İklim değişiklikleri uygarlıkları yok edebiliyor

İklim değişiklikleri uygarlıkları yok edebiliyor. Uygarlıkların çöküşünü açıklayan yeni iddia.

İklim değişiklikleri uygarlıkları yok edebiliyor

İklim değişiklikleri uygarlıkları yok edebiliyor. Uygarlıkların çöküşünü açıklayan yeni iddia.

İklimin değişikliklerinin eski toplumlar üzerindeki etkisi, sandığımızdan daha derindir. Son yapılan araştırmalar, iklim değişikliklerinin Mikenler, Mayalar, Hititler gibi geçmişteki belli başlı uygarlıkların gerileme ve çöküş nedenlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Büyük iklim dalgalanmalarına hazırlıksız yakalanan toplumlar yerle bir olurken, küçük değişiklikler ise iç çatışmalara ve savaşlara yol açıyordu. Dünyanın en güzel kadını olan Helen, Troyalı Paris tarafından kaçırılınca binden fazla Yunan gemisi Paris’in peşine düşer. Uzun süren bir savaştan sonra Aşil gibi kahraman savaşçıların öncülüğündeki Yunan ordusu Troya Savaşı’nı kazanır. Bu öykü, en azından dört yüzyıl sonra Homeros’un İlyada destanında böyle anlatılır. Homer, yalnızca tarihi olayları yazmakla kalmamış, aynı zamanda uzun süredir yeryüzünden silinmiş olan bir uygarlıkla ilgili son derece değerli bilgiler de vermiştir. Aşil ve savaş arkadaşları bu ilk büyük Yunan uygarlığının önde gelenlerindendi. Bu, Akalar tarafından kurulmuş, Miken kenti çevresinde kurulmuş olan Miken uygarlığı idi. Mikenler yaklaşık M.Ö. 1600’lü yıllarda yükselme dönemlerini yaşıyorlardı. Troya Savaşı’nın üzerinden çok geçmeden M.Ö. 1100’de Miken uygarlığının büyük kentleri ve yerleşim bölgeleri yok oldu ve halk bölgeyi terk etti. Kurtulanlar, daha basit bir kırsal yaşam tarzını benimsediler. Ticaret durma noktasına geldi, yazı yazma gibi yetenekler kayboldu. Mikenlerin kullandığı Doğrusal B adı verilen yazı şekli ancak 1952 yılında okunabildi. Bölgenin yeniden toparlanabilmesi M.Ö. 800’lü yılları buldu. Fenike Alfabesi’ne geçen Yunanlılar, Atine ve Sparta gibi güçlü şehir devletleri kurdular. Antropolog Brandon Drake bu dönemi şöyle anlatıyor: “Miken uygarlığının çöküşü iki önemli kültürün ortaya çıkışına neden oldu. Bu, Anka kuşunun küllerinden yeniden doğmasına benziyor.” Bu ikinci uygarlık, Yunanistan tarihinde Klasik Dönem olarak bilinir. Klasik Dönem, antik dönemden çok daha parlak bir uygarlık yarattı. Birkaç yüzyıl süren bu dönemde geliştirilen fikirler ve kavramlar dünya uygarlığını derinden etkiledi. Okulda öğrendiğimiz matematikten, demokrasi fikrine kadar bu dönemin mirası hâlâ geçerliliğini korumaktadır.

AKAD UYGARLIĞI NİÇİN ÇÖKTÜ?

