E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Dogmatizm Etnik Ayrılığa Sebeptir

Sosyal damgalar eğer kendini sorgulatmıyorsa akla ve bilime aykırıdır. Sosyal damgaların dogmatizm haline gelmemesi için kişinin kendi dogmalarına karşı objektif olması gerekir. Dogmalar aynı zamanda etnik ayrımcılık da yaptırır. Belli bir bölgede veya dünyada etnik merkezcilik varsa, bir halk kendini merkeze alıyorsa, üstün ve özel olduğunu iddia ediyorsa, diğer ırkları da kötü diye nitelendiriyorsa damgalama yapıyordur. İnsanlık tarihi için önemli olacak bir örnek verelim: Küresel ısınma bütün dünyanın geleceği için tehlikedir ve buna çözüm bulmak üzere dünya ülkeleri toplandı ve küresel protokoller oluşturuldu. Kyoto protokolünün ardından, Rio Zirvesi ve Lahey toplantısı gerçekleştirildi. Bütün ülkeler küresel ısınmaya karşı tedbirler alınması gerektiğine karar verdi. Fakat Amerika kendisini gruptaki protokolden geri çekti. Kendi menfaati için protokolü imzalamadı. Bu tavır, kendilerinin özel ve üstün ırk olarak gördüklerinin ispatıdır. Dünya nüfusunun % 5'ini oluşturan dünya kaynaklarının % 25'ini kullanan Amerikalılar küresel ısınmadan da o kadar sorumlular. Protokole uyarsa kendi toplumunu özel olmaktan uzaklaştırmış olacaktı. Şu örnekle daha iyi açıklayabiliriz: 20 kişilik bir aile yemeğinde 5 kişilik grup diğerlerinden 5 kat daha fazla ve yemeğin en iyi kısmını yemektedir. Diğerleri adil bir paylaşım olmadığı için itiraz ederler. Hepsinin yaşadığı, hepsinin çalıştığı bir ortamda kaynakların birlikte ve adil kullanımına diğeri menfaati için itiraz eder. Çünkü kendini özel ve önemli hissettiği içindir. Böylece diğer insanları ötekileştirmiş ve "öteki" olarak damgalamış olur. Bu da narsizme dayanır. Narsist insanın kendini ayakta tutabilmesi için ötekilerin olması gerekir. İkinci sınıf insanların olması gerekir ki kendisini özel ve birinci sınıf olarak görebilsin. Herkes birinci sınıf ve özel olursa narsist kendini iyi hissetmez. Kendisine özel ve önemli diyebilmesi için diğerlerini önemsiz yapması gerekir. Amerika'nın bu protokole karşı çıkması kültürel bir narsizmdir ve kendi kültürünü üstün görmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum da kültürlerarası çatışmaya götürür. Bunun için medeniyetler çatışması diye tez ortaya attılar ki çatışma çıkartıp kavga içerisinde kendi güçlerini devam ettirebilsinler. Buna karşı, dünyanın yapacağı önemli davranış, olumlu bir sosyal kimlik oluşturmaktır. Çünkü güçlü olanın kendini kayırma çabası oluşur. Narsist kişi kendini kayırır. İkinci Dünya Savaşı'nın önemli bir faydası Birleşmiş Milletler Teşkilatının doğmasına neden olmasıdır. Uluslar arası çözüm üretecek bir platformun gerekliliği görüldü ve bu teşkilat doğdu. Fakat bu da adil değil, sadece 5 güçlü devletin veto hakkı vardır, diğerlerinin yoktur. Belki dünyadaki ekonomik ve siyasi krizler dünya parlamentosunun kurulmasına götürecektir. Herkesin olumlu sosyal kimliğinin ve dünya sosyal tebanın tam temsil edildiği ve her ülkeden o ülkenin nüfusunun oranına göre tespit edilmiş temsilcilerden oluşan dünya parlamentosu dünyayı yönetecektir. Hiç kimse düşük veya yüksek statüde değildir ve bunu herkesin kabul etmesi gerekir. Bu, kabul edildiği zaman insanlığı barışa götürür.

Dogmatizmin Fanatik Kişiliklerle Bağlantısı

Dogmatizmin bir başka özelliği de bağnaz kişileri, fanatikleri ortaya çıkarmasıdır. Bağnaz, fanatik kişi kendi takımının yenilgisinin sebebini bile, kendi takımının dışındaki bir nedene bağlar. Bağnaz kişiler olaylar karşısında olumlu çıkarımlarda bulunamaz. En önemli özellikleri de, bu kişilerin kolektif davranış oluşturamamalarıdır. Damgalama sosyal hareketlerin oluşmasını etkiler. Ortak heyecanların, ortak kaygıların, ortak korkuların, düşmanlık gibi duyguların yayılma özelliği vardır ve sosyal hareketlilik oluştururlar. Korkular bulaşıcı etki taşır. Bir sosyal grupta korku varsa, bir kimse kendini güvende hissetmiyorsa oradaki bütün grup üyelerine o korkuyu bulaştırır. Bunun sonucunda da toplumsal korkular oluşur, algılama hataları ortaya çıkar ve düşmanlık tanımlamaları değişir. Mesela komşusunun çocuğunu, büyüdüğünde zarar verebilir diye öldürür. Düşmanlık tanımlaması değişir ve kan davaları bu şekilde ortaya çıkar. Komşusunun çocuğunu öldüren kişiye bunu niçin yaptığı sorulduğunda, mahallesinin geleceği için olduğunu söyler ve çok ilginçtir, kendini kişisel olarak sorumlu hissetmez. Bütün bunların altında düşman damgalaması olduğu görülmektedir. Buna örnek olarak Çanakkale Savaşı sırasında yaşanan bir olayı gösterebiliriz. İngilizler savaş sırasında zor durumda kalırlar ve bir türlü Türkleri yenemezler. Tam o sıralarda kimyasal silah bulurlar ve kullanılıp kullanılmaması konusunda tartışma yapılır. Churcill kullanma konusunda ısrar eder. Kendisine çocukların, kadınların ve savaşmayan insanların da öleceği söylenince "onlar insan değil ki" cevabını verir. İlk kimyasal silah olarak hardal gazı böylece Çanakkale Savaşı'nda kullanılmıştır ve kim kokladıysa ölmüştür. Churcill gibi kişiler düşman olarak gördüğü kişileri insan değildir diye tanımlama yaparak, onları yok edebildi ve bundan dolayı kişisel bir sorumluluk hissetmedi. Burada suçu anonimleştirme vardır. Devletin bekası için cinayet işlenebilir, köy bombalanabilir zihniyeti ortaya çıkar. Bir köyde üç-beş tane katil var diyerek orayı bombalayıp kadın ve çocukları öldürmeyi doğru kabul etmek bağnazlıktır. Damgalanma bağnaz kişilerin ve dogmatizmin doğmasına sebep olur, zulüm ve acımasızlık getirir. KAYNAK: YeniŞafak Gazetesi Cumartesi Eki