E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Siz mi aşıksınız yoksa beyniniz mi?

Türkçede âşık olanın sevdiği kişiye maşuk denmesi de Türkçenin zenginliğidir. Siz mi aşıksınız yoksa beyniniz mi? Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Prof. Dr. Sultan Tarlacı anlattı…

Siz mi aşıksınız yoksa beyniniz mi?

Türkçede âşık olanın sevdiği kişiye maşuk denmesi de Türkçenin zenginliğidir. İngilizcede “maşuk”un karşılığı yokken, “beloved” yani “sevilen” manasında bir ön ekli “love” kullanılmaktadır. Diğer yandan, Türkçede aşk ve sevgi kelime olarak ayrıdır. İngilizcede “love” kelimesi hem aşk hem de sevgi için kullanılmaktadır. Ayrım yapmak için aşk için “romantic love” kullanılırken, Türkçede anne sevgisi dediğimiz durum için “maternal love” denmektedir.

Aşkın öyküsü insanlık tarihinde ne zaman başlar bilinmez ama dinsel bakışla Âdemin Havva’yı görmesiyle başlar. Tutkusu ile yasak elmayı yer. Bilimsel bakış açısından ise aşk muhtemelen H. Neanderthalensis’lerin 350 bin ile 30 bin yıl öncesinde evrim sahnesine girmesi ile başlar.Neanderthallerin mezarlarında değişik bölgelerden toplanmış, parlak ve çok renkli çiçeklerin polenleri bulunmuş ve bunlar bir şekilde ölenle aralarındaki sevgi/bağ/aşk ile ilişkilendirilmiştir. Nanderthallerden beri başlayan aşk, bugün antropolojik yapılan çalışmalarla, Dünyamızdaki 166 toplumun 147’sinde kelime veya kavram olarak tespit edilmiştir. Kalan 19 kültürde ise yeterli ve uygun sorular sorulamadığı için olup-olmadığının anlaşılamadığı öne sürülmektedir. Bu nedenle aşk evrensel veya evrensel olmasa da evrensele yakın bir duygudur.

Peki, neden aşk duygusu var? Bu soruyu psikiyatristlere, teologlara veya evrim biyologlarına sorduğunuzda farklı farklı yanıtlar alırsınız. Psikiyatristlere soracak olursanız, psikanaliz bakış açısı ile aşkın ödipal baskılanmış sevginin dışa vurumu olduğunu ve süper egonun göklere çıkardığı nadide bir çiçek olduğunu söyleyeceklerdir size. Odipal baskılanmaya göre, erkek çocuklar annelerine, kız çocuklar babalarına âşıktırlar ve 6 yaş civarlarında bu baskılanır. Daha sonra aynı anne-baba özelliklerine benzer bir karşı cinsle karşılaşılınca tutkulu aşk ortaya çıkar.Teologlara göre ise insani aşk, ilahi aşkın küçük bir yansımasıdır. O büyük aşka ulaşmak için bir küçük deneyimdir. Ya da İlahi Aşk’a ulaşmak için çıkılan basamaklarından biridir.

Güzel bir öyküsü var bunun. Adamın birisi oğlunu Anadolu’dan alıp Bağdat’a bir şeyhin yanına götürmüş. “Bunu müridin yap, Allah yolunu öğrensin demiş”. Şeyh çocuğa “Evladım, bekleyenin var mı?” demiş. Çocuk da “evet, köyde sevdiğim var” deyince, Şeyh “evladım gönlünde birisi olanın bizimle işi olmaz. Al babası geri götür, evlendir” demiş. Adam köye dönmüş ve bu kez küçük oğlunu kapıp Bağdat’a gitmiş. Şeyh’in karşısına çıkmış ve Şeyh sormuş “Evladım hiç âşık oldun mu?”. Çocuk “hayır efendim” demiş. Şeyh babasına dönerek “Babası bunu da götür. Âşık olsun, ondan sonra getir!” demiş.

Yunus ve Mevlana’nın aşkı İlahi Aşk’ın tutkulu halleridir. Halk öykülerine konu olmuş Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre’nin aşkı insani küçük basamaklardır.

Diğer önemli bir soru, insanın neden bir tipeâşık olduğudur. Bu sorunun bilinen kesin bir yanıtı yok, sadece belli yaklaşımlar ve bulgular var. İnsanların %30’u ilk görüşte yüz-göz teması ile özellikle simetrisi iyi yüzlerle karşılaşınca aşka adım atıyorlar. Esas olayı başlatan yakışıklılık-güzellik değildir. Bunun yanında zekâ, güven, şefkat, cazibe, kendi yaşamına zenginlik katar diye düşünme önemli belirleyici faktörlerdir. Âşık olmayı belirleyen bu özellikle, anne karnındayken 8-16. haftada maruz kaldığımız testosteron düzeyi, çocukluk dönemi ilgileri ve ergenlikteki hormonsal etkiler altında şekillenir. Yine diğer kişinin karşısındakini beğendiğini ifade etmesi de büyük sürpriz yaparak aşkı başlatabilir. Küçük dokunma istekleri ile bu duygu daha da bariz hale gelir.

