Komplo teorilerini Yutturma yolları

Komplo teorisyenleri, kurguladıkları senaryoların hedef kitleye inandırıcı gelmesi için psikolojik hilelerden yararlanırlar. Sıradan bir insan, senaryoya son derece ustaca yerleştirilmiş bu hileleri göremez ve kendisine sunulan tabloyu sorgulamadan gerçekmiş gibi kabul eder.

Komplo teorilerini Yutturma yolları

Komplo teorisyenleri, kurguladıkları senaryoların hedef kitleye inandırıcı gelmesi için psikolojik hilelerden yararlanırlar. Sıradan bir insan, senaryoya son derece ustaca yerleştirilmiş bu hileleri göremez ve kendisine sunulan tabloyu sorgulamadan gerçekmiş gibi kabul eder.

komplo_teoriGerçekleri ıskalamamak, yaşantımızın kontrolünü başkalarının eline vermemek için komplo teorisyenlerinin yararlandığı bu psikolojik hilelerin ne olduğunu öğrenmekte ve tuzağa düşmemekte fayda var. İşte bunlardan bazıları:

“HERKES İNANIYORSA BEN NİYE İNANMAYAYIM Kİ!” ETKİSİ

Argumentum ad populum olarak isimlendirilen bu mantık hatası, insanların, çevrelerindekilerin pek çoğunun inandığı şeylere inanmaya yatkın olmasını açıklar. Bazen inanılan şey doğrudur ve kimse bundan zarar görmez. Fakat yanlış bir şeyi doğru diye kabullenmişseniz, herkesle aynı gemide olmak adına gerçekleri göz ardı etmiş olursunuz. Bundan pek çok kişi uzun vadede zarar görebilir. Buna en tipik örnek “Amerikalıların % 30’u resmi açıklamalara inanmıyor” şeklindeki bir açıklamadır. Cümle içindeki yüzde miktarı genellikle doğru değildir. Bu oran ya tümüyle uydurulmuş, ya da araştırma sonuçlarının abartılmasıyla elde edilmiştir. Aslında doğru bile olsa, sizi etkilemesine izin vermemeniz gerekir, çünkü dünyada saf ve her söylenene inanan bir insan kitlesinin bulunduğunu bilmeniz gerekir.

İSYAN ETMENİN CAZİBESİ-KOYUN GİBİ YÖNETİLMEYE KARŞI KOYMA

Otoriteye karşı gelmek olarak tanımlanan isyan, çoğunlukta bulunan doğal bir tepkidir. Toplumların ne yapacağını, ne düşüneceğini belirleme hakkını kendinde gören liderler, her an bir başkaldırıya hazırlıklı olmak zorundadır, zira bencil çıkarları için suiistimal ettikleri halk, bir noktayı geçince baskıyı kaldıramaz. Yöneticilere güvenmeme duygusu insanların o kadar içine işlemiştir ki, “resmi açıklamalar” dendiği zaman insanların aklına otomatikman “yalan/oyalama” gibi kavramlar gelir. Komplo teorisyenleri, manipüle ettikleri bilgilerin gerçekmiş gibi kabul edilmesini sağlamak için bu psikolojik olguyu kullanmakta çok beceriklidirler. Gerçeklere inanmamayı, zekâ ve mantıklı düşünme yeteneğinin bir belirtisi olarak pazarlarlar. Oysa bu noktada ortaya ironik bir durum çıkar; aslında gerçeklere değil, komplo teorilerine inananlarda sorgulama alışkanlığı yoktur.

AV TÜFEĞİ ETKİSİ

Av tüfeği etkisi, günlük yaşamdan alınan bir benzetmedir. Bir tavşanı çifteyle vurma şansı tabancayla vurma şansından daha yüksektir. Bunun nedeni, bir tabancanın yalnızca tek bir kurşun sıkması, oysa bir av tüfeğinin onlarca, hatta yüzlerce saçma ile tavşanı vurma şansının daha yüksek olmasıdır. Av tüfeği etkisi de bu temel fikre dayanır. Komplo teorilerine ilişkin ne kadar fazla sayıda küçük ayrıntı geliştirirseniz, birileri çıkıp bu ayrıntılardan birine inanır ve buna dayanarak öyküyü bütünüyle gerçekmiş gibi algılar. Bunun iki nedeni vardır: Bazı insanlar kanıtların çokluğuna bakıp olağanüstü bir şeylerin söz konusu olduğuna ikna olur. Bunun altında yatan etmen şudur: “Resmi açıklamaya karşı bu kadar çok miktarda kanıt varsa, bazı şeyler mutlaka yanlış gidiyordur.” Bir-iki parça kanıt kimseyi ikna etmez; ancak birkaç yüz kanıt çok daha inandırıcıdır. Aslına bakarsanız kanıtların miktarı hiçbir şeyi ispat etmez. Ve ayrıca bu kanıtların pek çoğu, hatta hepsi uydurma olabilir. Bazı insanlar öne sürülen delillerin pek çoğuna inanmaz, ancak içlerindeki bir-iki delil kendisini ikna etmeye yeter ve bunlara dayanarak komplo teorisinin tümüne inanır. Böylece tavşana isabet eden saçmalardan bir iki tanesi hayvanı öldürmeye yetmiştir. Başka bir deyişle hedef tutturulmuştur.

