ANNELİK ENDİŞESİ

NP Etiler Polikliniği Klinik Psikologu Bihter İyidir "Annelik Endişesini" Parents'e anlattı…

Daha gelmeden gelecek olması fikri bile sizde endişelerin artmasına mı neden oldu? Bir bebek hayatınızı nasıl değiştirebilir ve siz buna ne kadar izin vermelisiniz? Tüm endişelerinizin yanıtları yazımızda... Her anneden aynı şeyi duyuyorum: "Bebek olduktan sonra her şey bitiyor!" Bu çok katı bir cümle, o kadar kesin ve net ki! Duyduklarım, kadın olduğunuzu unutmak, eşinizi sadece sorumlulukları olan bir baba olarak görmek, eve hapsolmak, sohbet etmekten uzaklaşıp yeni bir döneme hatta çağa geçmek gibi karamsar düşünceleri getiriyor aklıma. Gerçekten böyle bir genelleme yapılabilir mi; çocuk, eşleri birbirinden uzaklaştırır mı merak ediyordum. Peki, uzak kalmamak için çiftlerin yapacağı hiçbir şey yok mu? Tabii korkularım bununla da sınırlı değil. Biz evde yaşayan iki yabancı gibi olursak, çocuğumuza iyi anne-babalık yapabilecek miyiz? Uykusuz geceler ve stresli geçen günlerde tartışmaların arttığı bir ev ortamı canlanıyor gözümde. Huzuru korumak ve huzurlu, mutlu bir ortamda bebeğimi büyütmek isterken ya bunu başaramazsam diye endişeleniyorum. Bunu sağlayamayınca "ya mutsuz bir çocuk yetiştirirsem" korkusu da beraberinde geliyor. Sonuç olarak her şeyin başı eşlerin iyi olmasından geçiyor; eskisi gibi, belki de eskisinden daha iyi ve güçlü. Sonra eşler arasındaki mutluluğu oluşturmada büyük önem taşıyan cinsellik geliyor aklıma. Yani ben evlilikte cinselliğin büyük bir yeri olduğuna inanıyorum. Cinsellik olmadan ya da eşlerin birbirlerine olan bedensel yakınlaşması olmadan evlilik eksik olacak ve çiftler arası soğukluk ile uzaklaşma daha da belirginleşecek hissine kapılıyorum. İlişki olsa da annelerin sorumlulukları, çalışan annenin yorgun düşmesi orgazm olmayı engelleyen ve beyni ele geçiren şeyler. Birini başar-sam başka bir yenilgi beni bekliyormuş gibi karşıma çıkacak sanki. Belki de düşünmekten vazgeçmek bazen en doğrusu. Tabii bunlardan önce bir de hamilelik var. Daha bebek gelmeden araya giren koca bir göbek! Bununla birlikte kendini beğenmeme ya da beğenilmediğini düşünme ve kilo alma korkusu. Kaçınılmaz son ise kilo verme telaşı... En garibi de daha yaşamadan bu karamsarlığı içimde büyütüp, yaşatmam. Bu düşüncelerle hamile kalmak yapılan büyük bir hata olabilir! Her anne, tüm bu endişelerle kafasını patlatmasa da birkaçını benimle paylaştıklarına eminim. Ancak o küçük problemler, geri dönülmez sorunların başlangıç sebebi olabilir. Onları hayatınızdan çıkarmak ve kurulu olan yuvanızı bozmadan bebeğinizle beraber kaldığınız yerden mutlu bir yaşam sürmeye devam etmek için klinik psikolog Bihter İyidir'in yorumlarını okumanızı tavsiye ederiz. Yeni roller Eşler, bebek sahibi olmalarıyla birlikte yeni roller de edinirler. Annelik ve babalık rolleri. Bu yeni rollerin hayatların-daki diğer rollerin önüne geçmesi sık karşılaşılan bir durum olabilmektedir. Ancak sağlıklı, mutlu, keyifli bir yaşam sürebilmek için diğer rolleri korumak ve bunun için çaba harcamak gerekmektedir. Annelik ve babalık rolleri, kadınlık - erkeklik rollerini gölgelemeye başladığında eşlerin birbirinden uzaklaşmaları sorunu ortaya çıkabilir. Bu nedenle öncelikle bunları birbirinden ayırmak gerektiği gerçeğinin farkında olmak önemlidir. Toplumumuzda annelik rolünün aşırı yüceltilmesiyle birlikte bebek sahibi olan kadının her şeyden önce anne olması beklenmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki bir annenin bebeğini iyi bir şekilde yetiştirebilmesi için ruhsal iyilik halini koruması gerekir. Bu doğrultuda kişi kendisine zaman ayırmalı, kişisel