Şizofren Toplum

Her doğru her yerde söylenmiyor.

Şizofren Toplum

Ancak bazı doğruları da yeri geldiğinde söylemek gerekiyor.
Asıl problem ise doğru zannettiğimiz onca yanlışın olması...
Neyin daha doğru, neyin yanlış olduğunu iyi kestirebilmek.
İşte bu sebepten dolayı bazı konular üzerinde konuşmadan ya da yazmadan önce oldukça iyi düşünmemiz gerekiyor.
Özellikle de aydın dediğimiz kesime büyük görev düşüyor.

***
Az önce bir televizyon kanalında ülkemizin gündemi olan “cemaatler”  konusu tartışılıyordu.
Zaten bu günlerde planlanana uygun herkes aynı şeyleri tartışıyor.
Aslında asıl tartışılması gereken konular sanki göz ardı ediliyor.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Toplum Psikolojisi’’ başlıklı kitabında bütün bu konulara detaylarıyla değinmiş zaten.
Asıl konu Türkiye’nin şu anki küresel, psikolojik savaş karşısında ne gibi önlemler alması gerektiği.
Problemin sebebi anlaşılmadan çözüm önerileri aşamasına geçilemeyeceği için önce sorunların nereden kaynaklandığını bulmamız gerekiyor.
“Toplum Psikolojisi” kitabında hocamız ilk bölümde toplumsal hayatı ve sosyalleşmeyi bozan hastalıklara değinirken özellikle de “şizofren toplum” konusuna değinmesi oldukça dikkatimi çekti.
“Din ayağı ve dil ayağı toplumda doğru tanımlanmazsa o toplum şizofren toplum olur. Din konusu abartılı olursa dini hezeyanlar meydana gelir. Tamamen dini yok sayarsanız bu kez de kendi kutsalını oluşturan, putlara tapan toplumsal şizofrenleşme ortaya çıkar.”
Yıllardır Türkiye üzerinde oynanan oyunlara bakıp bu günkü yaşadığımız sorunlarla yüzleşmemiz gerekmiyor mu?
28 Şubat 1997, post modern darbe ile getirilen yasaklar, işten atılan onca insan, ikna odaları...
Kutuplaşmalar, cemaatler, hatta cemaatler arası çekişmeler...

***
Tasavvufta tarikatlar, Hakk’a ulaşmanın yollarını ararlar, dünyayı fethetmenin değil. Tarikatlarla İslam gruplarını birbirinden ayırmak gerekir.
Öncelikle din düşmanlığı adına bütün cemaatlere karşı çıkmak yerine cemaat kelimesini iyi açıklamak gerektiği kanısındayım.  
Ayrıca her cemaatte, her grupta ya da her siyasi partide kolay kanan, saf, iyi niyetli insanlar da vardır, insanları kullanan, hasta ruhlu, çıkarcı insanlar da!
Bir cemaatin tarikat olabilmesi için cemaat ehlinin Hakk’ın emirlerine uyması gerekir.
Velileri, Evliyaları, Hak dostlarını, Alimleri, Mürşidleri ve Hocaları da birbirinden ayırmak gerekir.  
Nevzat Hoca kitabin ikinci bölümünde toplumsal empatiye zarar veren akımlardan bahsetmiş.
Fanatizm, marjinalleşme, radikalizm, anarşizm, satanizm gibi çok tehlikeli akımlardan...
Fanatizmin adaletin düşmanı olmasından, sorgusuz sualsiz bağlanmalardan...
Kitabin son bölümlerinde ise toplumsal barış ve adalet için çözüm yollarına ve ideal toplum kavramına değinmiş.

***
En son sayfada ise yine konuyla ilgili öyle güzel cümleler var ki...
“Hukuk vicdani sorumluluğu da içermeli’’ diyor.
İç hukuk, vicdani sorumluluk, yani yaratıcıya karşı olan sorumluluk...
Eğer insanlarda vicdan olmazsa adalet sistemi neyi değiştirebilir ki?
Toplumumuzun artık bu sosyal şizofreni durumundan kurtulması gerekiyor.  
Güvenilir, samimi insanlar ve Allah’tan başkasına kulluk etmeyen, vatansever, özgüven sahibi gençler yetiştirmek için bütün eğitimcilerin bu kitabi okuması gerekiyor diye düşünüyorum.
Elimizi vicdanımıza koyarak zaman zaman kendimizi de sorgulamalıyız.  
Önce kendimize, sonra ailemize, sonra vatanimiz, daha sonra da diğer bütün insanlara, hayvanlara, bitkilere bir faydamız oluyor mu?
Bitki derken, birden aklıma geldi, sahi hayatımızda hiç ağaç diktik mi?


Birgül KAPAKLIKAYA
31 Ağustos 2016
Brüksel

 



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: