Ölüm Sorunsal'ı

Paylaş:

1999 yılının 25 Mayıs günü idi. O tarihlerde görevde olan Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel Bağdat Caddesi'nde 'Memory Center of America'nın Türkiye şubesinin açılışı için bizim misafirimiz idi. Yeni teknolojileri ve beyin görüntüleme yöntemlerini inceledikten sonra bana ve diğer hocalarımız Prof Oğuz Tanrıdağ ve Prof Cevat Babuna 'ya dönerek “İmmortalite konusunda bir buluş var mı?” diye sormuştu. O tarihte maalesef ölümsüzlük konusunda bir buluş yok demiştik.

İnsan somut bedenden soyut bedene geçebilir mi?
Tıp hastalıklarla mücadele ve ortalama ömrü uzatma konusunda zaferler kazanıyor ama yaşlanmayı durdurma bugün teorik olarak bile mevzi kazanamadı ve mümkün gözükmüyor.

Ancak Kuantum parçacıklar fiziği insanın bilinçli bir varlık olarak somut bedenden soyut bedene geçebileceğini ve ölümsüzlüğün böyle mümkün olabalacağini teorik olarak açıklayabildi.

İnsan vücut bedenden dalga foksiyonlu bedene geçebilir
Elektron kütlesi olan enerji parçacığı olarak elektriği oluşturur, foton kütlesi olmayan enerji parçacığı olarak ışığı oluşturur ve psikon ışık hızından daha hızlı bir enerji parçacığı olarak muhtemelen bilinçli varlığı yani ruhsal varlığı oluşturur.

İnsan hayatı boyunca beynine dalga fonksiyonu olarak yazılmış bilgileri dijital bir formata çevirerek dalga fonksiyonu şeklinde psikon beyni ile sonsuzluğa neden göndermesin ki?

İşte şimdi yaşam çok daha anlamlı oldu. 'Zaman ve Mekan' kayıtlarından kutulmuş frekans ve dalga fonksiyonu olarak bir ruhsal varoluş artık hiç akla uzak değil.

Ölümsüzlük özlemi
Ölüm konusunu düşünmek ve konuşmak insanın akıl sağlığını bozmadan nasıl mümkün olur? İşte bu soru ile uğraşan bilim koluna 'Tanatoloji'deniliyor. İnsan ölümü düşünürken ümitsizliğe düşmeden yaşayabilir mi? Cevap aranan soru bu.

Modern yaşam geçmiş çağlara göre daha dünyasal daha zevkli ve daha çekici. Bireysellik çabaları insanoğlunu benmerkezciliğe götürürken insanı yalnızlaştırmaya ve ölümden korkmaya sevk etti.

İnsanın ölmek zorunda olması, ölümü öldürememesi, ölümlü olma acı gerçeğini unutarak yaşamaya çalışması, ölüm yokmuşçasına davranarak var olabilmesi, ölüm gerçeği karşısında güçsüz, çaresiz ve zayıf durumu, ölümün hayattan daha fazla şeyler istediği anlamını insanoğluna ihtar ediyor.

Ölüm sahip olduklarımızı alacak bir canavar gibi 'Geri sayım duygu'muz ile birlikte bizi bekliyor.
Yugoslavya devlet Başkanı Mareşal Tito'nun itirafları
Salih Gökkaya "Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı Başkanı" sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito'nun şeref misafiri olarak Belgrad'a gidiyor ve Tito'nun ağzından aşağıdaki sözleri dinliyor.
"Yoldaş, ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç bir şey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler bunu anlayamazsınız. Düşünün ölmek, yok olmak... Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş... İşte bu çıldırtıyor beni... Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak... Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek... Ne korkunç bir şey anlamıyor musunuz?
Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum: Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükafat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana... Ha yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar?
Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.
İtiraf etmek zorundayım.
Ben Tanrı'ya, Elçilerine ve Ahiret'e inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün, şu evrenin bir Yaratıcısı şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır... Bence ölüm de son olmamalıdır, mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum.
Öyle ki, milyonlarca suçsuz insanlara yaptığımız eza ve zulümler, şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette. Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı. Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi...Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!"
Ölüm korkusu için
Ölüm aslında dehşet verici korkunç bir olay değil. Ölümü düşünüp analiz eden insan hesap verme duygusu hisseder ve iyi şeyler yapma arzusu uyanır. Hayatın en anlamlı insani ve soyut değerleri ölümü anlamaya çalışmakla gelişiyor.
Ölüm iyi şeyler yapanlar için bu hayattan mezun olmaktır. Dünyada zamanımızın çok sınırlı olduğunu bilmemiz her günümüzü sahip olduğumuz tek gün gibi yaşamamızı mümkün kılar. Güneş batıp karanlık çöktüğünda içimize enerji depolamışsak gecemizi içimizdeki ışıkla aydınlatabiliriz. Ölümden sonrasını da.
Hayatta tesadüf yok, hata yok, çirkinlik yok. Dünyada misafiriz olup biten herşey ders almamız için bize sunulan nimetler olamaz mı?
Bu odadan çıkıp gittiğimiz gibi bu hayattan da çıkıp gideceğiz. Sonsuzluk çizgisinde açılmış parantez olan dünya hayatından 'Aziz' olarak çıkabilmek bizim elimizde.
İnsana has en önemli özellik özgür irademiz değil mi? Canlılar içinde sadece insanda varoluşu, ölümü ve zamanı algılama ve özelliği var. Özgür irademizle ölümü doğru anlarsak aslında yaşamıda doğru anlamış olacağız.
Ölümle yüzleşebilmek
Yaratıcı yokmuş gibi yaşayan insan ölüm korkusunu yenemez. Ancak eğlence oyuncakları ile kendini oyalar.
Merhametli bir yaratıcıya ağlayan çocuğun annesine sığındığı gibi sığınan insan özgür tercihini doğru kullanmış olmaz mı?
Hayatı doğru yaşayan insan neden ölümden korksun ki? Bilinçli seçimlerimiz sevgi veya korku arasında tercih etmek bize kalmış.
Sevdiklerimizin çoğunu kucaklayan ölüm neden kötü olsun ki? Kötü olsaydı peygamberler ölmezdi.
Bir şehri yüzlerce defa mezaristana boşaltan ölüm bizim için hayatımızdan daha fazlasını ifade ediyor ve yaşarken doğru yaşamamızı istiyor.
İnsanda kutsala inanma, Yaratıcıya güvenme ve sığınma ihtiyacı gibi soyut ihtyaçlar vardır. Yaşlandıkça yaşama arzusu artan insan ölümün yüzüne gülebilir. Çünkü ölüm bitiş, hiçlik, yok oluş değil sadece boyut değiştirmektir, merhametli bir yaratıcıya kavuşmaktır ona dönmektir.
Ölümün ruhumuzda açtığı psikolojik yaralar böyle tedavi olurken ruhumuzda yanar, pişer ve olur ve olgunlaşır.
Herkese 'Gitmeye hazırım' diyebilecek doğru hayat yaşama dileklerimle.

KAYNAK: //www.yazete.com