeli

Salgın tehlikesiyle birlikte sosyal mesafe ve izolasyon öncelikli önlem yolu olarak uygulanmaya başlandı. Bunun üzerine insanlar evlerine kapandı, cadde sokaklarda ise aralarına mesafe koymaya özen göstermekteler. Ancak bu durum iletişimsel mesafeyi de beraberinde getirdi. Sokaklarda, caddelerde, özellikle de market, pazaryeri gibi ortamlarda insanların ya birbirleriyle iletişim kurmadıkları ya da olumsuz iletişim kurdukları dikkat çekiyor. Ortalığa ilginç bir sessizliğin hakim olduğunu gözlemliyoruz. İnsanlar birbirleriyle konuşmuyorlar, konuşmak zorunda kaldıklarında da genelde olumsuz bir iletişim tarzına yönelmeleri dikkat çekiyor. İçerisinde bulundukları stresi birbirlerine de yöneltme eğilimi içerisindeler.

İçimizdeki stres sokaklara yansıdıkça, corona salgınının yanında bir de stres salgınıyla mücadele etmek zorunda kalabiliriz. Stres salgınını yenmek çok daha zordur. Stres odaklı paylaşımlarımız yalnızca bugünümüzü değil, geleceğimizi de olumsuz etkiler.  Birbirimize stres yayarak, stresi paylaşarak alacağımız psikolojik darbeler hayat boyu bizi rahat bırakmayacak ve hayatı bize zehir edecektir. Bu nedenle olabildiğince stresi kendimizden uzak tutalım, başkalarına da bulaştırmamaya dikkat edelim. Bunun yolu ise pozitif iletişimdir.

Pozitif İletişimle sosyal mesafeyi aşmak mümkün

Bu krizi belki de en az hasarla atlatmanın en önemli yollarından biri pozitif iletişimdir. Birbirimizle pozitif iletişim kurarak en azından stresi yaymamak, birbirimize moral destek olmak bu zorlu mücadelede bizi biraz daha güçlü kılar. Salgın bir biçimde atlatıldığında ve tekrar biz bize kaldığımızda bu günlere ilişkin hiç değilse iletişimsel anlamda olumlu anılar bırakmak, geleceğe güvenle bakmak açısından da çok önemli olacaktır.

Birbirimize potansiyel hasta ve potansiyel hastalık bulaştırıcı olarak bakmak yerine, birbirimizi hastalıktan korumamız gereken, birbirimize ihtiyaç duyan dostlar olarak bakmak krizle mücadelede bizi güçlü kılar. Pozitif iletişimin gücüyle dayanışma duygumuz güçlenebilir ve kriz karşısında daha da güç kazanırız. Sosyal izolasyonda olduğumuz bu günlerde pozitif iletişimin olanaklarından yararlanarak birbirimize hissettireceğimiz dayanışma duygusu en azından izolasyonun yarattığı yalnızlık duygusuyla da başa çıkmamıza yardımcı olacaktır. Sosyal izolasyonda olsak bile hepimiz aynı gemide olduğumuzu unutmamalıyız.

Sosyal mesafeyi pozitif iletişimle ortadan kaldırmak mümkün. Caddede, sokakta, işyerinde, evde birkaç tatlı söz, sıcak bir günaydın, sempatik bir selamlaşma sanıldığından çok daha fazla işe yarayacaktır. Asıl şimdi hoş sohbetlere, sözel paylaşımlara ihtiyaç var ve bunu birbirimizden esirgemeyelim. Birbirimize sesimizi duyurarak, iletişimde kalarak sosyal mesafe engelini de aşmış oluruz.

Maske iletişime engel değil

Yüzümüzde maskeler var, ancak bu birbirimizle konuşmamaya engel oluşturmuyor. Ses geçirmeyen maske henüz icat edilmedi. Maske takıyor olsak da konuşmak, gülüşmek, hatta şarkı mırıldanmak mümkün. Unutulmamalıdır ki maskeleri hasta olduğumuz için değil, hasta olmamak için takıyoruz. Sokaklarda, caddelerde, iş yerlerinde, evde maskeli dolaşan bizler hasta değiliz, yalnızca mikrop kapma olasılığını sıfıra indirmek için maskelerimizi takmak zorundayız. Dolayısıyla da hasta psikolojisine girerek neşemizi yitirmemize hiç gerek yok. Sağlıklı insanlarız ve değişen bir şey yok aslında hayatımızda. Yalnızca bir tehlike durumuna karşı tedbir aldık, hepsi bu. O halde salgın öncesinde birbirimizle nasıl bir iletişim kuruyorduysak şimdi de aynı biçimde iletişim kurabiliriz.

