Geleceğin mesleği: Dijital iletişim

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İzzet Bozkurt geleceğin mesleği dijital iletişimi Marketing Türkiye IP’de kaleme aldı. Prof. Dr. Bozkurt’un konuya ilişkin yazısı:

Geleceğin mesleği: Dijital iletişim
Paylaş:

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İzzet Bozkurt geleceğin mesleği dijital iletişimi Marketing Türkiye IP’de kaleme aldı. Prof. Dr. Bozkurt’un konuya ilişkin yazısı:

Prof. Dr. İzzet BOZKURT “Günümüzün yoğun iletişim ortamlarında her gün bireysel ve kurumsal alanda yüzlerce karar almak zorunda kalıyoruz. Sabah uyandığımızda hangi kıyafetleri giyeceğimizden başlayan ve hangi otomobil markasını satın alacağımıza, hangi filmi izleyeceğimize kadar yüzlerce karar alıyoruz. Diğer taraftan da bilinçaltı, insan bilincinin yüzde 99'unu oluşturduğu gerçeğiyle en başta bir iletişimci olarak karşı karşıyayız. Bundan henüz 15 yıl önce verdiğim derslerde çok yakında artık tüm bilgilere internet üzerinden ulaşılacağı, gazete, dergi, televizyon gibi iletişim araçlarının şekil değiştireceğini öğrencilerime anlatırken aslında bu kadar da hızlı bir dönüşümü beklemediğimi şimdi itiraf ediyorum. Her şey değişti... İnsanlar, gençler, anneler, babalar, kurumlar, yaşam tarzları, yaşam alanları, ilişkiler, davranışlar. Değişimin ilk yansıması ise "iletişim". İletişim davranış değişikliğinin görüldüğü ilk eylem. Bu eylem belki bir kelime, bir işaret hatta sadece bir bakış. Basın yayın yüksekokulları, iletişim kanallarının çeşitlenmesiyle birlikte iletişim fakültelerine dönüşerek halkla ilişkiler, reklam gibi farklı disiplinlerin de eğitimini vermeye başladı. Şimdi artık yine değişim zamanı. Dijital iletişim ve sosyal medya çok hızlı gelişti ve kendi içinde kuralları ve dinamikleri oluştu. Bugün sektörde bu konuya çok hakim alaylı olarak nitelendirebileceğimiz iş gücü ve firmalar var. Bu oluşumlar her ne kadar çok başarılı işler yapsa da maalesef bu işin kuralını ve kitabı henüz belirlenmedi. Dijital iletişim alanında bilinmeyenler, regülasyon eksikliği ve tabiri yerinde ise "sosyal medyada her istediğimizi" yaparız anlayışı hakim. Bu da bu alanı geriye götürebilecek bir üretim ve tüketim kirliliği yaratıyor.

Bireysel davranışların toplumsal yansımaları

Sosyal medya üzerinde davranışlar artık çoğunlukla bireysel ama yansıması toplumsal. Çünkü etki oluşturmak için "bir kelime bir görsel" ve sadece "bir tık" yeterli. Durum böyle olunca hem bireysel hem de toplumsal davranış ve bu davranışı analiz ederek stratejiyi kurgulamak çok önemli bir hale geliyor. Davranış ve iletişim birbirinden ayrılmayacak iki kavram artık. Günümüz pazarlama yaklaşımında "nöromarketing"e odaklanılıyor. Bu yaklaşım iletişim eğitiminde yeni bir ekol. Günümüzün yoğun iletişim ortamlarında her gün bireysel ve kurumsal alanda yüzlerce karar almak zorunda kalıyoruz. Sabah uyandığımızda hangi kıyafetleri giyeceğimizden başlayan ve hangi otomobil markasını satın alacağımıza, hangi filmi izleyeceğimize kadar yüzlerce karar alıyoruz. Bütün bu kararların somutlaşması sürecinde, karar anına kadar, o karar ile ilgili maruz kaldığımız ya da bırakıldığımız iletişim mesajlarının rolü var. Diğer taraftan da bilinçaltı, insan bilincinin yüzde 99'unu oluşturduğu gerçeğiyle en başta bir iletişimci olarak karşı karşıyayız. Dolayısıyla bilinçaltı uyaranları, karar alma sürecimizdeki en temel belirleyiciler olarak tanımlanıyor. Özellikle bir karar söz konusu olduğunda duygusal ve rasyonel olmak üzere zihnimizde bir dizi süreç yaşanıyor. İletişim mesajlarının görsel ve içerik tasarımlarında, bilinçaltı uyarı özelliklerine göre tasarlanması ve test edilerek ölçülmesi nöro-pazarlama bazlı ve nöro-bazlı iletişimin konusunu oluşturuyor.

Algı tamam. Peki ya psikoloji?

Aslında biz buna iletişim dilinde "algı yönetimi" de diyoruz. Bu kavramı gerek iletişim fakülteleri gerekse iletişim disiplinlerini kullanarak hedef kitlelere ulaşmaya çalışan tüm uzmanlık alanları sık sık kullanır. Fakat algıdan bahsedilirken şimdiye kadar hiç psikolojiden ya da davranış bilimlerinden bahsedilmedi. Bu aslında gözden kaçan önemli bir detay. Davranışa yol açan tüm bilimlerin iletişim eğitiminde yer alması gerekiyor. Günümüzde iletişimi kullanmayan hiçbir sektör sürdürülebilir bir başarı elde edemeyeceğini artık herkes biliyor. Gerek kamu gerekse özel sektörde faaliyet gösteren bütün kurum ve kuruluşların, kendi sosyal paydaşları ve hedef kitleleri ile karşılıklı etkileşime dayalı ilişki süreci, hem o sektörlerden hizmet alan tüketiciler hem de kamuoyunun, o sektör ile ilgili bilgilenme ihtiyacı açısından son derece önemli. Özellikle, internet ve sosyal medya, bu anlamda bütün kurumlar için inanılmaz imkânlar yaratırken neredeyse bireysel, bire bir iletişim mümkün olmaktadır. Bu süreci yönetecek, geleneksel ve sosyal medyada içerik oluşturacak, bu içeriği en uygun görsek unsurlar ile mesaj haline getirecek iletişim eğitimi almış uzmanlara ihtiyacımız var Farklı alanlarda faaliyet gösteren pek çok kurum, hedef kitleleri ile etkin iletişim konusunda profesyonel anlamda hizmet almaktadır. Bu hizmetleri üretecek iletişim alanında uzman yetiştirmek için de çok sayıda üniversitede binlerce öğrenci İletişim Fakültelerindeki farklı bölümlerde öğrenim görmekte. Bu fakültelerden mezun olan ve olacak öğrenciler için çalışma alanı olarak yalnızca medya sektörü ile reklam ve halkla ilişkiler ajanslarını hedef kariyer noktalan olarak sunmak, tüm taraflar için eksik ve yanlış bir yaklaşımın sonucu. İletişim fakültelerinde hala teorik ve alışılagelmiş bölüm yapılarından öteye gidilemiyor. Halbuki sektörün beklentileri başka bir noktaya ulaşmış durumda.

Sosyal medyacılar da uzmanlaşmalı

İletişimcilerin, sağlam bir teorik altyapıya, düşünce ve analiz yeteneğine, mesleğinin gerektirdiği pratik tecrübeye ve dahası mesleğini dünyanın herhangi bir yerinde icra edebilmesine imkân sağlayacak yabancı dil bilgisine sahip olmaları gerekir, iletişim fakültelerinde hala teorik ve alışılagelmiş bölüm yapılarından öteye gidilemiyor. Halbuki sektörün beklentileri başka bir noktaya ulaşmış durumda. Çağımızın iletişim fakülteleri, sektörle iç içe olmak ve sektöre akademik birikimi aktarmak; çağdaş ve dünyada okutulan bir programa sahip olmak; öğrencilerine yan dal ve çift ana dal yapma imkânı vererek mesleklerini, ihtiyaç duydukları alanlarla birleştirip kendilerini daha güçlü kılmalarına fırsat vermek mecburiyetindeler. Çünkü en küçük işletmeden en büyüğüne, özel, kamu ya da sivil toplum kuruluşuna kadar herkesin anlatacağı bir konusu, destek alacağı bir sosyal paydaşı bulunuyor. Bu kitlelere ulaşmanın en önemli yollarından biri de artık günümüzde sosyal medya. Artık hangi mesajı nerede ileteceğini bilen üniversiteli sosyal medya uzmanlarına ihtiyaç duyuluyor. Sosyal medya uzmanları bile çok yakında aynı gazetelerde uzmanlaşan sağlık, eğitim, bilişim gibi dallara ayrılacaklar ve belki de o vasıflarıyla ayrışacaklar. Öte yandan bu uzmanlar Türkiye'deki ve dünyadaki gelişmeleri algılayabilen entelektüel düzeyde ve üst düzey yönetim, uygulama donanımlarına sahip olmalarını, stratejik kararların alındığı masalarda yer alarak bu sürece bir iletişim uzmanı olarak katkıda bulunmalı. Örneğin bugün sosyal medya dediğimiz iletişim kanalında bir kriz 15 dakikada başlıyor yayılıyor ve bitiyor. Yeni bir ürünü ilk kez bu mecrada görüyoruz hatta bu mecra kanalıyla da deneyimliyoruz bile. Sosyal medya kullanımında dünyada yapılan araştırmalarda ilk sıraları alıyoruz. Facebook ile başlayan ve hızla tükenecek olan bu yeni digital çağda yeni medyayı yönetebilecek ve yine yenisini icat edecek gençlere ve işgücüne ihtiyacımız var. Bunun yolu da el yordamıyla değil hem iletişimi hem de yeni medyayı öğreten iletişim fakültesi programlarıyla gerçekleştirebiliriz. Dijital iletişim dünyanın ve geleceğin mesleğidir.” MARKETİNG TÜRKİYE IP