Kadınlar mı erkekler mi? Kimler eğitilmeli

Kadınlar mı erkekler mi? Kimler eğitilmeli? Bunun cevabını Üsküdar Üniversitesi, Feneryolu Polikliniği'nden Prof. Dr. Orhan DOĞAN yazdı:

Kadınlar mı erkekler mi? Kimler eğitilmeli
Paylaş:

Kadınlar mı erkekler mi? Kimler eğitilmeli? Bunun cevabını Üsküdar Üniversitesi, Feneryolu Polikliniği'nden Prof. Dr. Orhan DOĞAN yazdı: evlilikSözünü edeceğim konu, bilinen eğitim-öğretim konusu değildir. Okullaşma oranıyla, Avrupa Birliği'ne verilecek oranlarla ilgili değildir. Gençlerimizi üç-beş yıl oyalamak için onları öğrenci rolüne sokmak hiç değildir. Bu yazıda tüm toplumun ortak sorunu olan şiddet ve daha özel olarak kadına yönelik şiddet için eğitimden söz edeceğim. Toplumumuzda şiddet, artık iki kişi veya iki grubun arasındaki istenmeyen davranış biçimini çoktan aşmıştır. Şiddet herhangi bir kesimin sorunu olmaktan çıkmıştır. Çocuklara yönelik her tür şiddet vardır. Kadınlara yönelik her tür şiddet vardır. İnsanların birbirine veya grupların birbirine uyguladığı her tür şiddet vardır. Sözün özü, şiddet yaşamımızın kaçınılmaz bir parçası haline gelmiştir. Şiddet, şiddeti uygulayanla şiddete uğrayan arasındaki bir sorun olmanın ötesinde, toplumsal bir sorundur. Şiddetin kaynakları nelerdir? Şiddet uygulayanların özellikleri nelerdir, ortak özellikleri var mıdır? Şiddetin yakın ve uzak dönemde etkileri ve sonuçları nelerdir? Şiddete uğrayanların duyguları nelerdir? Şiddet davranışlarını önlemek için neler yapılabilir? Bu ve benzeri sorular şiddet konusunda bilgi verebilir. Bu sorulardan birinci ve sonuncu soruların bir yönünden yola çıkarak eğitimin kimlere verilmesi gerektiğini bulmaya çalışalım. ORHAN-DOGAN3Çocuk ve ergenlerde anne-babanın veya diğer büyüklerin davranışlarını gözlemek ve gözlediklerini taklit etmek (uygulamak) çok gelişmiştir ve önemli bir özelliktir. Bu özellik aracılığıyla taklit edilen davranışlar giderek çocuğun kendi özellikleri halini alır. Artık bu davranışlar çocuğun davranışlarıdır ve onun kişilik özellikleri arasına katılmıştır. Bu işlemler özdeşim olarak adlandırılır. İnsan davranışlarının belirlenmesinde ve gelişmesinde birçok toplumsal/kültürel özellik katkıda bulunur: Anne-babanın çocuklarına örnek olması, çocuklarına aktardığı toplumun değer yargıları, toplumda benimsenen ve benimsenmeyen davranışlar, inançlar, inançların önerdiği ve önermediği davranışlar, gelenekler, hukuksal düzenlemeler. Bu özellikler toplumun kültürüdür. Kültür yazılı veya sözel olarak kuşaktan kuşağa aktarılır. Toplumun değişmesine koşut olarak kültür ve ögeleri de değişir. Kültür topluma özgüdür. Kültürler iyi veya kötü kültür olarak sınıflandırılmaz. Bir kültürün özellikleri onu yaratan toplumda geçerliyken, bir başka toplumda geçerli olmayabilir. Kadına yönelik şiddetle ilgili olarak bizim kültürümüzde bazı yargılar vardır: "Dayak cennetten çıkmadır.", "Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin." Bunlar günümüzde kimsenin kabul etmeyeceği yargılardır. Eski yıllarda kültürümüzde olan kan davası, başlık parası gibi değerler nasıl çok azaldıysa; şiddetle ilgili bu yargılar da azalıp kalkacaktır. Kültür bize çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimizi de öğretir: Annelik ve babalığın nasıl yerine getirileceği, anne-babanın rol ve sorumlulukları, çocuklarla ilişkiler, iletişim, çocuklara verilen değer, erkek ve kız çocuk ayrımı, sevgi, saygı, duyguların ortaya konması, yabancılara karşı nasıl davranılacağı, toplumsal ortamlarda nasıl davranılacağı gibi. Bir toplumda kültürel özellikleri çocuklara veren, çocukları eğiten, çocuk yetiştirmede en önemli role sahip olan, annelerdir. Oysa erkeklerden şiddet görenler de kadınlardır. Buradaki çelişki, daha çok çocuk yetiştirme biçimiyle ilişkilidir. Açıkça söylenemese de, yakın geçmişte anne-babalar için erkek çocukların kız çocuklarından ayrı bir yeri vardı. Bunun en açık örneği, bir ailenin erkek çocuğu oluncaya kadar çocuk yapmayı sürdürmesidir. Örneğin, yedi çocuklu bir ailenin altı kız, bir erkek çocuğu vardır. Tahmin edeceğiniz gibi, erkek çocuk yedinci çocuktur. Yakın yıllara kadar erkek çocukların yaramazlık yapması hoş görülür, hatta desteklenirdi; saldırganlıkları cesaret olarak değerlendirilir, "erkek" olmakla bir tutulurdu. Dedeler, nineler erkek çocuğu şımartırdı. Erkek çocuklar kız çocuklara göre daha özgürdü, daha çok hakka sahipti. Kız çocuklarında ise, uysallık, söz dinleme, sesini çıkarmama, ev işlerini öğrenme ve uygulama, itaat etme öğretilirdi. Bu özellikleri taşıyan kız çocukları makbul görülürdü. Tüm bunlar kültürümüzün çocuklara yansıtılmasıydı. Bunları yansıtan aile, daha çok da anneydi. Şiddetin toplumda yaygınlaşmasıyla birlikte, şimdi bir konu tartışılıyor: Eğitim, ama kime? Kadınlara mı, erkeklere mi? Bu soru yanlış olmamakla birlikte, eksiktir. Bu soru dışında seçeneğimiz yok mu? Elbette var. Toplumsal değişmeye bağlı olarak kültürün değişmesi kaçınılmazdır, fakat bu değişme en az birkaç kuşakta olabilir. Oysa şiddet giderek yaygınlaşıyor ve kimsenin birkaç kuşak beklemeye tahammülü yok. Bu durumda, kısa dönemde yapılabilecek olan, "namus" gibi kavramları öne sürerek ceza indirimlerini kaldırıp kadına yönelik her tür şiddete en ağır cezayı vermek ve uygulamaktır. Toplumsal değişmede eğitimin yeri vardır. Baştaki soruya dönersek, kimler eğitilmeli? Böyle yaygın bir toplumsal sorunda eğitim yararlıdır. Kültürün aktarılmasında ve çocuk yetiştirmede anneler daha büyük role sahip olduğu için kadınların eğitimi önceliklidir (Anneler bilmeden Frankeştaynlar yaratmaktadır). Toplumsal değişme bir bütün olduğu için, "Kadınlar mı, erkekler mi eğitilmeli?" sorusu eksik demiştim. Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde ve şiddetin ortadan kaldırılmasında tüm toplumun eğitilmesi gereklidir. Siz ne dersiniz?