ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR

ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR
Paylaş:

A.A

Otizmin erken fark edilmesinin hayati önem taşıdığı, ancak üç yaşın altında da  kesin tanı konulmaması gerektiği açıklandı.

Türkiye'de otistik çocuklara  eğitim veren ilk ve tek merkez olan Ankara Üniversitesine bağlı Otistik Çocuklar  Tanı, Tedavi Uygulama ve Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Efser Kerimoğlu,  otizmin erken fark edilmesinin hayati önem taşıdığını, ancak üç yaşın altında da  kesin tanı konulmaması gerektiğini söyledi.

Kerimoğlu, otizmin, bazı çocukları  doğuştan ya da bebeklik döneminde etkileyen, ilişki ve iletişim kurmalarında  engel yaratan bir rahatsızlık olduğunu söyledi.

Sözel gelişimin en öncül belirtilerinin bir yaşından önce görüldüğünü  kaydeden Kerimoğlu,ancak otistik çocukların bunları sergileyemediklerini ifade  etti.

Belirtilerin bir yaşın altındaki çocuklarda saptanmasının mümkün  olduğunu, ancak merkeze daha çok bir buçuk ile iki buçuk yaş arasındaki  çocukların getirildiğini anlatan Kerimoğlu, “Otizmde erken fark edilme hayati  öneme sahiptir. Ancak ilk bebeklik döneminde fark etmek ya da doğru  değerlendirmek zordur” dedi.

Sosyal ilişki ve gelişimi farklı olan otistik bir çocuğun, kişiler arası  iletişim geliştirmede başarısızlık yaşadığını, ilgi alanları ve faaliyetlerinin  esnek ve yaratıcı olmaktan çok kısıtlı ve yineleyici olduğunu bildiren Kerimoğlu,  otistik bir çocuğun akranlarından farklı olarak şu belirtiler gösterdiğini  belirtti:

-Jest ve mimik kullanmaz, göz göze gelmez,
-Akranlarıyla yaşına uygun ilişkiler geliştiremez,
-Adı söylenince bakmaz,
-Bebeklere özgü taklitler yapamaz,
-Diğer insanlarla paylaşım yaşayamaz,
-Duygularını kullanamaz,
-Dil gelişimi yoktur,
-Sohbet edemez,
-Oyun oynayamaz,
-Çevresine karşı ilgisizdir,
-Özellikle 6 aydan sonra annesine ya da bakımını üstlenen kişiye  bağlandığını belli edemez.

Otizmde erken tanı ve tedavinin önemine işaret eden Kerimoğlu, sözlerini  şöyle sürdürdü:

“Erken tanı ve tedavi büyük önem taşımasına rağmen üç yaşın altında  kesin tanı konulması da uygun değildir. Çünkü üç yaş öncesinde otizme benzeyen  bağlanma bozukluğu, duyu kaybı, dil gelişiminde bozukluk gibi çok farklı  sebepleri olan başka klinik görüntüler ya da herhangi bir organik bozukluğa bağlı  durum söz konusu olabilir. Bu nedenle otizmin tanısını çocuk psikiyatristlerinin  koyması gerekir. Tanı konulabilmesi için şüphelenilen çocuğun üç-dört yaşına  kadar izlenmesi gerekir. Çünkü bu süreçte bazı çocuklarda değişiklik ortaya  çıkabilir, belirtiler ortadan kaybolabilir. Ama bu izleme sürecinde gerekli  müdahaleler de yapılır. Temel tedavi özel eğitimdir. Çocuğun özelliğine göre  ailenin de bu tedaviye katılması gerekir. Otistik çocuk yaşıtlarıyla bir arada  bulunmalı, toplumdan izole edilmemelidir.”
        
"0-3 YAŞ ARASINDA İYİ TAKİP GEREKİR"
        
Merkezin 0-3 Yaş Bebek Ruh Sağlığı Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Runa İdil  Uslu da, bebeklerin çok erken dönemlerden itibaren çevreleriyle iletişim ve  ilişki becerilerinin takip edilmesi uyarısını dile getirdi.

Çocuk ve aile hekimlerine bu konuda büyük görev düştüğünü vurgulayan  Uslu, bu dönemde bebeklerle ilk karşılaşan bu hekimlerin duyarlı olması  gerektiğini söyledi.

Uslu, bu yaş grubundaki otistik çocuklarda anne ile çocuk arasındaki  ilişkinin geliştirilmesi ve tedavinin başarısı için etkileşim terapisi  uygulanması gerektiğini kaydetti.

Erken tanı ve ailenin buna göre yapılandırılmasının bu dönemde büyük önem  taşıdığına işaret eden Uslu, “Biz merkezde aile yapısına ve çocuğun özelliğine  göre bir yöntem belirliyoruz. Destek için aile grupları da yapılıyor” diye  konuştu.

Otizmin ilaçla direkt tedavisinin olmadığını kaydeden Uslu, ancak bazı  belirtilere yönelik ilaç kullanılabileceğini bildirdi.