Göz teması maskelenmiş değil

Salgın tehlikesi nedeniyle takılan maskeler insanların göz temaslarına da mesafe getirdi. İnsanlar birbirlerinden bakışlarını da kaçırır hale geldiler. Herkesin birbirini potansiyel virüs bulaştırıcı olarak görmesinin de etkisiyle insanlar birbirlerinden uzak dururken ve yüzleri maskeliyken bakışlarını da kaçırma eğilimi içerisindeler. Oysa sosyal mesafe ve maskeler yalnızca olası virüs kapma tehlikesini sıfırlamak içindir. Göz teması önemli bir iletişim biçimidir ve bu salgın günlerinde insanların normal zamandan çok daha fazla ihtiyaçları var göz temasıyla iletişime. Gözlerdeki tedirgin ifadenin yerini sıcak, sempatik, sevecen ifadenin alması gerekiyor. Belki de içerisinde bulunduğumuz bu trajik durumun bakışlarımızla biraz olsun hafifletebiliriz.

Sempatik ve sevecen bakış bugünlerde çok daha gerekli ve önemli. Unutmamalıyız ki ilişkilerimizde değişen bir şey yok. Maskelerimiz kendimizi ve birbirimizi korumak için takıldı. Fiziksel mesafe de bunun için. Ama gözlerimizi kaçırmaya, bakışlarımızı sertleştirmeye hiç gerek yok.  Göz temasını artırmak, bakışları yumuşatmak ve gözlerimizle birbirimize gülümseyerek destek olmamız gerekiyor. Unutmamalıyız ki gözlerimizle, bakışlarımızla birbirimizle kuracağımız pozitif iletişim bizi çok daha moralli ve güçlü kılacaktır.

Aile içi ilişkiler pozitif iletişimle güçlendirilmeli

Salgın tehlikesi öncesi sıklıkla dile getirilen sorunlardan biriydi aile bireyleri arasında artan mesafe. İnsanlar kentin hızlı yaşam ritmi ve koşturmacası nedeniyle birbirlerine zaman ayıramıyor, aile içi ilişkiler ve iletişimde ciddi düzeyde aksaklıklar yaşanmasına dikkat çekiliyordu. O halde bu kriz dönemini bu tür sorunlara çözüm oluşturacak biçimde avantaja çevirmek de mümkün.  Hayat yavaşladı nasılsa. Şimdi hep birlikte evdeyiz. Birbirimizle hiç olmadığı kadar çok zaman geçiriyoruz. O halde bu zamanı aile içi iletişim açısından olabildiğince kaliteli hale getirmeye çalışmalıyız. Kendi işlerimizin dışında kalan zamanı birlikte geçirmeye gayret edebiliriz. Aile içi iletişimi güçlendirmek için şunlar önerilebilir.

-Birlikte kaliteli zaman geçirmek: Bunun için birtakım verimli ve üretime dönük uğraşlar geliştirilebilir. Sanatın çeşitli dallarıyla birlikte uğraşmak, okumak, nitelikli filmler izlemek, evdeki eksik bırakılan işleri birlikte tamamlamak vs.

-Yemekte birlikte olmak: İşlerin yoğunluğundan aileler birlikte yemek yeme fırsatı bile bulamıyorlardı. Şimdi bunun için de yeterli zaman var. Birlikte mutfakta yemek yapmak, yemek masasını hazırlamak, yemeği eğlenceli bir sosyal etkinliğe dönüştürmek aile içi iletişimi güçlendirici etki yapacaktır.

-Serbest zaman etkinlikleri: Birlikte oyunlar oynamak, müzik dinlemek, film izlemek, satranç vb. zihin geliştirici paylaşımlar hem moral olarak iyi gelir, hem de aile içi iletişimi güçlendirir.

-Sosyal medya yerine aile bireyleriyle zaman geçirmek: Sosyal medya çekim gücü olan bir araç. Tümüyle vazgeçmek değil, ancak evde birlikte zaman geçirirken belki sosyal medyada geçirilmekte olan zamanı biraz daha sınırlı tutup aile bireyleriyle zaman geçirmek aile içi iletişimi güçlendirir.

-Kuşaklararası iletişim: Son dönemlerin önemli sorunlarından biri de kuşaklar arası mesafe ve çatışmalardır. Bu günlerde hazır hep bir aradayken belki bu konuya da bir el atılabilir. Aile içerisindeki farklı kuşaklar arasında ortak iletişim ve paylaşım ortamları yaratılarak kuşaklar arası bilgi ve kültür paylaşımı sağlanabilir. Ailenin yaşlılarının eski zaman hikayeleri anlatmalarına, deneyimlerini paylaşmalarına fırsat verilerek yaşlıların kendilerini daha iyi hissetmeleri, moral kazanmaları sağlanırken, bir yandan da kültürel bir paylaşım ve aktarım ortamı oluşturulmuş olur. Diğer yandan genç kuşakların da yaşlı kuşaklara teknolojik bilgi aktarımı yapmaları, örneğin, yeni iletişim teknolojilerini kullanma becerilerine katkı vermeleri sağlanarak kuşaklar arası paylaşım ve yakınlaşma ortamları oluşturulabilir. Bu tür ortamlar en azından bundan sonrası için aile ilişkilerinin daha da güçlenmesi yönünde bir etki yaratabilir.

