Bir ömür süren arayış

Şimdi 80 yaşında olan Philomena Lee bugüne kadar hayatındaki birçok şeyi kabullense de, Amerikalı bir aileye evlatlık verilmek üzere alınıp götürülen ilk çocuğunu son görüşünü anlatırken sesi titriyor.

Bir ömür süren arayış

Şimdi 80 yaşında olan Philomena Lee bugüne kadar hayatındaki birçok şeyi kabullense de, Amerikalı bir aileye evlatlık verilmek üzere alınıp götürülen ilk çocuğunu son görüşünü anlatırken sesi titriyor.

omursurenLee o sırada 3 yaşında olan oğlu Anthony'yi büyütmeyi çok istemiş. Ama o dönemlerde, 1955 İrlanda'sında, Roscrea'daki Katolik kadınlar manastırının evlenmeden doğum yapmış kadınlara ayrılan kısmında kalan Lee, rahibelerin ısrarıyla çocuk üzerindeki tüm haklarından vazgeçmiş. Oğluna veda etme şansı bile olmamış. Üst kattaki bir pencereye koşan Lee, giden bir arabanın arka penceresinden bakan Anthony'nin yüzünü görebilmiş" diyor. Halen Londra yakınlarında yaşayan Lee, rahibe okulunu yeni bitirdiği ve cinsellik hakkında hiçbir bilgisi olmadan 18 yaşında hamile kaldığı o zor dönemi anlatıyor. Kilisenin evlenmeden doğum yapmış kadınlar için kurduğu evlere gönderilen İrlandalı binlerce genç kadından biri de o olmuş. Anne ve Bebek Evi adı verilen bu kurumlarda kalan ve uzun saatler b oyunca çalışmaya zorlanan bu kadınların, çocuklarını vermekten başka seçeneği yoktu. Lee'nin çilesi ve oğlunu arayışı, dünyanın birçok ülkesinde gösterilen "Philomena" adlı yeni bir filme konu oldu. Filmde Lee'yi Judi Dench canlandırıyor. Filmdeki komik ayrıntıların çoğunun (örneğin, bedava şampanya tutkusunun) doğru olmadığını belirten ve "aksi halde çok hüzünlü olacak bu hikâyeye" biraz neşe katma çabalarına itiraz etmeyen Lee, "O dönemde yaşananlara inanmak zor. Yaptığımız şey utanç verici olarak görülüyordu" diyor. Film, çoğu Katolik'in kilisenin geçmişteki suiistimallerine dair ifşaatlarla hesaplaşamaya çalıştığı İrlanda'da tartışmalara neden oldu. Filmin konusu, ki l isenin evlenmeden doğum yapmış kadınları tecrit etmesi ve onları, çocuklarını büyük bağışlar yapmaya istekli ailelere evlatlık vermeye zorlaması… Kilise yetkilileri herhangi bir ödeme alınmadığını söylerken, o döneme ait belgelerin çoğu da bir yangında yok oldu. Ama araştırmacılar 1945'ten 1960'ların ortalarına dek en az 2 bin 200 çocuğun ABD'ye gönderildiğini söylüyor. Bunlar zorunlu evlatlık verme vakalarının sadece ufak bir kısmı. 1990'larda kapatılmadan önce, İrlanda'daki Anne ve Bebek Evlerinde muhtemelen 50 bin bebek doğdu. Evlerdeki koşullar genç anneler için ağırdı. Kilise onları yozlaşmış kişiler olarak görüyordu. Bu kadınlara yönelik küçük düşürücü muamelelerden biri de, cinsel ilişkilerini rahibelere tüm ayrıntılarıyla anlatmaya zorlamaktı. Lee 50 yıl boyunca tüm adres değişikliklerini bildirdiği manastırı bilgi almak amacıyla birkaç kez ziyaret etmiş. Adı Michael Hess olarak değiştirilen ve Missouri'li bir aile tarafından büyütülen Anthony de annesini bulmaya çalışmış ve Roscrea'ya gitmiş. Washington'da avukatlık yapan ve Baba Bush ile çalışan Hess'e, yapılabilecek bir şey olmadığı söylenmiş. Hess 1995'te AIDS'ten ölmeden önce, annesinin kendisini arama ihtimalini düşünerek küllerinin manastıra gömülmesini istemiş. Oğlunun kendisini bulmak isteyişini aklından atamadığını söyleyen Lee, "Rahibeler ona, onu iki haftalıkken terk ettiğimi söylemiş. Buna ömrü boyunca inanmış" diyor. Rahibeler yüklü bir bağış karşılığında Hess'in isteğini kabul etmiş. Hess için dikilen mezar taşında, "İki memleketi ve birçok yeteneği olan Michael Hess" yazıyor. Psikiyatri hemşireliği yapan ve bir meslektaşıyla evlenen Lee, evlenmeden önceki geçmişini eşine anlatmış. Ama bu konuyu bir daha konuşmamışlar. Anthony'yi her gün düşündüğünü söyleyen Lee, "Sadece ilgi ve sevgi gördüğünü bilmek istedim" diyor. Kiliseyle olan bağlarını bir süreliğine koparan Lee, "İnancımı kaybettim. Aksi nasıl mümkün olabilirdi ki?" diye anlatıyor. Zaman içinde iki çocuğu daha olan Lee, 2001'e kadar onlara Anthony'den söz etmemiş. Lee'nin kızı Jane Libberton (52), Anthony'yi bulmaya çalışmış. Oğlunun Michael Hess adlı kişi olduğunu keşfetmeden hemen önce tekrar kiliseye gitmeye başladığını söyleyen Lee, "Orada sessizce oturup Anthony'yle konuşmayı seviyorum. Onu kiliseye geri döndüğüm için bulduğuma inanıyorum" diyor. THE NEW YORK TIMES