Sevenlerini yalnızlığa bırakıp gitti!

Başkan Babamızın Sonbaharı’yla tanımıştım O’nu. Yüzyıllık Yalnızlık, Kırmızı Pazartesi ve diğerleri. Romanda postmodern anlatı tarzının hiç kuşkusuz en büyük ustası. Çağımızın önde gelen roman yazarlarının önemli bir kısmına esin kaynağı olmuş büyük yazar.

Sevenlerini yalnızlığa bırakıp gitti!

Başkan Babamızın Sonbaharı’yla tanımıştım O’nu. Yüzyıllık Yalnızlık, Kırmızı Pazartesi ve diğerleri. Romanda postmodern anlatı tarzının hiç kuşkusuz en büyük ustası.  Çağımızın önde gelen roman yazarlarının önemli bir kısmına esin kaynağı olmuş büyük yazar.

nazifegungorGabriel Garcia Marquez. Latin Amerika’nın en büyük yazarı. Yüzyılımızın edebiyat çınarı. Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları’nı okurken ilk onda dikkatimi çekmişti büyük ustanın etkisi. Başkan Babamızın Sonbaharı’nı okur gibi hissediyordum yer yer. Anlatı tarzı, girift zaman kurgusu, olay akışı ve olay örgüsünün kuruluş biçimi Marquez’i anımsatıyordu. Romanlarında, şiirlerinde, öykülerinde insanlığı anlattı insanlara Marquez.  Yaşadığı yüzyılın tam da insanlığın en çok erozyona uğradığı dönem olması, O’nun da yaşamı boyunca insanlığın bu yitip giden değerlerini korumak, erozyon hızını yavaşlatmak için çaba harcamasını gerekli kılmıştı. Bütün bir yaşamını insan olmanın ne demek olduğunu anlatmaya adadı. Sona yaklaşırken bile boş durmadı büyük düşünür, usta yazar. Bir veda mektubu bırakarak gitti ardından, son görevini yapmak adına insanlığa. “…Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı… Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım...” diyordu mektubunda ve şu ümitsizce haykırışla sona koşuyordu: “…Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim. Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde… Artık ölebilir miyim?" Bu sözlerde insanın zaaflarına dikkat çekiyor büyük düşünür. Hırsa dönüşen azmin, yok edişe ve yok oluşa dönüşen coşkunun, savaşa dönüşen mücadelenin insan için ne denli ürkünç olduğuna vurgu yapıyordu giderayak yazdığı mektubunda. İnsanlığa, sevgisizliğin tehdidi altında olduğunu haykırarak çekip gidiyordu bu dünyadan Marquez. Son nefesini verirken bile insanlık adına insana duyduğu kaygıyı derinden hissederek dalıyordu sonsuzluğa. Evet! Büyük yazarını yitirdi Latin Amerika. İyi insan olmak, sevgiyi yaşamın merkezine koymak yolunda bir asırdan beridir birlikte yolculuk yaptıkları yol arkadaşlarının kendilerini bu yolculukta yalnız bırakıp gitmesi karşısında şimdilik yalnızca ağlıyorlar. Ama hiç kuşku yok ki yolculuklarının bundan sonraki kısmında da Marquez onların düşünsel önderi olmaya devam edecektir. Yalnızca onların değil elbet, insanlık adına, iyi insan olmak adına çaba gösteren herkesin de esin kaynağı olmayı sürdürmeli. Prof. Dr.Nazife Güngör