-Anne baba ve çocuklar arası iletişimin güçlendirilmesi: Günlük yaşamın koşturması içerisinde anne babalar çocuklarına yeterli zaman ayıramıyorlardı. Şimdi en azından bu kriz durumunu bu açıdan fırsata dönüştürebilirler. Anne ve babalar bu süreçte çocukların eğitimleriyle daha yakından ilgilenebilirler.

Okuldan uzak zaman geçirmek zorunda kalan çocukların eğitim süreçlerini desteklemek, eğitim dışı serbest zamanlarını da daha verimli geçirmeleri için çeşitli etkinlikler organize edebilirler. Okul  çağında olmayan daha küçük yaştaki çocuklarla da daha yakından ilgilenerek onların kişiliklerinin gelişim sürecinde çok daha etkili olabilirler.

Pop kültür alanından uzak durmak: Hazır hep birlikte evdeyken bu süreyi, çocukları olabildiğince özgün kültürel ortamlara çekerek onları biraz da olsun pop kültür alanından uzak tutmaya çalışmak uzun vadede olumlu etkiler yaratabilir. Büyüklerin anlatacakları masallar, hikayeler,  geleneksel kültürel ritüellerin paylaşımı, geleneksel kültürün içerisinden birtakım sanatsal paylaşım veya üretimlere yönelme gençler ve çocuklar için pop kültür alternatifleri oluşturabilir. Geleneksel kültürün içerisinden birtakım eğlence formları etkinleştirilebilir, mutfak kültürüne ilişkin paylaşımlar olabilir. Bütün bunlar evde hep birlikteyken,  krizi fırsata çevirmenin yolları olmalı. Dolayısıyla da aile içi iletişimin programlı ve planlı biçimde etkinleştirilmesi bu açıdan da önem taşımaktadır.

Salgının çocuklarda korku yaratmasına engel olmak: Medya bütün gün salgına ilişkin trajik hikayeler anlatıp durmakta. Bu da özellikle belli bir yaşın altındaki çocukların ruh ve duygu durumlarını olumsuz etkileyebilir. Mümkün olduğunca çocukları medyanın anlatı alanını dışında tutarak, verimli ve yararlı ilgi alanlarına doğru yöneltmek bu süreçten daha az hazarla çıkmaları açısından önem taşır. Burada da pozitif iletişimin olanaklarından yararlanmak gerekiyor.

-Eşler arası iletişim: Günlük yaşamın hızlı ritminde birbirlerine yeterince zaman ayıramayan, belki çoğu zaman günlerce hiç karşılaşmayan eşler için şimdi zamanı çokça paylaşmak için fırsat oluştu. Bu zaman dilimini iletişimlerinin ve ilişkilerinin varsa aksayan yanları, onarmak için kullanabilirler. Pozitif iletişimin olanakları kullanılarak aile içi iletişim bu süreçte daha da güçlendirilebilir.
Kısacası özellikle de büyük kentin koşturmacası içerisinde birbirlerine zaman ayıramayan aile bireyleri için şimdi en azından hem krizin olumsuz etkilerini azaltmak hem de aile içi iletişimi güçlendirmek için bir fırsat doğduğu düşünülerek bu son derece dezavantajlı durumun olabildiğince avantaja çevrilmesi mümkün.

-Medyanın gündemi yerine kendi gündemimizi oluşturmak: Aile bireyleri evde bir aradayken olabildiğince kişilerarası iletişimi güçlendirmeye, medyanın kuşatma alanından uzak durmaya özen göstermeliler. Bilindiği gibi bu günlerde medyanın birincil ve neredeyse başat gündem konusu koronavirüs krizi. Aile içerisinde de sürekli bu gündemle haşır neşir olmak, diğer gündemleri göz ardı etmemize, aile içi ilişki ve iletişimi medyanın bu trajik gündemiyle olumsuz zemine taşımaya neden olabilir. Medyanın gündemini izlemek yerine aile içi gündemler yaratmak ve onlarla meşgul olmak çok daha iyi olur. Medyanın kuşatma alanından uzak durarak aileye ilişkin konuları gündeme koymak ve aile bireyleriyle kendi gündem konularımızı paylaşmak krizle mücadele sürecinde de bizleri çok daha güçlü kılar.

