E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Meslekzede rövanşı…

Mevki, unvan, maaş, rol modellerin yorumları, ailelerin yönlendirmeleri, kıyas, bölgede bulunan iş sahaları, sınav dönemlerinde hızlı karar alarak hareket etme…vs.

Meslekzede rövanşı…

Meslek seçimini belirleyen ne çok dinamik var değil mi?
Daha doğrusu bizi yanlış mesleğe sürükleyen, mutsuzluğumuzun imarı ne çok şey var…
Tabii ki bunları çoğaltmak mümkün.
Hatalı, yanlış meslek seçimimizin suç ortaklarından bazıları sadece bunlar.
Bazen seçtiğiniz mesleğin sunduğu mevkiiye, bazen yüksek gelirine, kimi zaman da popülaritesine ya da ailemizden birilerinin yanlış yönlendirmesinin kurbanı olabiliyoruz.
Olmasak da nicesi kurbanlara şahit oluyoruz… Günümüzde o kadar çok mağduru var ki hatalı meslek seçimi mağduru. Çevrenizi 1 saat gözlemlemeniz yeterli bunun için.
Her sabah uyandığında, ayakları geri geri giden ne çok kişiye şahit oluruz.
Keyif almadığı işi yapmak zorunda kalanın ıstırap kusan beden dilini çoğumuz fark ederiz.
Başarıyı ölçmekten ziyade bir sıralama sınavından öteye geçemeyen YKS’ye bir bölümde okuduğu halde yeniden girenlerin oranının 500 binin üzerinde olması tesadüf olmasa gerek…
500 bin ile 750 bin arasında değişen bu sayıya üniversite diplomasına sahip 200 bin adayın da yeniden başvurmuş olması da…

Çıkan sonuç şu ki sınava giren adayın yarısı durumdan, halinden memnun değil.
Bu da ilerde mesleklerinde mutlu olmayan insanlar grubunu oluşturur. Maalesef gerçek bu, görmek istemesek de…
Toplum olarak mesleğimizle ilgili bir problemimiz, işimizle bir savaşımız var ortada...
Kararsızlıklarımız, pişmanlıklarımız var…

Hatayı yapıyoruz ama nerede?
Sanırım ilmeği daha en başından gevşek atıyoruz hatta atamıyoruz bile!
Sonrasında art arda gelen düzensiz zincirler halkası…
Eğitim sistemini şimdi bir kenara bırakalım. Onu ayrı bir yazımıza konu edeceğiz elbette.
Önce çuvaldızı bir kendimize batıralım.
Çuvaldızı bize yönelten eğitimsizlik tabi ancak; bazı şeylerin farkına hala varabiliriz, bunun için geç değil. Şu soruyu kendimize sorarak başlayabiliriz mesela…
Bir gün çocuğumuzu, kardeşimizi, torunumuzu, yeğenimizi, kendimizden küçük her hangi birini karşımıza alıp da soralım.
“Ya sen en iyi neyi yapıyorsun? Neyi yapmaktan keyif alıyorsun? Neyle uğraşmak seni mutlu ediyor, en çok neyle ilgilenirken heyecanlanıyorsun ve en çok hangi işi yaparken vaktin geçtiğini anlamıyorsun?”

Kaçımız ilgi, yetenek ve becerileri ortaya çıkaracak bu anahtar kelimelerin yer aldığı bu soruları yöneltebildik başkalarına?
Sormadık, kulak vermedik çünkü onların başarılı, mutlu ve icra edecekleri meslekleriyle ilgili bir fikrimiz vardı çünkü.
Bir dönem bize de sorulmayan bugünün meslekzedeleri olarak rövanşı alma vakti bizdeydi.
Çünkü bizim pişmanlıklarımız, yapmak isteyip de yapamadıklarımız, hayalini kurduğumuz mesleklerimizin çok ötesindeydik…
Bu kısır döngünün bir ürünü, kurbanı olan biz, başkalarını kurban ederek kurban olmaktan sıyrılmalıydı öyle değil mi?
Öyle ya bu devran dönecek, bu çark işleyecek…
Ne oluyor, nasıl oluyor da bu girdaba mahkûm oluyoruz?
Öyleyse şimdi bu döngüyü kırma vakti…
Yeteneğin; bireyin öğrenme gücü, eğitimden yararlanabilme gücü olduğunu,
Becerinin; ekstra bir eğitim, hazırlığa gerek duymadan ondan istenen işi yapabilme düzeyde potansiyele sahip olma anlamına geldiğini,
Belirli bir eğitimle edinilen, hayatların kazanılması için sürdürülen düzenli ve kurallı faaliyetler bütününün meslek olduğunu, en iyi yapabileceğini düşündüğü, kendisine en üst düzeyde doyum sağlayanın da meslek seçimi olduğunun farkında olacağız…

Meslek uyanış ve farkındalığın 5-12, meslekleri keşfetme, araştırmanın 12-15, karar vermenin 15-18, hazırlık evresinin ise 18-23 yaşları arasında olduğunu belleğimize kazıyacağız.
Özetle büyükler olarak bizler tez vakit, çocuğumuzu çok iyi gözlemleyip, ilkokulda yetenek ve becerileri doğrultusunda meslek farkındalığı sağlayıp, ortaokulda kendisine uygun meslekleri araştırmaya teşvik edeceğiz. Lise de o meslekle ilgili karar vermesine yardımcı olup, üniversitede mesleğiyle ilgili eğitimi almasını sağlayacağız.

Sonrasında ise sevdiği işi yaptığı için bir gün bile çalışmamış nesiller yetiştireceğiz…
Mutlu oldukça üreten, ürettikçe mutlu olan bireylerle refah düzeyi yüksek toplumlar inşa edeceğiz…
Eğitimden sağlığa, teknolojiden sanayiye her alanda küresel rekabette söz sahibi ülke konumuna geleceğiz…
Bunu hep birlikte, beraberce yapacağız…
“Şimdi mesleğine âşık iyi insanlar yetiştirme vakti”

Şaban Özdemir
sabanozde@gmail.com



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: