Korkutucu gizli stres etkeni

rinceton Üniversitesi'nden Anne- Marie Slaughter "Arap Baharı ve İklim Değişimi" adlı ilginç kitaba yazdığı önsözde, suç dizilerinin genelde "stres etkeni" kavramını kullandığına dikkat çekiyor.

Korkutucu gizli stres etkeni
Paylaş:

Princeton Üniversitesi'nden Anne- Marie Slaughter "Arap Baharı ve İklim Değişimi" adlı ilginç kitaba yazdığı önsözde, suç dizilerinin genelde "stres etkeni" kavramını kullandığına dikkat çekiyor.

stresSlaughter stres etkenini , "koşullarda veya çevrede meydana gelen ve karmaşık bir psikolojik profil ile etkileşime girerek daha önce sakin olan bir insanı şiddete yönelten, ani bir değişim" olarak tanımlıyor. Stres etkeni hiçbir zaman suçun tek nedeni olmasa da, yıkıma yol açan karmaşık bir dizi değişken üzerinde etkili. "Arap Baharı ve İklim Değişimi" adlı kitap, Arap devrimlerine iklim değişiminin yol açtığını iddia etmiyor. Ama birlikte ele alındığında bu makaleler, iklim değişimi, gıda fiyatları ve siyaset arasındaki karşılıklı etkileşimin devrimleri besleyen gizli bir stres etkeni olduğu ve devrimlerin istikrarlı demokrasilere dönüşmesini çok daha güçleştirmeye devam edeceği konusunda güçlü kanıtlar getiriyor. Bu makale derlemesi, Oxford Üniversitesi'nden coğrafyacı Troy Sternberg ile başlıyor. Sternberg 2010-11'de Arap devrimleriyle birlikte "Çin'de yüzyılda bir görülen kış kuraklığının" (diğer büyük buğday üreticileri Ukrayna, Rusya, Kanada ve Avustralya'daki rekor kıran sıcak hava dalgaları ve seller ile eş zamanlı olarak) çoğunluğu Arap olan buğday ithalatçısı ülkelerde nasıl "küresel buğday kıtlıklarına ve ekmek fiyatlarının hızla artmasına" yol açtığını gösteriyor.

STRESTEN KOLAYCA KURTULMANIN YOLLARI

Dünya buğday ticaretinin sadece yüzde 6 ile 18 kadarlık kısmının ülkeler arasında gerçekleştiğini söyleyen Sternberg, "Bu yüzden küresel arzdaki herhangi bir düşüş buğday fiyatlarında keskin bir yükselişe yol açıyor ve dünyanın en büyük buğday ithalatçısı olan Mısır gibi ülkeler üzerinde ciddi ekonomik etkiler yaratıyor" diyor. Sternberg'in verdiği rakamlar her şeyi açıklıyor: Gelirin yüzde 38'inin gıdaya harcandığı Mısır'da, kalori alımının üçte biri ekmekten sağlanıyor. Dünya buğday fiyatlarının iki kat artması (Ocak 2010'da tonu 157 dolarken, Şubat 2011'de 326 dolara çıktı) ülkede gıda arzını ciddi biçimde etkiledi. Şuna bakın: Dünyanın en büyük buğday ithalatçı larından 9'u Ortadoğu'da ve 2011'de bunların 7'sinde sivi l lerin ölümüyle sonuçlanan siyasi gösteriler oldu. Siyasi kargaşa içindeki ülkelerde hane gelirinin ortalama yüzde 35'i gıdaya harcanırken, gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 10'dan az. Her şey birbiriyle bağlantılı: Çin'deki kuraklık ve Rusya'daki orman yangınları, buğday kıtlığına yol açıp ekmek fiyatlarını yükseltti ve Tahrir Meydanı'ndaki gösterileri körükledi . Sternberg bunu "tehlike"nin küreselleşmesi olarak tanımlıyor. Suriye ve Libya'da da aynı şey oldu. Kitabın editörleri Francesco Femia ile Caitlin Werrell makalelerinde, 2006- 2011 arasında Suriye topraklarının yüzde 60'ının, kayıtlara geçen en kötü kuraklığı yaşadığını belirtiyor. Nüfus patlaması yaşanan bu dönemde, ülkenin yozlaşmış ve etkisiz rejimi bu zorlukla başa çıkamadı. Yazarların belirttiğine göre Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası örgütler, 2009'da 800 bini aşkın Suriyelinin kuraklık yüzünden geçim kaynağını kaybettiğini ve b unun d a " çok s ayıda ç iftçi, hayvan yetiştiricisi ve tarımsal açıdan bağımlı köylünün taşradan şehirlere göç etmesine" yol açarak huzursuzluğu körüklediğini belirtti. Gelecek de pek parlak değil. Femia ve Werrell'in alıntıladığı Ulusal Atmosfer Araştırmaları Merkezi'nin 2010'daki raporuna göre, -4 ve altındaki bir değerin aşırı kuraklığı gösterdiği bir nem ölçeğinde, Suriye ile komşularını önümüzdeki 25 yılda -8 ile -15 arası değerler bekliyor. Bilim adamlarına göre iklim değişimi söz konusu olduğunda, kaçınılmaz durumları yönetmemiz ve yönetilemez şeylerden kaçınmamız gerekiyor. Bu durum ikl im değişimini olabildiğince hafifletmek için ortak eyleme geçmeyi ve hafifletemeyeceğimiz şeylere uyum sağlamak amacıyla güçlü devletler oluşturmayı gerektirir. Arap Dünyası ise tam tersini yapıyor. Petrol ve yakıta yönelik devlet desteğinin azaltılması aleyhine en büyük lobiyi yapanlar, Arap ülkeleri. IMF'ye göre bazı Arap ülkelerinin bütçesinin beşte biri, sağlık ve eğitim harcamaları yerine benzin ve mutfak yakıtlarına verilen (Arap Dünyası'nda yılda 200 milyar doları geçen) desteğe gidiyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nden Sarah Johnstone ile Jeffrey Mazo'nun makalelerinde belirttiği gibi, "zayıf kurumlara sahip yeni demokrasiler, temel sorunlarla uğraşma konusunda devirdikleri rejimlerden daha çok zorlanabilir ve sonuçta yeni çalkantılara karşı daha savunmasız kalabilir". Eyvah! THE NEW YORK TIMES