olarak hoşlandığı, haz aldığı faaliyetlerini zamanlama değişse dahi hayatında var etmeye devam etmelidir. Eşler de sadece anne ve baba rollerine özgü paylaşımlar arasına sıkışmak yerine çift olarak kendilerine zaman ayırmaya çalışmalıdır. Anne ve baba olduktan sonra çiftlerde görülen bir diğer durum sürekli bebek ve ilerleyen süreçte çocuk hakkında konuşmak, çocuk üzerinden ilişki ve iletişim kurmalarıdır. Oysa birey olarak kendi duygu ve düşüncelerinden söz etmeyi sürdürdüklerinde, hayat-larındaki diğer rollere ilişkin (eş, anne, komşu, evlat, mesleki roller vs.) paylaşımlarda bulunduklarında aileye yeni katılan üyenin eşleri uzaklaştırmadığını, hatta yaşamlarına yeni bir boyut katarak zenginleştirdiğini göreceklerdir. Eşlerin dikkatine Anne ve babanın mutlu, keyifli, huzurlu olması çocuk yetiştirmede önemli konuların başında gelmektedir. Bunun yanı sıra eş ilişkisinin kalitesi de evdeki huzurun niteliği açısından önemlidir. Aileye yeni bir üyenin katılımı mutlaka ilk dönemlerde yeni bir adaptasyon sürecini başlatacaktır. Yeni roller edinilecek, önceki yaşam koşullarında değişiklikler meydana gelecektir. Her adaptasyon sürecinin kaygı yaratması beklendik bir durumdur. Ancak eşlerin bu sürece hazırlıklı olması ve yeni üyenin katılımının planlı oluşu süreci kolaylaştıracaktır. Bu sürecin kaygıları artırması olasılığı olmakla birlikte, bu, stresli ve tartışmalı bir ortam oluşacağı anlamına gelmez. Evde işbölümünün sağlanması, ebeveynlerin kendilerine ve birbirlerine de zaman ayırmaları, hoşgörü ve toleransın yüksek tutulması ve olağanüstü beklentilere girilmemesi evdeki huzuru sağlama yolunda önemli adımlar olarak sayılabilir. Çocuklu ailede cinsellik Cinsellik sadece seksüel arzu ve ihtiyaçların giderilmesi olmayıp ilgi, şefkat, sevilme, beğenilme, arzu edilme ihtiyaçlarına da cevap veren, ilişkiyi besleyen bir paylaşımdır. İlişkide yaşanan güçlükler cinsel hayatı etkilediği gibi cinsel hayatla ilgili güçlükler de kaçınılmaz olarak ilişki bütünlüğünü etkileyecektir. Çiftlerin cinsel ilişki sıklığı, süresi ve biçimleri ile ilgili farklı beklentileri olabilir. Eşler kendi arasında cinselliği konuşulabilmeliler. Bu konudaki duygu ve düşüncelerin payla-şılabilir olması daha sağlıklı ve keyifli bir cinsel yaşamı beraberinde getirecektir. Eskisi gibi olamamak Doğum sonrası dönemde kadınlarda cinsel istekte azalma görülebilmektedir. Bu durumun geçici bir dönem olduğu hatırlanmalıdır. Yaşam koşullarındaki değişiklikler (aynı odada veya yan oda -da bebeğin uyuması vs.) eşlerin cinselliğe odaklanmalarını engelleyebilir, bu durum yeterli uyarılmanın sağlanama-masına veya uyarılmanın ilişki esnasında bir durum ya da düşüncelerle bölünmesine sebep olabilir. Uyarılmanın yeterli olmadığı bir durumda orgazmdan söz etmek mümkün olmayacaktır. Her çift buna benzer deneyimler yaşayabilir. Önemli olan bu durumu felaketmişçe-sine algılamamaktır. Süreç içerisinde karşılıklı anlayış, ilgi ve özenle cinsel hayat yeniden doyumlu bir hale gelecektir. Eğer doğum sonrası dönemde ortaya çıkan cinsel istekte azalma veya orgazm olmada güçlük süreklilik kazanırsa bu durumda bir cinsel işlev bozuklukları uzmanına başvurmak çiftin durumu anlaması ve çözümlemesi açısından fayda sağlayacaktır. Yanlış inanışlar Toplumumuzda hamilelik döneminde cinsel birleşmenin bebeğe zarar vereceği, düşük ya da erken doğuma yol açabileceği gibi yanlış inanışlar olduğu görülmektedir. Oysa sürecin düzenli olarak bir kadın doğum uzmanının takibinde olması ve bu uzman tarafından aksi belirtilmediği takdirde cinsel yaşamın sürüyor olmasının çiftin ilişkisi üzerinde pek çok olumlu katkısı olmaktadır. Eşleri