Yunanistan’da Miken uygarlığı niçin çökmüş olabilir? Son bulgulara göre dünya tarihini derinden etkileyen bu çöküşe iklim değişikliği yol açmış olabilir. Ayrıca Miken uygarlığı iklim değişikliğine bağlı olarak yeryüzünden silinen uygarlıklardan yalnızca biriydi. Büyük iklim dalgalanmalarına hazırlıksız yakalanan toplumlar yerle bir olurken, küçük değişiklikler ise iç çatışmalara ve savaşlara yol açıyordu. İklim değişikliğinin bütün bir uygarlığı ortadan kaldırdığı fikri yüz yıldan beri kabul gören bir iddia idi. Ancak 1900’lü yıllarda göl tabanlarını ve taşlaşmış sarkıtları inceleyen bilim insanları, iklimin nasıl değiştiğini tam olarak anlamaya başladıkları zaman bu iddia da sağlam bir temele oturdu. Yale Üniversitesi’nden Harvey Weiss, bu iddiaya somut bir kanıt oluşturmak için dünyanın ilk uygarlıklarından biri olan Akad (veya Akkad) uygarlığının çöküşünü inceledi. Akadlar Ortadoğu’nun Bereketli Hilâl adı verilen zengin tarım topraklarında kuruldu. M.S. 2334 yılında Akadların en büyük kralı Sargon, şehir devletlerden biri olan Akad’da doğdu. Hayata bahçıvan olarak başlayan Sargon, sulama kanallarını temizleme konusunda uzmanlaşmıştı. Zamanla paraya, üne kavuştu; iktidarı ele geçirdi. Bununla yetinmeyen Sargon, çok sayıda komşu şehir devletini ele geçirdi. Sargon’un kurduğu imparatorluk, ölümünden sonra bir yüzyıl daha gelişti ve genişledi. Bugün Suriye’de bulunan topraklarda arkeolojik kazılar yapan Weiss, toz birikintilerinden M.S. 2200’lü yıllarda iklimin aniden kuraklaşmış olduğu sonucunu çıkarttı. Kuraklık, kıtlığa, kıtlık açlığa yol açınca belli başlı kentlerde yaşayanlar yerleşim alanlarını terk etti (Science, vol 262, p 995). Weiss’in çalışması etkileyici olmakla birlikte, yeterli kanıttan yoksundu. 2000’de Columbia Üniversitesi’nden iklim bilimci Peter deMenocal daha fazla kanıta ulaştı. DeMenocal’ın ekibi 1700’lü yıllara uzanan kayıtlara dayanarak, Akadların yaşadığı bölgedeki Fırat ve Dicle nehirlerinin akışının Kuzey Atlantik’teki koşullara bağlı olduğunu ortaya çıkarttı. Nehirlerin suları soğuduğu zaman hava sistemlerinin yolunu değiştirerek düşen yağmur miktarını azaltıyordu. Daha sonra Kuzey Atlantik’in Akad İmparatorluğu parçalanmadan hemen önce soğuduğunu keşfettiler (Science, vol 288, p 2198).

EN İYİ ÖRNEK MAYA UYGARLIĞI

Bu çalışmalardan kısa bir süre sonra bazı uygarlıkların yıkılışı ile büyük iklim değişiklikleri arasında bir bağlantı olduğu netlik kazandı (Bknz: Harita). Buna en iyi örnek Maya uygarlığıdır. Maya topluluğu Meksika ve Orta Amerika’da M.Ö. 2000’li yıllarda ortaya çıktı. Çiftçiler mısır, fasulye ve kabak yetiştiriyorlardı. Ve yazılı dili olan tek Amerikan uygarlığıydı. Mayalar tam bin yıl tarih sahnesinde kaldılar; uygarlıkları M.S. 250-800 arasında en gelişmiş düzeyine ulaştı. Bu yükselme döneminde kentler kurdular ve yüksek basamaklı piramitler inşa ettiler. Derken Maya uygarlığı çöktü. Olağanüstü güzellikteki yapıları terk edildi ve ormanların insafına terk edildi. Neyse ki her şey kaybolmadı. Maya insanları ve kültürlerine ilişkin unsurlar bugün hâlâ aramızda yaşıyor. Çok sayıda çalışma bu uygarlığın çöküşü sırasında birden fazla sayıda uzun süren kuraklıkların olduğunu gösteriyor. 2003 yılında Zürih’teki İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nden (ETH Zürich) Gerald Haug’un, göl çökeltilerine dayanarak hazırladığı yıl bazındaki verilere göre yağışlar M.S. 550-750 arasında çok boldu; bu da popülasyonun artmasına ve anıt eser inşasında patlamaya yol açmıştı. Fakat bir sonraki yüzyılda uygarlığı olumsuz etkileyen yalnızca yıllarca süren şiddetli kuraklıklar değildi; ara yıllarda yağan yağmurlar da normalin altındaydı (Science, vol 299, p 1731). Ayrıca anıt eser inşasına da bu kuraklık döneminde son verildi.