İletişim araçlarının olanaklarını kullanmak

Her ne kadar şu sıralarda sosyal ve fiziksel mesafe hayatımıza eklendi ve bizler evlerimizde izole biçimde yaşamak zorundaysak da bu durumu, sosyal çevremizle iletişimimizi daha da güçlendirerek avantaja dönüştürebiliriz. Unutulmamalıdır ki çevremizdeki tüm insanlara yalnızca bir telefon uzaklığındayız. Telefon ve diğer online iletişim araçları yoluyla, hazır hayatın ritmi de yavaşlamışken daha önce zaman bulamayıp da ihmal ettiklerimizi arayabilir, hal hatır sorabilir, zamanı hoş sohbetlerle kaliteli hale getirebiliriz.

Tatilde değiliz, iş ve kurumsal iletişimimiz aynen devam etmeli

Salgın krizi nedeniyle evlerimize kapandık. Ancak bunun bir tatil durumu olmadığını asla unutmayalım. İş ve çalışma biçimine yalnızca yeni bir format verildiğini aklımızdan çıkarmayalım. İşimize ve eğitimimize evlerimizden devam ediyoruz. Dolayısıyla da günlük yaşamın organizasyonunu tatildeymiş gibi değil, işteymiş ya da okuldaymış gibi yapmalıyız. İş ve eğitim ilişkilerimizin gerektirdiği sosyal iletişimi online olarak sağlayarak günlük çalışma yaşamımızı önceki gibi sürdürmemiz ciddi önem taşıyor.

Bu hem içerisinde bulunduğumuz iş ya da eğitim sürecinden uzaklaşmamamızı sağlayacak, hem de hastalık psikolojisinden bizi uzak tutacaktır.  Ayrıca zamanı verimsizleştirmemiş olacağız.  Unutmamalıyız ki bizler hasta değiliz, yalnızca hastalık kapma riski karşısında tedbirli davranmak için günlük yaşamın organizasyonuna geçici bir süre için farklı bir format verdik. Hayat devam ediyor, iş ya da eğitim sürecimiz devam ediyor. Dolayısıyla iş ilişkilerimiz ve iletişimimiz de aynı biçimde devam etmeli.

İşsizlik durumu ve iletişim

Salgın nedeniyle pek çok sektör ürün ve hizmet üretimine ara vermek zorunda kaldı. Bu nedenle pek çok insan işsiz kaldı. Belki de iletişime ilişkin önerilerde en zorlayıcı kesim de bu süreçte işsiz kalanlar. Ancak bunun geçici bir süreç olduğunu düşünmek ve buna inanmak zorundayız. Bütün dünya beklenmedik olağanüstü bir durum yaşıyor ve bu süreçte acılar da çok fazla yaşanıyor. Ancak birlikte, birbirimize moral vererek bu süreci olabildiğince yüksek moralle yönetmek zorundayız. Bunun için iletişimin gücünden yararlanmalıyız. Birbirimize daha çok yakın durarak, daha çok paylaşımda bulunarak, daha çok konuşarak süreci yönetmek daha kolay olabilir.

İşsizlik durumu depresyona ve bireyi kendi yalnızlığına çekme potansiyeli taşır. Bunun bilincinde olarak kendi yalnızlığımıza çekilip orada depresyona girmek, çevremizdekileri de aynı biçimde depresyon alanına çekmek demektir.  Bize ihtiyacı olan insanlar, aile bireyleri böyle durumlarda hep birlikte, bir arada süreci yönetmek ve yenmek için iletişimin tüm olanaklarını kullanmalıdırlar. Bunun geçici bir süreç olduğunu ve bir an önce yaşamın normale döneceğini düşünerek ve gelecek günlerin planlamasını tüm aile bireyleriyle birlikte konuşarak ve planlayarak bu zor günlerde moralleri yüksek tutmak gerekiyor. Bunun için de pozitif iletişimin tüm olanaklarından yararlanmak gerekir.

Pozitif iletişim dayanma gücü verir

Dünya korkunç bir salgınla mücadele ediyor ve bu süreçte ne yazık ki kayıplar yaşanıyor. Toplumumuzda ilişkiler yakın ve sıcaktır. Kayıpların yaşandığı durumda da bu özelliğimizden ödün vermeden acımızı paylaşmaya ve yönetmeye gayret etmeliyiz. Kayıplarımızın ardından kalanların güçlü kalması ve morallerin yüksek tutulması bu süreçte çok önemli. Özellikle de küçük yaştaki çocukların stresten uzak tutulması için tüm aile bireylerinin yakın iletişim içerisinde olmaları, aile içi ilişkilerin güçlendirilmesi gerekmektedir. Bunun için de mümkün olduğunca pozitif iletişimin olanaklarından yararlanılmalı. Pozitif iletişim, sıcak sözler, sohbetler, acıyı da dozunda paylaşmak acıyla mücadelede güç verir, moral destek sağlar.



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: