Paketlenmiş Duygular Çağı

Paylaş:

Süperfresh taze dondurulmuş duygu paketleri "Ruhunuzun gerçek gıdası"
Ölümün, vahşetin, toplu mezarların, katliamların, gözyaşlarının, çıkar kavgalarının iğrenç kokularının her tarafımıza sinmeye başladığı şu günlerde Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın "Düşünmemizi istemeyen modern büyücüler" başlıklı yazısını okuduğumda, yaklaşık 6 yıl kadar önce yazmış olduğum bir yazı aklıma geldi.
Irak savaşının ilk patlak verdiği günlerde; olaylara verdiğimiz tepkiler, hissettiğimiz duygular ve davranışlarımız üzerine düşünürken "acaba olaylar karşısında hissettiğimiz duygular ve yaptığımız eylemler , gerçekten kendi duygularımız ve eylemlerimiz mi? Yoksa fark etmediğimiz bir güç tarafından yönlendiriliyor muyuz?" sorularına bir yanıt bulmaya çalışmıştım. Aradan geçen bunca zaman sadece bu düşüncelerimin daha da pekişmesine neden oldu...
" Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, içimden bu döneme "Paketlenmiş duygular çağı" demek geliyor.

Buzdolabımın derin dondurucusunu açıyorum, o anki ihtiyaçlarıma göre bir göz atıyorum. Paketlenmiş tavuk butları mı? Hayır hayır, canım et yemek istemiyor, peki pizza ya da biraz hazır mantı? Hayır, benim istediğim o da değil. Bu bozuk düzen karşısında, ölümün - vahşetin karşısında "hissetmek!" istiyorum, bir şeyler yapmak istiyorum. Derin dondurucuyu iyice karıştırıyorum ve sonunda aradığım şey karşımda. Yaşasın... "Superfresh, taze dondurulmuş savaş karşıtı duygular paketi..."

Üzerinde ısıtıldıktan birkaç dakika sonra kullanıma hazır yazıyor. Bu paketi bulduğumda birdenbire rahatlıyorum.

Sanki bütün sorumluluklarımı yerine getirmiş kadar huzurlu hissediyorum kendimi. İyi ki parasını ödeyip almışım şu superfresh savaş karşıtı duygu paketlerini.

Alıyorum paketimi elime ve akşam olunca televizyonun karşısına geçiyorum. Haberleri açıyorum, savaş gemileri, silahlar, uçaklar, bombalar, çocuklarını kaybeden annelerin çığlıkları, açlıktan kırılanlar ve ölüm! Satın aldığım taze dondurulmuş, superfresh savaş karşıtı paketim sayesinde ağlıyorum vahşeti görünce, öfkeleniyorum, kızıyorum, her yerde savaşa karşı olduğumu bas bas bağırıyorum ve rahatlıyorum. Başka bir şey yapmaya da ihtiyaç duymuyorum!

Herhangi bir konuda eyleme geçmek (savaş karşıtı eylemler de dahil) duygular ve akıl arasında bir bağlantı olmasını gerektirir. Stjepan G. Mestrovic'in ortaya attığı bir kavram olan ve birçoğumuzun da bu tanımlamaya uygun olduğumuzu düşündüğüm "Duygu ötesi toplum"larda bu bağlantı kopmuştur. Yani, duygular yaşanır, insan üzülür, ağlar, öfkelenir fakat eyleme geçmez. Çünkü duygu ötesi toplumlarda bireyler bezgin, herhangi bir olaya bulaşmamaya baştan yeminli, çıkarcı fakat olayların gerçek yüzünü anlayabilecek kadar da zeki insanlardır. Bir şey yapmazlar, çünkü dünyadaki işlerin gidişatını değiştirmek için ellerinden hiçbir şey gelmeyeceğine inanmışlardır.

Öteki yönelimli tipler

David Riesman "The Lonely Crowd" (Yalnız Kalabalık) isimli eserinde, daha 1950'li yıllarda iken "öteki- yönelimli tipler"den bahseder. Reisman'a göre öteki yönelimli insanlar kitle halinde birer enformasyon tüketicisidirler. Bu enformasyon tüketiciliği sayesinde medya ve hükümetler tarafından sürekli olarak manipule edilirler.

David Riesman'ın öteki-yönelimli ve uzantısı olarak duygu ötesi gerçekliği kavrama açısından en önemli meteforlarından birisi samanyoludur.

Geçmişte geleneksel iç-yönelimli insanlar (kararlarını kendi bireysel vicdanlarına göre veren) hayatlarına yön vermek için bir ya da birkaç sabit yıldıza odaklanırlardı. Fakat bizim çağımızda "duygu öteci" insanlar olarak bizler, herhangi bir görüş açısına bağlanamayacak kadar çok şey biliyor, çok şey hissediyoruz. Samanyolu kadar geniş bir alana yayılmış olan seçenekler arasında bocalıyoruz.
Ve ardından paranoya devri başlıyor.

Kameralar artık her yerde dolaşıyor, bütün duygusal olgular, savaş görüntüleri yapay ve ikinci el duygular olarak insanlara veriliyor. D.Riesman'ın öteki-yönelimli enformasyon tüketicileri, bu yapay ve belli bir amaca göre üretilmiş olan ikinci el duyguların tüketicileri haline geliyor. Ardından yeni bir kavram daha, Mestrovic'in deyişi ile "kanaat yapıcılar" ya da "haber yapıcılar..." Bundan 30-40 yıl önce hiç bilinmeyen hayal bile edilmeyen bir sektör... Canlı yayınlarda haber yapıcılar, görüş vericilerle görüşürler. Ardından bu yayının kamuoyundaki etkileri, araştırma sonuçları ile tekrar "öteki- yönelimli" insanlara verilir.

Böyle bir toplumsal yapı içinde insanın bağımsız olarak kendi kendine bir duyguya kapılabilme ya da karar verebilme gücünün olup olmadığı tartışmaya çok açık bir konudur.

Ve insan böylesine yapay, göstermelik duyguların oluşturulduğu ve kamuoyuna sunulduğu bir dünyada şüpheye düşmekten, kararsız kalmaktan, kendi üzerinde oyunlar oynandığı duygusundan kurtulamıyor...

Savaş çığlıkları her yanımda giderek yükseliyor. Çaresiz kalıyorum ve yine derin dondurucumu karıştırmaya başlıyorum. Neyse ki bir tane daha superfresh - taze dondurulmuş savaş karşıtı duygu paketim varmış... Karaborsaya düşmeden birkaç tane temin etmenizi öneririm...
Görüşmek dileği ile..."