Dikensiz gül bahçesi

Derin bir felsefe vardır atasözlerinin arkasında. Derin anlamlar ve yaşanmışlıklar. İddialı metodolojik çabalarla devasa kuramlara dönüşen çoğu yaklaşımı bazen halkın dilinde biçimlenen küçücük bir tümcecikle anlama dönüştürmek ne kadar da şaşırtıcıdır.

Dikensiz gül bahçesi
Paylaş:

Derin bir felsefe vardır atasözlerinin arkasında. Derin anlamlar ve yaşanmışlıklar. İddialı metodolojik çabalarla devasa kuramlara dönüşen çoğu yaklaşımı bazen halkın dilinde biçimlenen küçücük bir tümcecikle anlama dönüştürmek ne kadar da şaşırtıcıdır.

nazifegungor2111111111Bilim ve düşün camiası yüzyıllar, bazen binyıllar düşünerek bir anlayış, bir yaklaşım, bir felsefe geliştirir, sonra bir bakarsınız ki  bahçesinde güllerin kökünü yaban otlardan temizlemeye çalışan Ayşe Kadın öyle bir söz atar ki ortaya yüzyılların filozoflarına kök çıkartıverir. Dikensiz Gül Bahçesi Olmaz. Mücadele var mı, var. Diyalektik var mı, hem de en alası. Dikensiz Gül Bahçesi Olmaz. Güllerle dikenlerin  mücadelesi. İyi ve kötünün egemenlik savaşı. Birinin doğada varlık gösterebilmesi için, ötekini yok etme çabası. Ne evrim, ne de Darwin, doğanın içindeki varlık ve yaşam mücadelesini kazanmışların egemenlik mücadelesi. Birbirlerinin alanlarına girme ve iktidar alanlarını genişletme çabası. Bir yanıyla da çatışma. Bir tür diyalektik aslında. Dışarıdan bir müdahale olmazsa eğer, kendi doğal akışına bırakılırsa bu çatışma, yeni bireşimlere de dönüşerek, kendi içinde değişim geçirerek yeni varoluşlara da ortam hazırlayarak sürüp gider aslında. Gülden diken, dikenden yeni güller türeyerek devam eden bir diyalektik dönüşüm. Gülün ve dikenin çatışmasından, birbiri içerisine sürgün verişlerinden belki de yeni muhteşem güller doğabilir, belki de çok da acıtası dikenler. Tersi de mümkündür. Dikenin güle sürgününden belki de  etrafa kötü koku yayacak, çevrede görüntü kirliliği yaratacak güller türeyecektir. Ama gülün dikene sürgününden de belki en güzel kaktüs dikeninden çok daha güzel, acıtası  değil, okşayıcı dikenler türeyecektir. Marx’ın diyalektiğine bakılırsa gelişme için çatışma şart. İncitici olabilir, acıtıcı olabilir, ama çatışma olmadan uzlaşma olmaz.  Toplumların ilerlemesi, insanlığın gelişmesi için zıtların karşılaşmadan çekinmemesi, cesurca da çarpışması lazım.  Evrenin dengesi de bu anlayışın üzerine kurulmuyor mu zaten. Evreni bir arada tutan şey çekim olduğuna göre, çatışma var demektir. Biz insanlar yerküre üzerinde durabiliyorsak, onunla bir çatışma yaşadığımızdandır. Her birimiz ısrarla ayaklarımız yerden kesilsin istemiyor muyuz? Ayakta kalabilmek, mümkünse uçabilmek değil mi her birimizin arzusu. Küçük bir sevinç ya da kızgınlık anında  yukarı doğru sıçrayışlarımız, atlayıp coşmalarımızın temelinde bu yerden uzaklaşma, yukarılara, mümkünse göklere çıkma arzusu yok mu aslında? Bir tür diyalektik işte. Üzerinde durduğumuz, temas ettiğimiz, üzerinde gezindiğimiz zeminle, toprakla bir tür çatışma içerisindeyiz.  Biz kaçmak, yükselip uçmak istedikçe o bizi çekiyor. Bir tür diyalektik. Sentez ise günümüzün yaşanılası ya da yaşanılamayası dünyası. O bizi kendisine doğru çektikçe biz onu değiştirmeye,  dönüştürmeye, kendimizce yeniden dizayn etmeye çalışıyoruz. Tez, karşı  tez ve sentez. Dünya bize sürgün, biz dünyaya. Sonuç duruma göre uygarlık, duruma göre barbarlık. Marx’ın diyalektiği ise söz konusu olan çok da fark etmez. Mevcut koşullar içerisinde mümkün olan olur. Çatışma doğa lehine  senteze dönüşürse kazanan da uygarlık olur. Çünkü özünde iyiliklerle yüklüdür doğa. Sentez karşı taraf, yani insanların egemenliğinde biçimlenirse  yandık demektir insanlık adına. Hırs, iktidar kavgası, pastanın büyüğünü kapma yarışı derken kendi baş belası olur, insanın mücadelesi. Marx’ın maddeyle sarmalanmış diyalektiği yerine biz en iyisi Hegel diyalektiğinde karar kılalım. İdealist bir temeli var hiç  değilse. İdeal olan ise en iyisi olandır. Hayali bile güzeldir, gerçekle bağdaşmasa da. Dikensiz Gül Bahçesi Olmaz. Hegel’e bakılacak olursa bir gün mutlaka. Her çatışma ve uzlaşma idealizm yolundadır ve sonunda o ideale bir biçimde ulaşılacaktır. Dikenler sürgün verse de güllere doğru, üzerlerini kapatıp engel olsa da güllerin güneşle buluşmasına, o güneş ki bir biçimde sızdıracaktır ışınlarını gülerin yaprakları içerisine, bir biçimde ısıtacaktır dikenlerin üşüttüğü gülün narin yapraklarını. Ve o güller ki güneş ışınlarıyla gizemli buluşmalarından beslenecektir ve sezdirmeden kök salacaktır derinlere. Derinden derine  savaşacaktır dikenlerle, köklerini kuruturcasına  savacak ve bir gün gelecek, dikenlerden eser kalmayacaktır. Dikensiz gül bahçesi. Atalarımız haklı olabilir, ama büyük filozof Hegel’in de bir bildiği olsa gerek. PROF. DR. NAZİFE GÜNGÖR