Toronto'daki trajikomediye devam

Çok kültürlü mega kent Toronto öyle hızlı büyüyor ki, yöneticileri buna ayak uyduramıyor.

Toronto'daki trajikomediye devam

Çok kültürlü mega kent Toronto öyle hızlı büyüyor ki, yöneticileri buna ayak uyduramıyor.

torontoYöneticilerin yıllardır sergilediği trajikomedi, şehrin büyüme sancılarının tipik bir göstergesi. Toronto'nun büyükşehir olduktan sonraki ilk belediye başkanı Mel Lastman, şehrin 2008 Olimpiyatlarını almak için yaptığı başarısız kampanya çerçevesinde Kenya'ya gitmeden önce, kaygılarını "Tüm o yerliler etrafımda dans ederken kaynayan bir kazanda olduğumu görüyorum" diyerek sesli bir şekilde dile getirdi. Bir diğer belediye başkanı (Giorgio Mammoliti) ordunun gençlere sokağa çıkma yasağı uygulamasını ve şehrin yakınındaki Toronto Adası'nın gece hayatı merkezine dönüştürülmesini istedi. Şehrin şimdiki belediye başkanı ise ırkçı sözler etmeye meyilli, kaba, zorba, alkolik ve kokain çeken bir eşcinsel düşmanı olan Rob Ford. (Ford bir keresinde, "Şu doğulular köpek gibi çalışıyor ve makinelerinin yanında uyuyor" dedi) Ama Ford her sözüyle rakiplerini kızdırırken, "Ford Milleti" destekçileri ondan vazgeçmiyor. Ford'un kamuoyu desteği, geçenlerde crack kokain kullandığını kabul etmesinden sonra dört puan yükseldi. Her Torontolu, Ford'la ilgili yeni haberler çıkacağını biliyor. Ford'u birini ölümle tehdit ederken gösteren video, sırada daha kötü ifşaatlar olabileceğini gösteriyor. Başkan koltuğuna yapışıp tüm makul beklentilerin aksine "Saklayacak bir şeyim yok" derken, birçok Torontolunun başlarını öne eğip katlanmaktan başka çaresi yok. Ford ve temsil ettiği Kanadalılar uzaydan gelmedi. Bunlar on yıldır ön plana çıkan sağ eğilimli Kanadalılar: öfkeleri uzun süre görmezden gelinen, dizginsiz bireysellik uğruna liberal toplum fikrini bir kenara atan insanlar. Kanada'nın yerel, eyalet ve federal yönetimine yayılan bu muhafazakâr cephenin anahtar kelimeleri istihdam, vergiler ve ekonomi. Ford'un temsil ettiği kesim için ahlaki davranışın önemi yok. Ford 2010'da belediyedeki "saltanata" son verme ve "vergi mükelleflerine saygı gösterme" vaadiyle seçimi kolayca kazandı. Başkanın söylemi çok şey anlatıyor. Ford gibi muhafazakârlar, vatandaşlardan değil "vergi mükelleflerinden" bahseder ve vergi ödeyemeyen ama vergiden yararlanan herkesi dışlar: tüm o beleşçi göçmenler, aktivistler, bisiklet sürücüleri, uygun fiyatlı konut savunucuları, sanatçılar, yoksul eşcinseller ve banliyöde yaşayan muhafazakârın efsanevi hayallerinde büyük şehrin liberal merkezinde yaşayıp toplu ulaşım araçlarını kullanarak otoyolları tıkayan kişiler. Ford'un seçmenleri banliyölerde ve şehir dışındaki lüks semtlerde yaşıyor. Ford buralarda her kesimden oy alıyor. Buraları hem geleneksel beyaz muhafazakârların yaşadığı yerler hem de göçmenleri, hayatlarını kurtaran Kanada'ya (yani İkinci Şans Ülkesine) minnettarlık duyması gereken konuklar olarak gösteren liberal görüşlerden usanmış yeni Kanadalıların ilk durağı. Banliyölerin bu yeni sakinleri yoksullarla bir tutulmak veya sırf deri renkleri aynı olduğu için, ödedikleri vergilerle onları desteklemek istemiyor. Ford Milletinin diğer üyeleri gibi onlar da neyin bedelini ödeyeceklerine karar vermek istiyor. Fazlasıyla şanslı olan bir ülke olan Kanada'daki bu maddiyatçılık artık kemikleşti. Dünyanın diğer yerlerinde seçim kampanyaları savaş ve istihbarat ifşaatları gibi konular etrafında döner. Ama Başbakan Stephen Harper'ın son hamlelerinden biri, kablolu TV abonelerine paket kanallar yerine istedikleri kanalı seçme imkânı sunma vaadiydi. Sık sık birlikte fotoğraflanan Ford ve Harper (Başbakan kendi skandallarını daha ustaca idare etse de) aynı dili konuşuyor. Ama Toronto belediye başkanı seçmenlerini, tam da sıradan göründüğü, başarısızlıkları tanıdık ve hatta sevimli geldiği için cezbediyor. Ford kendisi futbol oynamayan, ama tanınmış bir haber programından aradıklarında çocuklar maç yaptığı ve yapacak bir işi olduğu için telefona çıkmayan şişman bir lise futbol koçuna benziyor. O, bir şehir parkına (tüm erkekler gibi) tuvaletini yapan, ama "kendi mülkünde" gazeteciler tarafından rahatsız edildiğini söyleyen bir alkolik. Ford'un inkârları ve bahaneleri bodrumda suçüstü yakalanan birinin sözleriyle aynı: "Gerçekten crack kokain kullanmadım. Tamam, peki, kullandım ama sadece bir kez. Beni affedin". Rahatsız edici bir bela olan Ford'un ABD televizyonlarındaki gece programlarında alay konusu olması veya yabancıların (Kanadalıların terbiyeleri gereği kaçındığı) şakalarına maruz kalması şehirdeki rahatsızlığı pek gidermiyor. Belediye başkanında zerresi bile olmayan bu köklü terbiye anlayışı, muhaliflerine acı veriyor. Zira o ölçülü Kanadalı benliklerinin bir köşesinde Ford'a acıyan en öfkeli muhalifler bile, onu kendi haline bırakmaya razı. Yakında bundan pişmanlık duyacak ve başlarını önlerine eğip buna katlanacaklar. THE NEW YORK TIMES