Charlie Hebdo saldırısı bir düşünce katlidir

Hiçbir değer, hiçbir inanç, hiçbir ideoloji insanın insanı katledişini haklı gösteremez. Her şeyden önce yaşamak insanın en temel hakkıdır ve hiç kimsenin onu ihlal etme hakkı yoktur.

Charlie Hebdo saldırısı bir düşünce katlidir

Hiçbir değer, hiçbir inanç, hiçbir ideoloji insanın insanı katledişini haklı gösteremez. Her şeyden önce yaşamak insanın en temel hakkıdır ve hiç kimsenin onu ihlal etme hakkı yoktur.

nazifegungor21111111Ve insan düşünen bir varlıktır, gerçekten insansa tabi. Düşünüyor diye katledilişi ise insanlık dışılığın ta kendisidir. İnsan olan düşünür ve insan olan düşünceye saygı duyar. Paris’te yaşanan vahşet ise insanın, bu anlamda kendi gerçekliğini inkar edişinin vahim bir göstergesi oldu. İnsan, insanı katlederek insan olmadığını ya da insanlıktan nasibini almadığını bir kez daha ortaya koydu.

İnsanın, kendi insanlığını inkarı.

Özellikle de günümüz uygar dünyasında, daha doğrusu uygarlık iddiasında olan dünyasında ne acayip bir durum. Dört yüzyıl öncesinde tam da bu şehirde insanlar özgürlük, eşitlik, kardeşlik sloganlarıyla meydanlara dökülmüşlerdi. İnsanca bir dünya, insanca bir yaşam istiyorlardı. İstenilen oldu, demokrasiler gelip yerleşti, vatandaşlık denildi, özgürlük  denildi, kardeşlik denildi ve aradan yüzyıllar geçti. İleri demokrasi denildi, ileri uygarlık denildi ve de bilgi çağı.

Peki bu ne şimdi?

Özgürlük var, demokrasi var da bu dünya neden savaşlardan bir türlü kurtulamıyor? Neden dünyanın her köşesinde kan gövdeyi götürüyor, kitlesel katliamlar oluyor? Düşünsel özgürlük var deniliyor. Bütün insanlar dil, din, mezhep, ırk, etnik kimliğine bakılmaksızın yasalar önünde eşit deniliyor. Bütün insanlar dünyanın kıt kaynaklarından eşit oranda pay alabilmeli, en temel insan hakkının gereği olan ne varsa sahip kılınmalı deniliyor.

Bütün bunlar var da bu ne peki?

Bu koca dünya, büyük sermayenin, kocaman siyasetlerin, devasa teorilerin, aklın sınırlarını zorlayan  düşünsel paradigmaların, bilgi çağının şaşalı dünyasında bir karikatüre bile tahammül edememeyi hangi bilimsel akıl ve mantık açıklayabilir? Kimse kimseyi kandırmasın. Dünya geçmişten günümüze düpedüz güç ilişkileriyle, çıkar çatışmalarıyla yönetiliyor. Bu nedenledir ki bir zamanların demokratik devrimine sahne olan Paris şimdi de demokrasiyi deviriş hazırlıklarının sahnesi işte. O zamandan bu zamana güçler yönetti dünyayı, çıkarlar yönlendirdi sistemleri. Demokrasi, özgürlük, insanlık sokaklarda sıradan insanı, cahil ve yoksul kitleleri oyalayıp eğlendiren sloganların ötesine geçmedi hiçbir zaman. Birileri biraz kabuğunu zorlayınca da güya birtakım ulvi davaların koruyucuları kolları sıvayıp önlem alıverdiler. Paris’te yaşanan olay da bundan farklı değil. Kim, hangi gerekçeyle, neyi savunursa savunsun ortada öncelikle bir terör olayı, vahim bir katliam var. On yıllar boyu emek vererek kendilerini yetiştiren gazeteciler, yazarlar, çizerler, sanatçılar bir anda yok edildiler işte. Din ve inanç özünde insanın mutluluğu için olmalıdır. İnsanların birbirlerini kırıp dökmemeleri, birbirlerinin haklarına saldırıda bulunmamaları, birlikte bir dünya kurmaları için gerekli ve yönlendiricidir. Ama şimdi bakıyorsunuz dilinde dua, elinde silah, birtakım insanlar sokaklarda, caddelerde tehditler savuruyorlar. Bir yerde bir yanlış yapılıyor. Birileri din ve inancı insanlara ya bilerek yanlış anlatıyorlar ya da yorumlarda, anlayışlarda bir hata yapılıyor. Hiç kimse, ama hiç kimse insanın yaratıcısı Tanrıya sığınarak diğer insanları katletme hakkına sahip olamaz. Hiçbir din ve inanç gerçekte buna izin vermemeli diye düşünüyorum.  Ama ne yazık ki birileri ideolojiler ve politik kurumlar gibi din ve inanç kurumunu da kendi çıkarları yönünde kullanmaktalar. İlkel dönemlerden bu yana sıradan kitlelerin cehalete bırakılmasının arkasında da aslında bu kötü niyet yatmaktadır. Cahil kitleler kendi gerçekliklerine ilişkin mantıklı ve akli çözümlemeler yapamazlar. Onlara ne dayatılırsa ona inanır, ona kanarlar. Dolayısıyla da güç ve çıkar odakları insanlık tarihinin her döneminde birtakım politik ve dinsel alanlara sığınarak, din ve inancı araçsallaştırarak cahil kitleleri manipüle etmiş, sömürmüşlerdir. Günümüzün ileri demokrasi ve ileri uygarlık döneminde de durum değişmedi. Bir yandan bilgi çağı şarkıları söylenirken, diğer yandan da bilgiye temel oluşturan düşüncenin üretim alanı denetim ve gözetim altında tutulmaktadır. İşte bütün mesele bu. Prof. Dr. Nazife Güngör, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi