Küreselleşme bütünleştirici mi yoksa...

İkinci Dünya Savaşının ardından Batı dünyası tarafından başlatılan yeni liberal dönem aynı zamanda yeni küresel dünyanın da kuruluş sürecinin başlangıcıydı. Batılı bilim çevreleri ve de politik çevreler övgüler yağdırmaya başladılar adına küreselleşme dedikleri gidişata.

Küreselleşme bütünleştirici mi yoksa...
Paylaş:

İkinci Dünya Savaşının ardından Batı dünyası tarafından başlatılan yeni liberal dönem aynı zamanda yeni küresel dünyanın da kuruluş sürecinin başlangıcıydı. Batılı bilim çevreleri ve de politik çevreler övgüler yağdırmaya başladılar adına küreselleşme dedikleri gidişata.

nazifegungorBirlik, beraberlik, bütünlük. Bir de medya vardı hızla gelişen, yaygınlaşan. Özellikle de televizyon, sonra da internet. Herkes birbirinden haberdar olacaktı, birbirini bilecekti, giderek de birbirine benzeyecekti. Ayrı gayrı kalmayacaktı yani aramızda. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz. Aramızdan da su sızmayacaktı böylece.  Kültürler benzeşecek, sözcükler birbirine karışarak diller aynılaşacak, giyim kuşam, yeme, içme falan filan derken beyinlerin yanında kalpler de yakınlaşacak. Öyle diyordu elli yıl öncesinde  Amerikalı “bilim adamı” Marshall McLuhan. Bu da çoğunlukla medya sayesinde olacaktı. Kültürler, diller, yaşambiçimleri, beyinler, kalpler aynılaşınca da kavga için neden kalmayacaktı. Ulusları birbirinden ayıran politik ve de coğrafi sınırlar da kalkacaktı. İnsanları savaştırıp kavga ettiren ne varsa çekip gidecekti yerküreden. İnsanlığa kalan ise yalnızca küresel bir mutlu köy olacaktı. Batının bu yeni dünya düzeni projesine bir de düşünsel arka plan dayanak gerekiyordu. O da bulundu. Postmodernizm. Makro yapılara ve makro yapıları ayrıştıran sınırlara gerek yok. Ama pek çok mikro yapı, küçük  parçacıklar bir arada olabilecekti. Küçük parçacıklar üzerine kurulu kocaman bir bütün olacaktı inşa edilmekte olan küresel dünya. Batılıları anlamak kolaydı da bizim gibi Üçüncü Dünyanın garip entelektüellerini anlamak pek kolay değildi. Batılılardan önce onlar alkış tuttular küreselleşme denilen projeye.  Ne olduğunu anlamadılar ama, kolayca postmodernist oluverdiler. O büyük düşünüşün havalı adı göz kamaştırıyordu belli ki. Gözleri kolay kamaşıyor nedense bu Üçüncü Dünya aydınlarının. Umut dünyası işte. Kendi kaynaklarını sondajlamak yerine öyle durup beklerler, birileri birkaç bilgi kırıntısı atsın diye.  Postmodernizm de bizimkiler için biraz öyle bir şey oldu. Kavramı duydular, ne olduğunu anlamadan da sarılıverdiler. Bin yıllık postmodernist kesildi her biri bir anda.  Ezberleri bozalım diye koyuldular yola.  Bir ezberleri de olsa bari. Ulus devlete gerek yok. Millete gerek yok. Dil, din, tarih birliği falan da neymiş. Hepsi hikaye falan diye hikayeler anlatılmaya başlandı. Bir aradalık, herkesin diğerini kabul edişi, özgürlükler, haklar falan güzel tınılar aslında. Büyüleyesi de bir hali var. Hoş geliyor kulağa.  İçini ısıtıyor insanın.  Zihin süzgeçlerimizin gözenekleri açılıp rahatlıyor bu tür kavram ve söylemler dans ettikçe beyinlerimizde Ama şöyle bir bakış fırlatınca geçmişten günümüze  hiç öyle olmadığını görüp şöyle bir buruk iç çekiş de elimizde değil. Küreselleşme projesini dünyanın gündemine getirip yerleştiren, makro yapıları alaşağı edip mikro parçalı yapılara yaldızlı davetiye çıkaran postmodernist düşünüşün ateşli savunuculuğunu yapan Batılı ülkelere baktığımızda görüyoruz ki her şey yerli yerinde duruyor. Batı Avrupa’nın gelişmiş kapitalist devletleri dilleriyle, dinleriyle, kültürleriyle, tarihlerine bağlılıklarıyla, ulusal sınırlarıyla, hatta ulusal para birimleriyle dimdik ayaktalar. İngilizlerin İngilizliklerine birileri dil uzatsın kolaysa. Fransızların bu konudaki ödünsüzlüklerini bilmeyen yok. Başkan esmer tenli olsa kaç yazar, Amerika’da karaderililer hala öteki. Kuzeyden Güneye bakış hala  yukarıdan ve aşağılayıcı. Ötekileri berikileri de hala aynı anlaşılan. Bir de Ortadoğu’ya bakalım. Arap baharı dediler, ama açan ne bir çiçek, ne de filizlenen bir tohum var.  Kökünden sökülüp atıldı bin asırlık çınarlar.  Sonrası korkunç bir erozyon. Güya diktaları yok edip demokrasi getireceklerdi. Dediklerini yaptılar ve büyük diktatörleri tarihin tozlu sayfalarına gömdüler. Yerin ise postmodern küresel paradigmaya uygun olarak bir dolu irili ufaklı dikta koydular. Kanlı terör örgütleri ise boşluklara harç edildi. O halde sormak gerekiyor küreselleştirme projesinin inşacılarına ve de güçlü savunucularına. Bu nasıl bir bütünleştirici projedir ki sahibi olan Batılı ülkeler  makro yapısal bütünlüklerini, yanı sıra bütün değerlerini korurken dünyanın, onun dışında kalan kesiminde her şey paramparça ediliyor. Ve de insanlar darmadağın. Kana bulanmış acayip bir kaos durumu yaşanıyor. Bu nasıl bir projedir ki Batısıyla Doğusu arasında uçurumlar var.  Batıda farklı Doğuda farklı işliyor? Hani nerede küresel mutlu köy? Nerede milletin efendisi köylüler? Küreselleşmenin Üçüncü Dünya Savunucuları şimdilerde ne düşünüyor acaba?  Ortadoğu’da, orada burada kitleler katledilirken bizim enteller  meyhane köşelerinde,  entel dantel sohbetler eşliğinde yudumladıkları şarabın etkisinde, biraz da çakırkeyifle hala küreselleşiyorlar mı yoksa? Ya da fildişi kulelerinde küreselleşmeye yeni dayanak tezler geliştirmeyi sürdürüyorlar mı? Prof.Dr. Nazife Güngör