Ama bizim esas ilgilendiğimiz bir tipe/kişiye âşık olduğumuz değil, âşık olunca beynimizde ne olduğu sorusudur. Sinirbilimsel olarak soru, aşkın nörobiyolojik ve kimyasal bir karşılığı veya beyinde romantik bir sistemin/nöral devrenin var olup olmadığıdır.

Sinirbilimsel olarak aşk, basit emosyondan, duygu durumundan çok daha fazlasıdır. Duygusal olarak; maşuku (sevileni, aşık olunanı) obsesif ve tekrarlı düşünür kişi. Neredeyse uyanık zamanının %85’ini buna ayırır. Kişinin kendi öncelikleri değişir ve zorlantılı olarak sürekli bir yakınlık arayışına girer. Kaygı, korku azalır ve aşkın duygusu ile risk alma kolaylaşır. Ektazi, öfori ve mutluluk hali kişide hâkim olur ve maşuk için ölünebilir. Maşukun tüm nesneleri neredeyse onun uzantısı olarak görülür. Basit bir çöpüne bile sevgiyle bakılır ve “kutsal gibi” değer verilir. Diğer yandan aşkın yoğun fizyolojik bedensel yansımaları vardır. Bunlar arasında iştah azalması, yemekten içmeden kesilme, nabız artışı, çarpıntı, terleme, titreme, barsak hareketleri, mide asidi ve yutma sıklığı artması sayılabilir. Uzun asırlar boyunca, bu fizyolojik yansımalardan dolayı insanların kalpleriyle âşık olduğu düşünülmüştür. Bu kadar duygusal ve fizyolojik yansımaları olan bir duygunun beyinde bir karşılığı olması beklenir.

Bir konuyla ilgili (yemek, tat, görme, koklama, dokunma, işitme veya daha karmaşık olan keman çalma gibi) bir sistemin beyinde var olup olmadığını anlamak için en çok kullanılan fonksiyonel MR beyin görüntülemesidir (fMRG). fMRG, verilen özel bir uyaran veya işe bağlı olarak beynin hangi bölgelerinin çalıştığını ortaya koyabilen bir yöntemdir. Temel prensibi basittir: beyinde yapılan işle ilgili olarak belli bölgelerde kan akımı (hemodinamik yanıt) ve oksijen değişiklikleri (blood-oxygen-level-dependent, BOLD) oluşur. Normal kişilerle, yani ilgilenilen işi yapmayan kişilerin beyinleri karşılaştırılarak, farklı çalışan beyin bölgeleri fMRG ile gösterilebilir.

Peki, bir annenin çocuğuna duyduğu sevgi ile bir aşığın maşukuna duyduğu sevgi aynı mıdır? Değilse ne gibi farkları vardır? Bunun için anne ve âşıkları karşılaştıran fRMG çalışmaları yapılmıştır. Annelere çocuklarının ve âşıklara maşuklarının yüz resimleri gösterilmiş. Anne ve âşık fMRG görüntüleri üst üste konulduğunda, bir bölge hariç, neredeyse hemen hemen aşıklarla aynı beyin bölgelerinde aktivite tespit edilmiş.

Bu bölgeler; anterior singulat korteks, kaudat çekirdek, bilateral insüler bölge, striatum (putamen + kaudat çekirdek ve globus pallidustan oluşur), periaku aduktal gri cevher (PAGC) ve hipokampus. Anneler çocuklarının resimlerine bakarken farklı olarak sadece PAGC’de aktivite artışı izlendi. Birçok başka çalışmada da PAGC anne sevgisi için spefisik olduğu doğrulandı. Aşıklarda bu bölge aktif olmuyordu. Neden PAGC? Bu bölge özellikle endojen inici ağrı giderici mekanizmaların ve enkefalinerjik sistemin yoğun olduğu bölgedir. Endorfin ve dinorfinlerin salınımı, mü reseptörlerini omurilik arkasındaki ağrı yolaklarında iletici olan Substans P salınımını bloke eder. Bu bölgenin uyarılması ciddi analjezi sağlar ve olasılıkla doğum sırasında analjezi sağlayan bölgelerden biridir.

Annelerin derin beyin yapılarında bunlar olurken beyin kabuğunda âşıklardan farklı bir şey olur mu? Annelerde parieto-temporo-oksipital, prefrontal bölge ve medial temporal bölgede de-aktivasyon gözlenir. Bu bölgeler âşıklarda gözlenen kortikal de-aktive bölgelerle aynı bölgelerdir. Âşıklardaki akılsallaştırma, niyet ve karar verme ve mantıksal çıkarım sorunları anneler için de geçerli bir durum haline gelmektedir. Yine âşıklardaki gibi “ben (anne) ve öteki (çocuk)” ayrımı annelerde de olmaz.



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: