Mutluluk ne demek?

İyi bir şey olunca mutluluk hissimiz artarken, kötü bir şey olunca azalıyor. Peki mutluluk ne demek?

Mutluluk ne demek?

Sonja Lyubomirsky kısmen genlerimize şifrelenmiş bir mutluluk ayar noktasına sahip olduğumuzu söylüyor. İyi bir şey olunca mutluluk hissimiz artarken, kötü bir şey olunca azalıyor. Ancak her iki durumda da, bilimsel olarak "hedonik uyum" diye adlandırılan güçlü ve inatçı bir olgu nedeniyle ruh haliniz çok geçmeden ayar noktasına geri döner. İnsanların her şeye alıştığını bilirsiniz.

Riverside'daki California Üniversitesi'nden Psikoloji Profesörü Lyubomirsky, 2007'de yazdığı "Mutluluğun Doğası" ve bu yıl yayınladığı, devam niteliğindeki "Mutluluk Efsaneleri" adlı kitaplarıyla mutluluk konusunda yazan saygın isimler arasındaki yerini aldı. M. Scott Peck "Az Seçilen Yol", Martin E. P. Seligman "Öğrenilmiş İyimserlik" ve Daniel Gilbert çok satan "Mutluluk Üzerine Çeşitlemeler" adlı kitaplarıyla bu alanda isim yaptı. Lyubomirsky'nin bulguları kışkırtıcı ve bazen de genel kanılara aykırı olabiliyor.

Ona göre kiracılar ev sahiplerinden daha mutlu. Olumlu deneyimleri arada kesmek onları daha zevkli kılıyor. İyilik yapmak (aynı eylemi çok sık yapmak zorunda kalmamak şartıyla) insanları daha mutlu hissettiriyor. (Sevgilinizin kahvaltısını bir gün yatağına götürmek harika hissettirir. Bunu her gün yapınca, angarya gibi gelir.) Pek de ruh hali gurusuna benzemeyen Lyubomirsky, "Tüm o gülen yüz simgelerinden, gökkuşakları ve yavru kedilerden gerçekten nefret ediyorum" diyor. Yaptığı araştırmalarında insanları mutlu ettiği görülmesine rağmen genelde haline şükretmeyen Lyubomirsky, teşekkür mektupları da yazmıyor. Mut luluğun nasıl artırılabileceğiyle ilgili çalışmalarının önemsenmesinden yıllarca endişelenen Lyubomirsky, mutlu ve mutsuz insanların özelliklerini tarafsız ve neredeyse antropolojik bir nesnel l ikle sınıflandırmaya odaklandı. Ama herkes şunu sormaya devam etti: Bu nasıl oluyor? Kendimizi nasıl daha mutlu edebiliriz? Bu yüzden araştırmalarını tamamen bu sorular üzerinde yoğunlaştıran Lyubomirsky, mutsuz insanların çok kıyaslama yaptığını ve sonuçlar hakkında kaygılandığını buldu. Bu insanlar kötü bir sonuç alıp başkalarının daha da kötü sonuçlar aldığını öğrendiklerinde, çok iyi bir sonuç alıp başkalarının daha da iyi olduğunu öğrendikleri duruma göre kendilerini daha iyi hissediyor. Lyubomirsky deneylerinden birinde iki gönüllünün, kukla yardımıyla hayali çocuk seyircilere arkadaşlık hakkında aynı anda ders vermesini istemiş. Ardından kuklacı lar birbirleriyle karşılaştırılmış:

Çok iyiydin ama ortağın senden daha başarılıydı veya kötüydün ama ortağın senden de kötüydü. Kuklacılık değerlendirmesinden önce mutlu olan gönüllüler, ortaklarından daha kötü bir performans sergi lediklerini duymayı pek umursamayıp çoğunlukla buna aldırış etmedi. Ama mutsuz gönüllülerin yıkıldığını belirten Lyubomirsky, "Anlaşılan mutsuz kişiler Gore Vidal'e atfedilen alaycı özdeyişe inanıyordu: 'Hakiki mutluluk için başarılı olmak yetmez. Arkadaşların da başarısız olmalı'" diye yazdı.

O dönemde 'öznel mutluluk' denilen bu konu, çok belirsiz bir şey olarak görülüyordu" diyor. Lyubomirsky on yıl boyunca mutlu ve mutsuz insanların neye benzediğini tanımlamaya çalışmış. Şu anda Pennsylvania'daki Swarthmore College'ın Psikoloji Bölümü'nde çalışan arkadaşı Andrew Ward'a göre, "O yıllardaki temel varsayıma göre, mutlu insanlar daima akılcı davranırdı". Bu yüzden Lyubomirsky, katılımcıların içlerinden sadece birini alacaklarını bildiği 10 tatlıya not verdiği bir deney tasarlamış. Her katılımcıya ikinci veya üçüncü tercihi verilmiş ve sonra 10 tatlıya tekrar not vermeleri istenmiş. Aldıkları tatlıları mantıklı şekilde değerlendiren kim oldu? Mutsuz kişiler. Ward, "Mutlu kişiler 'Bu tatlı güzel, ama eminim diğerleri de güzeldir!' dedi. Mutsuzlar tatlılarını çok sevdi, ama seçmedikleri 'berbat' tatlıları almadıklarına çok sevindiklerini gösterdi. Yani mutsuzlar almadıkları tatlıyı küçümserken, mutlular bunu yapma ihtiyacı hissetmedi.

Dolayısıyla mutsuzlar daha fazla akılsal faaliyette bulunuyor" diyor.

THE NEW YORK TIMES