ÇÖKÜŞTE İKLİM ETKİSİ BASKIN

Oysa Mayaların çöküşünde iklimin çok önemli bir rol oynadığı görüşü çoğunluk tarafından kabul görüyor. İngiltere’deki Southampton Üniversitesi’nden Eelco Rohling, göl çökeltilerinden ve sarkıtlardaki izotop orantılarından yararlanarak düşen yağış miktarlarını hesapladı. Sonuçta uzun süren kuraklık dönemlerinde yıllık yağış miktarının % 40 oranında azaldığını, su kaynaklarının çoğunun kuruduğunu keşfetti (Science, vol 335, p 956). Bütün bunlar Maya halkını ciddi biçimle etkiledi, çünkü yeraltı sularının bulunduğu katmanlar çok derinde olduğu için erişim olanaksızdı. Bir yüzyıl süren bol yağıştan sonra Mayalar, bir sonraki yüzyılı kuraklıkla savaşarak geçirdiler. Bu koşullarda açlıkla nasıl baş ettikleri ve nüfus azalmasına nasıl engel oldukları henüz bilinmiyor. Bugün bile insanlar olumsuz iklim koşulları ile baş etmekte zorlanıyor. Örneğin Suudi Arabistan bugüne dek buğday üretiminde çöllerin derinliklerindeki yeraltı sularını kullanarak kendi kendine yetebiliyordu. Ancak buğday ekimini günümüze kadar teşvik eden devlet, yeraltı sularının azalması üzerine çiftçiliği desteklemekten vazgeçmiş görünüyor. Ayrıca kuraklığın hüküm sürdüğü bölgelerde sulama için yeterli su bulunsa bile toprakta tuzun birikmesi ciddi sorunlar yaratabiliyor. Bugünün modern çiftçileri bile iklim koşullarının insafına kalmışsa, kadim dönemlerdeki çiftçilerin şansının çok az olduğunu anlayabiliriz.

YUNANİSTAN’IN ORTAÇAĞI

Arkeologlar hâlâ uygarlıkların iklimler yüzünden çöktüğüne inanmamaya devam ededursun, yeni örnekler yeni kanıtlar oluşturmaya devam ediyor. Son olarak Miken uygarlığı da bu listeye dahil edildi. Mikenlerin çöküşü ile ilgili çok sayıda iddia ortaya atılmakla birlikte en yaygın olanı gizemli “deniz insanlarının” saldırılarıdır. Ancak 2010’da Suriye’de nehir çökeltilerinin incelenmesi sonucu M.Ö. 1200-850 yılları arasında çok uzun süren bir kuraklık dönemi yaşandığı ortaya çıktı. Bu da Yunanistan’daki “Karanlık Çağ” dönemine denk geliyor. Bu yılın başlarında Drake çeşitli iklim kayıtlarını inceledi ve o dönemde Akdeniz’de bir soğuma dönemi yaşandığı sonucuna vardı. Bu da devasa genişlikte bir bölge üzerinde buharlaşmanın ve yağışların azalması anlamına geliyor. Dahası Akdeniz Bölgesi civarındaki Hititler, Mısır’da Yeni Krallık gibi uygarlıklar, Mikenlerle aynı dönemde yıkıldı. Bu olguya Bronz Çağı Çöküşü adı veriliyor. Bütün bu uygarlıklar iklim değişiklikleriyle başa çıkamamış olabilirler mi? Veya gerçek neden istilacı Deniz İnsanları olabilir mi? Aslında öykü büyük bir olasılıkla çok karmaşıktı. Açlık yüzünden zayıf düşen uygarlıklar istilacılar karşısında yeterli bir direnç gösterememiş olabilirler. Ayrıca daha bol yiyeceği olan başka topraklara göç etmiş de olabilirler. Belki de yıkılan bir uygarlık domino etkisiyle diğerlerinin de yıkılmasına yol açmış olabilir.

DAHA GENİŞ ÖLÇEKTE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

Daha geniş bir ölçekte iklim değişikliği, başka bir çarpıcı rastlantının ardında dikkati çekmiyor da olabilir. 900’lü yıllar civarında Maya uygarlığı Güney Amerika’da inişe geçtiği sırada Çin’de Tang Hanedanı etkisini yitirmeye başlamıştı. Tang Hanedanı en güçlü olduğu dönemde 50 milyon kişiye hükmediyordu. Şiir gibi yazılı sözcüklerin o dönemde var olduğu düşünülüyor. Zaman içinde yerel valiler Tang’ların yetkilerini ele geçirmeye başlayınca hanedanlık çöktü. Bu iki uygarlık arasında ticaret yapılmadığı için birbirlerini etkilemiş olması söz konusu olamazdı. Haug’un Çin’de göl çökeltilerini incelemesiyle bu bölgede Güney Amerika’daki kuraklıkla aynı dönemde uzun süren bir kuraklığın yaşanmış olduğu ortaya çıktı. Haug tropik yağmur kuşağındaki bir kaymanın bu iki uygarlığı da aynı anda olumsuz yönde etkilemiş olabileceğine dikkat çekiyor (Nature, vol 445, p 74).

YA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNDEN ETKİLENMEYEN UYGARLIKLAR?

Ne var ki bu iddiaları kabule yanaşmayanlar uygarlıkların yıkılmasına yol açmayan iklim değişikliği örneklerini gösteriyor. Şikago’daki Field Müzesi’nden arkeolog Gary Feinman, “Aztek İmparatorluğu döneminde belgelerle kanıtlanmış kuraklık vardı. Fakat açlığa ve pek çok sıkıntılara yol açmakla birlikte bu, imparatorluğun yıkılmasına neden olmadı” diye konuşuyor. Vaka analizlerinin yıkımları bilimsel olarak açıklayamayacağını fark eden Hong Kong Üniversitesi’nden David Zhang, 2005 yılında daha geniş modeller aramaya başladı. Önce Çin hanedanlıklarının tarihini inceledi. M.Ö. 2500 yılından 20. yüzyıla kadar Tang gibi güçlü imparatorluklar Çin’i yönetti. Hepsi de zaman içinde halk ayaklanmaları veya istilalar sonucu yıkıldı. Zhang son 1200 yılın iklim kayıtları ile hanedanlık savaşlarını karşılaştırdığında uyum şaşılacak kadar belirgindi. Hanedanların yıkılması ile sosyal çatışmalar, sıcaklıkların birkaç 10 derece daha soğuk olan dönemlere denk geliyordu. Daha sıcak dönemler daha barışçıl ve sakin geçiyordu (Chinese Science Bulletin, vol 50, p 137). Zhang daha sonra bu tabloyu daha ayrıntılı inceledi. Tarımsal ürünlerin soğuk dönemlerde, nüfus ile birlikte azaldığını ve savaşların arttığını saptadı. Yaklaşık 15 savaş vakasına baktığı zaman 12’sinin daha soğuk dönemlere denk geldiğini gördü. Daha sonra 1400-1900 arasında Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’da çıkan savaşları inceledi. Bir kez daha sıcaklığın daha düşük olduğu zamanlarda daha fazla sayıda savaş çıktığını keşfetti. Daha soğuk dönemlerde daha fazla ölümler olduğu için nüfus da azalıyordu. Bütün bu çalışmalar iklimin insan toplulukları üzerinde derin izler bıraktığını gösteriyor. Şimdi sorun bunu ispatta yaşanıyor. Peki ya savaşların çıkması ve uygarlıkların yıkılması büyük bir çoğunlukla iklim değişikliklerine rast geliyorsa?

