Kötülüğün sıradanlığı film oldu

Hannah Arendt, filmde Yahudi liderlerin kendi insanlarının ölümünde parmağı olduğu şeklindeki görüşü nedeniyle eleştiriliyor.

Kötülüğün sıradanlığı film oldu

Hannah Arendt, filmde Yahudi liderlerin kendi insanlarının ölümünde parmağı olduğu şeklindeki görüşü nedeniyle eleştiriliyor.

kotulugunsiradanligiElli yıl önce New School Üniversitesi'nden Psikoloji Profesörü Hannah Arendt tarafından yazılan "Eichmann Kudüs'te: Kötülüğün Sıradanlığı" isimli kitap, kendinden önceki ve sonraki hiçbir kitabın yaratamayacağı bir deprem yarattı ve ateşli tartışmalar çıkarıp uzun süreli dostlukların bitmesine neden oldu. 100 binden fazla satan kitap, o zamandan bu yana insanların Holokost, soykırım ve kötülük bilmecesiyle ilgili düşüncelerini şekillendiriyor. Şu anda büyük ölçüde unutulmuş durumda olan tart ışmanın yarattığı yoğun kin duygusu da çok uzak görünüyor. Ancak kitap ve sonrasında çıkan olayları konu alan ve 29 Mayıs'ta New York'ta vizyona giren "Hannah Arendt" isimli bir film, tartışmalara ve o döneme yeniden can verdi. Yeni Alman Sineması'nın duayenlerinden biri olan filmin yönetmeni Margarethe von Trotta, 10 yıl önce bir arkadaşı kendisine bu filmi çekmeyi teklif ettiğinde projeye kuşkuyla baktığını söylüyor. Paris'teki evinde konuştuğumuz Trotta, "İlk tepkim, 'Bir filozof hakkında, oturup düşünen biri hakkında nasıl film yaparım?' oldu" diyor. Trotta ve Amerikalı senaryo yazarı Pamela Katz, Eichmann olayına odaklanmaya karar verdiler. Mayıs 1960'da Adolf Eichmann (İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda Arjantin'e kaçan Nazi yöneticilerinden biri) Mossad ajanları tarafından kaçırıldı, Kudüs'e götürüldü ve insanlık suçu işlediği gerekçesiyle yargılandı. Alman Yahudisi bir mülteci olan Arendt, The New Yorker için duruşmayı izledi. Arendt, kışkırtıcı nitelikte iki iddiada bulundu. Biri, üst düzey bir SS subayı olan Eichman'ın, İsrailli savcıların suçladığı gibi Nazi toplama kamplarını organize eden kötü niyetli biri değil, vasat bir bürokrat olduğu yönündeydi. "Kötülüğün sıradanlığı" ismi de buradan geliyor. Arendt'in ikinci iddiası da, Almanya ve Polonya'daki "Yahudi Konseyleri"nin, kendi halklarının ölümünde suç ortağı olduğu yönündeydi. Bu insanlar Nazilerin kurbanları toplamasına yardımcı olmuş, gayrimenkullerine el koymuş ve onları trenlere bindirerek kaderlerine terk etmişlerdi. Arendt, bu Yahudi liderler olmadan çok büyük acılar yaşanacağını ancak kurbanların toplam sayısının 4.5 ila 6 milyon arasında olmayacağını yazdı. Arendt, "Yahudi liderlerin üstlendiği bu rol, hiç kuşkusuz bu karanlık tarihin en karanlık sayfasıydı" diye ekledi. Arendt, bu düşüncelerinden ötürü "Yahudilerden nefret eden bir Yahudi" damgasını yedi. İddiaları, Eichmann'ın eylemlerini yaptığı kötülüklerin hiçbir şekilde farkında olmadan, hatta Yahudi düşmanlığı beslemeden gerçekleştirdiği düşüncesine dayanıyor. Ancak kanıtların büyük bölümü Eichmann'ın ne yaptığının son derece bilincinde olduğunu gösteriyor. Arendt, Eichmann'ı yanlış okudu ama sıradan insanların nasıl birer katile dönüştüğüne dair daha büyük bir yaraya parmak bastı. Von Trotta kariyerini güçlü kadınlar hakkında çektiği filmler üzerine kurdu. "Rosa Luxemburg" hiçbir gruba uyum sağlayamayan bir komünistle ilgiliydi. "Vision", tüm çağların ötesinde bir müzik besteleyen 12'nci yüzyılda yaşamış rahibe Hildegard von Bingen'i anlatıyordu ( hepsi Barbara Sukowa tarafından canlandırıldı). Von Trotta, "Bu filmde bir mesaj varsa, o da tamamen kendinize ait bir görüşünüzün olması ve bir ideolojiyi ya da modayı takip etmemeniz gerektiğidir" diyor. "Hannah buna 'korkuluksuz düşünmek' derdi" diyor. THE NEW YORK TIMES