Korkak, sinsi, uyanık...

En vahim kişilik tipidir korkak, ama sinsi ve bir o kadar da uyanık.

Korkak, sinsi, uyanık...

En vahim kişilik tipidir korkak, ama sinsi ve bir o kadar da uyanık.

nazifegungor21111Güçten ve güçlüden korkar. En büyük meziyeti ise arkadan vurmak. Sinsice, kurnazca izler, kovalar her fırsatı, açıktan çekindiği, korktuğu gücü gizlilerde, karanlık bir dehlizde denk getirip vurmak için. Kendisini açıkça ifade etmekten ödü kopar, dışavuruma değer, iyilik hanesine kaydedilecek bir düşüncesi yoktur çünkü. Kötünün ve kötülüğün besini ise aydınlık değil, karanlıktır. Aydınlık görünür kılar çünkü kötülüğü ve de izin verilmez büyüyüp serpilmesine, yetişip gelişmesine ve de iyiliğe rakip olmasına. Doğuştan olduğunu da düşünmüyorum insanın karakterine yapışıp kalan iyinin veya kötünün.  Kültürel motiflere işlenerek biçimlenir değerlerimiz.  İnsan denilen organizmayı yaratan gücün, onu doğuştan iyi veya kötü değerlerle yükleyerek hayata gönderdiğini düşünmek her şeyden önce yaratıcıya haksızlık olur. İyiyi anlasak bile insan neden kötü yaratılsın ki. Bize ne yapıyorsa içerisine doğduğumuz toplumsal çevre yapıyor aslında. Dünyaya gözlerini henüz açan bebek biyolojik bir canlıdır yalnızca. Diğer canlılardan farklı olarak zeka yüklü bir beyin, duygu yüklü bir yürek taşıyarak hayata adım atar. Ve orada onu bekleyenler ilk andan itibaren yüklemeler yapmaya başlarlar. Kız bebek için pembeler, erkek bebek için maviler hazırlanır giydirmeye. Dilekler dilenir, dualar okunur başkalarının önüne geçsin, büyük adam olsun diye. Büyük adam olmanın gerekleri kodlanır bilincine, değerler yüklenir beynine, duygular ekilir yüreğine. Sosyal çevresi biçimlendirilir büyüyüp  bilincine vardıkça dışarının. Dünyaya adım atan her yeni insan mevcutlar için yeni bir projedir. Ama hep aynı paket program içerisinde geliştirilen bir proje. Mutluluk kodları yoktur bu paket programların çoğunda. İyilik, insanlık, sevgi, saygı, insanca yaşam ve insana değer veriş gibi kodlar da çok nadirdir. Yazılımının temel kodlarını bencillik ve çıkarcılık oluşturmuştur söz konusu paket programın. Bu temel kodların çevresinde ise hırs, uyanıklık, kötü niyet, haksız kazanç merakı gibi kodlar kümelenmiştir. Söz konusu kodlardan oluşan paketin en başarılı uygulamalarında ise çalma çırpma, hırsızlık, acımasızlık, şiddet eğilimi, sapkınlık gibi sonuçların ortaya çıktığı bulgulanmıştır. Ama sayısı az olsa bile iyilikle, doğrulukla, sevgiyle, saygıyla, insana değer vermeyle kodlanan paket programlar da var elbet. Bu paketlerin temel kodları mutluluk, insanca bir yaşam, başkalarıyla eşit konumlanıştır. Bunların etrafında ise özgüven, hayatı abartısız yaşamak, doğallık, koşmadan, ama hayatın içerisinde gezintiye çıkmışçasına ilerlemek, keyif almak, ama başkalarının da keyif almasına engel olmaksızın, gülümsemek, ama gülümsetmeye de özen göstererek, gerektiğinde hüzne de dokunmak, ama hüzünlendirmemek, paylaşmak, ama kapmaya çalışmamak, uyanık olmak, ama uyanıklık yapmamak, açken bile tok görünmek, tokken de açgözlülük yapmamak, hedef koymak, ama hedefe giderken  başkalarına parazit yapmamak, sevmek, ama  yük olmamak, sorumluluk almak, ama sorumluluk beklememek. Aslında hayatı makul ölçülerde yaşamaya çalışmak. Abartmamak. Geçecek nasılsa, abartmaya değer bir şey de yok zaten. Ama işte böyle olmuyor. Hiç olmuyor hem de. İnsanlar birbirlerine zehir ediyorlar hayatı. Her biri bir yarış atı gibi, birbirini geçmeye çalışıyor. Nereye koştukları, hedefin nerede, nasıl sonlanacağı da belli olmaksızın. Yıkıp, devirip birbirlerini, koşuyorlar garip bir belirsizliğe, bedelinin ne denli ağır olduğuna aldırmaksızın. Kötüyle kodlanmışlar, bir araya gelip ittifaklar oluşturuyorlar iyiyle kodlanmış olanların alanını daraltmak için. Bakışlarına, göz süzüşlerine kötülüğün ağır hüznü çökmüş. Gerginler, mutsuzlar, umutsuzlar çünkü insanca bir yaşam adına. Şanslı bir başlangıç yapmadıkları için hayata, ömür boyu da taşımak zorunda kalacakları bir şanssızlık çuvalı var sırtlarında. Ağırlığında ezim ezim eziliyorlar, ama ne kadar farkındalar ki bu vahim durumun? Farkında değiller, çünkü kendilerine yüklenmiş olan değer kodlarında iyiye, insanca olana yer verilmemiş. Görünüşleri insan, ama insana dokunuştan yoksun kalınmış. İşlenmemiş bir veriye ulaşmayı beklemek de boşuna. Bütün bir ömrü meydan okuyarak geçirecekler, çaresi yok. Kasıldıkça kasacaklar, üzüldükçe üzecekler, acıyı hissettikçe hissettirecekler ne yazık ki. En kötüsü de sayıca çoklar kötüyle kodlanmış bu acınası yaratıklar. İnsan için hep tehdit oluşturacaklar, insanca bir yaşama olanak tanımayacaklar. İnsanca bir dünya olamayacak. Yine de iyimser mi bakmalı, ama nasıl? PROF. DR. NAZİFE GÜNGÖR