OTUZ YIL SAVAŞLARI

Zhang rastlantı olasılığını ortadan kaldırmak için M.S. 1500 ile 1800 yılları arasındaki Avrupa tarihini inceledi. 1600’lü yılların ortalarında Avrupa Genel Kriz’in içine yuvarlanmıştı. Bu dönem Küçük Buzul Çağı denilen dönemle çakışıyordu. Daha sonra Otuz Yıl Savaşları ve diğer savaşları da mercek altına aldı. Zhang nüfustan göçlere, tarımdan savaşlara, kıtlıktan salgın hastalıklara kadar her şeyi en ince ayrıntılarına kadar inceledi. Örneğin iklim değişikliği tarımsal üretimi etkilediği için yiyecek fiyatları artıyor olabilir miydi? Bu da sonuçta kıtlığa neden oluyordu. Yüksek yiyecek fiyatları da göçlere ve sosyal çalkantılara, hatta savaşlara yol açıyor olabilirdi. Zhang daha sonra Granger nedensellik testi yardımıyla istatistiksel bir analiz yaptı. Bu test, ileri sürülen nedenlerin sürekli olarak sonuçlarından daha önce meydana geldiğini gösteriyordu ve her neden hep aynı sonuca yol açıyordu. Granger testi nedenselliğin nihai kanıtı olmamakla birlikte, ancak eldeki koşullarda en iyi kanıtı veriyordu (Proceedings of the National Academy of Sciences, vol 108, p 16296). DeMenocal bu çalışmayı dikkate değer buldu.

İNSANLAR NASIL ETKİLENİYOR?

Bu konuda daha ileri çalışmalar yapıladursun, bu değişikliklerin toplumları nasıl etkilediği konusunda tartışmalar sürecek. Peki, iklim değişikliğinin çok önemli bir rol oynadığını kabul edersek, bu insanlık için ne anlama geliyor? Anlaşıldığı üzere sıcaklığın azalması geçmişteki uygarlıkları olumsuz etkilemiş. Fakat son yüzyıl ile ilgili çalışmalarda ise sanayileşmiş toplumların iklim değişikliklerinden çok da etkilenmediği görülüyor. Diğer taraftan bugün hava sıcaklığından çok yiyecek üretiminin daha belirleyici olduğu anlaşılıyor. Gezegen ısındıkça üretimin ilk başta artacağı, ancak ısınma 3°C dereceyi aşınca azalacağı öngörülüyor. Ve bu noktaya varmamızın da çok uzun sürmeyeceği düşünülüyor. 2060’lı yıllara gelindiğinde sıcaklık artışının 4°C dereceyi bulacağı sanılıyor. 2010 yılında Rusya’daki sıcaklık dalgasının yiyecek üretiminde düşüşe neden olduğunu izledik. Bu gibi aşırı sıcaklık artışı bu yüzyılın sonuna kadar pek beklenmiyor. Ayrıca toplumun birbiri ile bu kadar sıkı sıkıya bağlı olması, her zaman olumlu bir şey olarak değerlendirilmiyor. Örneğin 2010 yılında ısı dalgası yiyecek fiyatlarının dünyanın dört bir yanında artmasına yol açmıştı. Ve bu yıl ABD’deki kuraklık benzer bir etki yaratıyor. Modern dünyamızın bu kadar karmaşık olması yıkım tehlikesine karşı daha dirençsiz olması anlamına geliyor. Yine de Mikenler ve Mayalardan farklı olarak çok büyük bir avantajımız var: Nelerin gelmekte olduğunu ve nelerle karşılaşacağımızı biliyoruz. Gelecek felaketlere hazırlıklı yakalanmak ve yaşam tarzında köklü değişiklikler yaparak iklim değişikliğinin hızını da azaltmak elimizde. Ama bugüne dek hiçbirini yapmayarak felaketlere davetiye çıkartıyoruz. CUMHURİYET BİLİM TEKNOLOJİ EKİ
Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Trol nedir, kime denir? Anlayalım, öğrenelim, saptayalım, ayıklayalım ve tabii ki kurtulalım. Peki nasıl? İşte rehberiniz...
  • Bu depresyonun sıklığı %5-20 olarak bildiriliyor. Peki Postpartum depresyonu nedir? Kadınlar doğum sonrası ilk yıl içinde, psikiyatrik hastalıklar (an
  • Ağustos böceğinin ötüşü doğanın en hoş seslerinden biri olarak görülür. Bu böceğin sesi gizemli olduğu kadar yüksektir de.
  • Kirazın gut hastalığından kaynaklanan ağrıları dindirdiği bildirildi.
  • Cep telefonları ve diğer elektronik cihazların hassas elektronik sistemleri etkileyebileceği söyleniyor. Ama bunu kanıtlamak neden bu kadar zor?
  • Vişne nelere iyi geliyor?Kırmızı meyvelerden vişnenin ekşi tadının yanında çok tatlı, sağlığa yararlı etkileri var.
  • Randevu Al