birbirine yakınlaştırması, kadının hâlâ arzu edildiği ve istendiği duygusuyla daha huzurlu olması gibi olumlu duygular hamilelik sürecine ve bebeğe de yansıyacaktır. Kadın, hamilelikle beraber bedeninde meydana gelen değişimleri özel ve değerli bir dönem olarak algıladığında, kendi vücuduna uzaklaşmadığında beğenilmeme düşüncesinin azaldığı bilinmektedir. Kişi öncelikle beklentilerinin gerçekçi olmasına özen göstermelidir. Eğer bir kadın hamilelik döneminde hâlâ önceki dönemdeki bedenine ve kilosuna sahip olmak ister ve kendisini o dönemle kıyaslarsa, bu gerçekçi olmayan değerlendirme hayal kırıklığı, sıkıntı ve mutsuzluk yaratacaktır. En çok kimi seviyorsun? Anneler de babalar da çocuklarını ne kadar severlerse sevsinler eşe duyulan hislerle çocuğa duyulan hisler farklıdır. İlişkide olduğumuz kişiler ve duygularımız arasında kıyas yapmak ilişkilerimiz üzerinde olumsuz etkilere yol açar. Bir kadının çocuğuyla ve eşiyle paylaşacağı düşünceler, duygular ve eylemler birbirinden farklıdır. Çocuğun doğumu sonrası tüm dünyayı çocuktan ve anne olmaktan ibaret gibi görme yanılgısına düşmek kişinin yaşam kalitesini düşüreceği gibi çocuğunu yetiştirme sürecinde de aşırı bağımlı bir ilişki geliştirmesi riskini taşır. Konu çocuk olunca... Etrafınızdaki çocuklu kadınlara baktığınızda eşleri ile ettikleri kavgaların çoğu: 'Bu çocukla hep ben ilgileniyorum!', 'Şu televizyonu kapatıp çocukla bir konuşsan!' Bazen de onun için en iyisini isterken ortada buluşamayıp çıkan kavgalardır. Her şey çocuğa odaklıdır. Çocuk için mutlu olunur ya da mutlu rolü üstlenilir. Peki ama gerçek mutluluğu ailecek yaşamanın yolları nelerdir? Ailede işbirliği ve işbölümü çok önemlidir. Her aile kendi dinamikleri içinde kendi işbölümünü oluşturur. Aile kurumu tek bir organizma gibi görülse de temelde içinde farklı düşünce biçimleri olan farklı bireyler barındırır. Öncelikle diğerinin farklılığına saygı duymak çok önemlidir. Eşler birbirleri adına düşünmekten, konuşmaktan ve karar vermekten kaçındıklarında, birbirlerini dinlemeye zaman ayırdıklarında ve kendilerini açık bir şekilde 'ben' dilini kullanarak anlattıklarında ilişkileri daha sağlıklı ve doyumlu olacaktır.. Kendini unutan bakımsız anneyi hayata döndürecek öneriler: Çocuk yetiştirmek zaman ve emek ister ancak bütün hayatınızın çocuk olmasına izin verirseniz kendinizi, dünyayı ve yaşamı kaçırma riskinizin arttığını unutmayın. -Sadece anne olmadığınızı aynı zamanda bir kadın; ilgileri, merakları olan bir birey olduğunuzu kendinize hatırlatın. -    Hayata yönelik ilgi ve amaçlarınızı ve onlara yönelik eylemlerinizi elden bırakmayın. Uğraşılarınız varsa sürdürün, yenilerini eklemek istediğinizde zaman yaratın. - Sosyal dünyadan kendinizi koparmayın, arkadaşlarınızla bağlarınızı devam ettirin, yeni sosyal çevrelere girmekten kaçınmayın. - Aynaya baktığınızda kendinizi beğenecek, hoş bulacak ve gülümseyecek kadar özen gösterin kendinize. - Çalışma hayatınızı sürdürmek istiyorsanız iş hayatınıza yönelik amaçlarınızı zaman zaman gözden geçirin. - Bebeğinizin ya da çocuğunuzun uyuduğu, okulda/ kreşte olduğu zamanları sadece çamaşır, bulaşık, ütü gibi yapılması zorunlu işlere ayırmak yerine bu zamanın bir kısmını bir fincan kahve içmek için bile olsa kendinize ayırın ve anın tadını çıkarın. - Çocuğunuzla ilişkinizin sürekli gelişeceğini, onun içinde bulunduğu yaşam dönemine göre size olan ihtiyacının değişiklikler göstereceğini unutmayın. Bebeklik döneminde bebek anneye çok daha fazla bağımlı olduğundan kendinize vakit ayırabilmeniz zor gibi gelse de bebeklerin hızla büyüdüklerini hatırlayın.

PARENTS/TEMMUZ / Büşra Güler