Saklı tutulan ama unutulmayan

Anılarımızı yakıp kavuran dehşetin kişisel ayrıntıları.

Saklı tutulan ama unutulmayan

Anılarımızı yakıp kavuran dehşetin kişisel ayrıntıları.

sakli_tutulanİngiliz ordusu Nisan 1945'te Bergen-Be l sen top lama kampına girdiğinde, aralarında Müttefiklerin psikolojik savaş biriminden film bölümünün şefi SidneyBernstein da vardı. Bernstein gördüklerini Almanlara göstermek ve "tüm insanlığa kanıt olarak" sunmak için bir belgesel yapmaya koyuldu. Fakat "Acı lı Bir Hatıra" adındaki belgesel hiçbir zaman gösterilmedi. Bernstein Londra'daki 1945 yazında, AlfredHitchcock gibi arkadaşlarıyla birlikte filmi yayına hazırlarken İngilizlerin işgal Almanya'sındaki siyasi öncelikleri değişti. Artık Müttefiklerin birinci hedefi, yapılanların inkâr edilemez kanıtlarını Almanlara göstermek değil, yükselen Sovyet tehdidine karşı onları ayağa kaldırmaktı. Belgesel fazla korkunç bulunuyor ve yenilen düşmanla köprülerin tekrar kurulması gereken bir zamanda bir provokasyon olarak değerlendirildi. Film onlarca yıl arşivlerde kaldı, ta ki bir araştırmacı ona rastlayana kadar. Bernstein'in 1954'te kurduğu Granada Filmcilik belgeselin belgeselini yaptı. Orijinalinin büyük bir bölümünü koruyan filmde çukurlara doldurulmuş binlerce cılız cesedin, bir deri bir kemik kalarak hayalet gibi dolaşan kurbanların, cesetler SS muhafızlarınca ayak bileklerinden tutulup toplu mezarlara doğru sürüklenirken süreci izlemek zorunda bırakılan yerel belediye başkanlarının dehşet verici görüntüleri var. Bernstein'ın ekibi besili Alman kızlarının çimlerde kahkahalar attığı kampın pastoral çevresini de çekmiş. Yaşanan çelişkiler aslında belgeselin o dönem niçin gösterilmesi gerektiğini de ortaya koyuyor. Olanlardan haberdar olmadıklarını savunan birçok Almana göstermektense belgeseli hasıraltı etme kararı, kısa vadeli siyasi hesapların ebedi ahlaki ilkelere utanç verici bir şekilde üstün gelmesinin bir simgesiydi. Geçenlerde filmi izleme şansım oldu ve 1993'te ölen Bernstein'ınBergen-Belsen'e girişte yaşadığını söylediği bir sahne beni tuhaf şekilde etkiledi. "Kapının biraz gerisinde bir kız dikiliyordu. Gözlerinde bir yakarış vardı, ama ne yapacağımı bilemedim ve yakarışına cevap vermedim. Güzel filan değildi, sadece iyi görünümlü aklı başında bir kızdı; haline ve üstündeki paltosuna bakılırsa orada uzun süredir bulunmuyordu. Kızın orada tek başına dikilmesi hâlâ aklımdadır. Orada bir şey yapmam gerekirdi diye düşünüyorum" diyordu Bernstein. Bernestein'ın aklına takılan şey ceset yığınları veya çekilen acılar değil. Aklına takılan, genel bir şeyden çok belirli bir şey. Canavarlıktan çok insanlık. Bir kızın bakışı ve o bakışa nedense karşılık veremeyişi. Bernst e in' ı n ya kasını bırakmayan takıntı (cehennemin girişine bir anlık bakış) bana iki şeyi hatırlattı. Biri, Müttefik saflarında savaşarak İtalya içinde ilerleyen amcam Bert'in İkinci Dünya Savaşı'nda görüp bir türlü unutamadığı bir sahne, diğeri de Bosna savaşına ait bir anım. Bernstein'ın toplama kampına girdiği günlerde amcam da Modena adındaki İtalyan kasabasına yakın bir Alman bölgesine doğru ilerliyordu. Bu sırada bir Almanın cesedi amcamın özellikle dikkatini çekmiş; çenesi kemikli, uzun düz burunlu sarışın gencin saçları kan ve dumanla lekeli, bacakları olmayacak biçimde çarpık ve karnındaki derin yaradan bağırsakları toza toprağa dökülürken donuk mavi gözleri sonsuzluğa bakıyormuş. Cesedin yanında Hamburg'daki annesinden gelen mektuplar dağınık bir halde duruyormuş. Mektuplarda "Der Angriff"ten, yani 42 binden fazla insanın öldüğü Müttefik bombardımanından söz ediliyormuş. Ne yapacağını bilemeyen amcam onları usulca cesedin cebine geri koymuş. İtalya çıkarmasında 600 binden fazla ölü ve yaralı olmasına rağmen amcamı en çok o Alman çarptı. Ölümünden kendini sorumlu hisseder gibi; Güney Afrikalı bir Yahudi olarak, Ari ırktan Hitler'in ideal sarışın yakışıklı gencini bir şekilde hayata döndürebilirmiş gibi onu aklından çıkaramadı. Ceset rüyalarına girdi. Amcam o mektupları saklaması, belki de oğlundan mahrum kalan annesine ulaştırması gerektiğini düşündü. Uçları kavuşamayan zincirin eksik halkası olduğunu düşündü. Benim anımsa Nermin Tuliç'e, bir Sırp bombasıyla bacaklarını kaybeden Saraybosnal ı bir aktöre ait. 1995 baharında, Bergen-Belsen'den yar ım yüzyıl sonra Bosna'nın kuşatma yaşamış başkentindeydik. Tulic hastanede yatıyormuş. Bana, bir alt katta karısı ikinci kızlarını dünyaya getirirken kendisinin öfkeyle ölmek istediğini söyledi. Fakat sonra, "Babam geldi ve çocuğumun, ben sadece bir köşede oturuyor olsam bile, bana ihtiyacı olduğunu söyledi" diye konuştu. Tuliç gözlerinde bir yakarışla bana baktı; ve o yakarışa ben de bir cevap veremedim. Bu anları açıklamak isteyebiliriz, ama belki de onları gizemli haline bırakmak, bizi insan yapan o esrarı bozmamak en iyisi. THE NEW YORK TIMES
Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Alman psikoterapist Bert Hellinger, ailelerde kuşaktan kuşağa aktarılan bağları çözümleyerek bir psikoterapi yöntemi olarak aile dizimini keşfetmiştir
  • İnsanların şiddet karşısındaki davranışları sıkça araştırılan konular arasında yer alıyor.
  • Tatil dönüşlerinde yaşanan sorunların başında konsantrasyonu sağlayamama, isteksizlik, rutine dönüşte zorlanma, mutsuzluk ve umutsuzluk geliyor.
  • Öfke anında akıl devreden çıkar. Düşünen beyin yerine hisseden beyin aktif olur. Bu durumda beyin düşünmez, savaşmaya başlar. Buna karşı yapılması ger
  • Getireceği sorumlulukları tahmin etmeden bir evlat sahibi olmak, ebeveynlerin süreci yürütememesine yol açabiliyor.
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Vesveseler için evin kapısına gelen davetsiz misafirler diyoruz.” dedi.
  • Randevu Al