KORKULUK ETKİSİ

Korkuluk etkisi şudur: Bir fikri çarpıtıp farklı bir şekilde yorumlayarak mantık yürütme. Komplo teorisinin gerçekleri yansıtmadığını savunanlar, kendi silahlarıyla vurulur. Komplo teorisyenleri, kendilerine inanmayanların öne sürdüğü görüşleri alır, çarpıtır, bağlamı dışına çıkartarak anlamını değiştirir. Ayrıca bir de alaycı ton takınıldı mıydı, muhalefet edenin süngüsü düşer ve köşeye sıkışır. Burada yapılacak şey, komplo yandaşlarının tuzağına düşmemek için ilk baştan görüşlerinizi çarpıtmasına izin vermemektir.

VAROLMAYAN BİR KAYNAĞI REFERANS GÖSTERMEK

İnsanların pek çoğunda ortaya atılan iddianın kaynağını kontrol etme alışkanlığı yoktur. İnsanlar genellikle kaynağın var olduğuna ve doğruluğuna inanır, çünkü birileri bu kaynağın doğru ve var olduğunu kendilerine beyan etmiştir. İnsanların aklına bunun doğru olup olmadığını sorgulamak gelmez. Komplo teorisyenleri bunu bilirler ve bu olgudan sonuna kadar yararlanırlar. Hatta bazen kaynağı kendileri üretirler ve bazın da isimsiz kaynaklardan bahsederler (uzmanlar şöyle dedi, bilim insanları böyle yaptı... vb.)

KOMPO TEORİLERİNİ DESTEKLEYEN KİŞİLERE VE YAZILARA ATIFTA BULUNMAK

Komplo teorisyenlerinin yaygın olarak kullandığı taktiklerden biri, teorilerini destekleyen tanınmış insanların açıklamalarına veya gazete makalelerine atıfta bulunarak bunları doğruymuş gibi sunmaktır. Bunları okuyan insanlar genellikle bilgi kaynağını kontrol etmedikleri için ifadenin veya makalenin o konu hakkında söylenen yegâne şey olduğunu sanırlar. Aynı gazeteler ileri bir tarihte bu makaledeki ifadeleri yalanlasa bile atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. Bir bütünün içinden yalnızca komployu destekleyen bilgileri ayıklayıp çıkartmak Bir bütünün içinden yalnızca işine gelenleri seçmek aslında insanları kandırmaktan başka bir şey değildir. Ne var ki bu, en sık başvurulan yollardan biridir. Bilgi yığını içinden yalnızca teoriyi destekleyenleri seçmek, diğerlerini göz ardı etmek çok etkili bir siyahtır. Büyük bir titizlikle seçilen malzeme, bir bütünmüş gibi sunulduğu zaman, insanlar komplo teorisinin kanıtlarla desteklendiği yanılgısına kapılırlar. Bu taktik, en fazla 11 Eylül komplo teorilerinde kullanılmıştır. Saldırının devlet organları tarafından tertiplendiği iddiasını ortaya atanlar, kendi teorilerini destekleyen fotoğraf ve yazıları kullanarak, tersini savunanları görmezden geldiler. Teorilerini böyle bir temele dayandıran komplocuların dürüstlükle hiçbir ilgileri yoktur.

BİLİM İNSANLARINI YANILTARAK TARAF TUTMALARINI SAĞLAMAK

Bilim insanları da insandır; dolayısıyla hata yapabilirler. Örneğin bir bilim insanı da yanlış bilgileri doğru sanabilir ve doğru sandığı bu bilgileri gönül rahatlığı ile savunabilir. Fakat bilim, tek bir bilim adamının doğruları üzerine inşa edilmez. İşte bu nedenle bilimsel süreçler hakem değerlendirmesinden (meslektaş tarafından değerlendirme/gözden geçirme) geçerler. Bilim insanlarından biri hata yapmış olabilir; 10 bilim insanı hata yapmış olabilir; hatta 100 bilim insanı hata yapmış olabilir, ancak ortaya atılan tez bir hakem kuruluna sunulup, bilim topluluğu tarafından incelenirse, hatanın gözden kaçma olasılığı büyük ölçüde azalır. Hata varsa, birisi, bir yerde büyük bir olasılıkla bu hatayı fark edip sorgular. Böylece hatadan bütün bilim insanları haberdar olur. Bu durumda itirazlar dikkate alınır ve tartışılır. Orijinal iddia yeniden gözden geçirilir. Sonuç olarak hiçbir bilimsel hipotez hakem kurulunun görüşü alınmadan bilim dünyasında kabul görmez. Bazen bir komplo teorisyeni, doktora derecesine sahip bir bilim insanını ortaya attığı komplonun doğruluğuna ikna edebilir. Bilim adamı doğruluğuna inanmış olduğu bu senaryoyu çevresine yeterince duyurursa, teorisyen, komplosunun doğruluğunun kanıtı olarak bilim insanını referans gösterebilir ve iddiasını şöyle savunabilir: “Aralarında Prof. Dr. xxxx’in de bulunduğu çok sayıda bilim insanı, resmi açıklamaların doğru olduğunu kabul etmiyor.” Burada “Prof. Dr.” oldukça saygın ve güvenilir bir referans olarak sunularak, insanların kafasındaki kuşkular giderilmeye çalışılır.

CEHALETİN ETKİSİ

Komplo teorilerinin tartışıldığı ortamlarda “cehalet” sözcüğü hakaret içeren bir tanım değildir; yalnızca bir şeyi bilmemeyi işaret eder. Başka bir deyişle cehalet etkisi, görünür bir açıklaması olmayan “bir şeyi” ön plana çıkartırken kullanılır. Açıklaması olmayan “o şey” artık bir kanıt olarak sunulur. Komplo teorisyeni olayla ilgili kaynak malzemenin içinde bir ayrıntıyı işaret eder. Gözlemci konu hakkında bilgisi ve uzmanlığı olmadığı için bir açıklama yapamaz. Bunun üzerine teorisyen gözlemcinin bilgisizliğinden yararlanarak “o şeyi” delil olarak sunar. Bu tümüyle bir mantık hatasıdır. Açıklanamayan “bir şeyden” sonuç çıkartmak doğru değildir. Buna en güzel örnek sihirbazların başvurduğu hilelerdir. Sihirbaz gösterisini yaparken, bazı şeyleri nasıl yaptığını anlamazsınız; ancak bir kişi hilenin içyüzünü anlatınca bu kadar basit bir noktayı gözden kaçırmış olduğunuz için kendinize kızarsınız.

RASTLANTI ETKİSİ

Komplo teorileri dünyasında rastlantı diye bir şey yoktur. Her şey bir nedene bağlı olarak ortaya çıkar ve her şey bir şekilde bir şeye bağlantılıdır. Örneğin 11 Eylül olaylarında bazı politikacılar, çarpan uçaklara yapmış oldukları rezervasyonları iptal etmiş olabilirler mi? Komplo teorisyenleri böyle bir rastlantıyı kabul etmez; mutlaka bu iptaller ile terör eylemleri arasında bir ilişki olmalıdır. Olasılığı çok düşük rastlantıların bile ortaya çıkması olanaksız değildir. Fakat komplo teorisyenleri olması en muhtemel rastlantıları bile rastlantı olarak kabul etmezler, bunları kanıt olarak sunmaya çok meraklıdırlar.

PAREİDOLİA: BELİRSİZLİKLERDEN KANIT ÇIKARTMAK

Hayal meyal, belli belirsiz bir uyarının net ve kesin bir görüntü veya ses olarak algılanması. Örneğin bulutları bazı şekillere benzetme, Mars yüzeyinde surat, ağaç görmek vb. Bu olgu klinik durumlarda, kişinin iç dünyasını anlayabilmek için psikiyatri tarafından kullanılır; hepimizin bildiği mürekkep lekesi testi gibi. Pareidolia beynimizin örüntü (pattern) algısının yan etkisidir. Görsel ve işitsel algılarımız büyük ölçüde örüntü algısına dayanır. Bunun sayesinde farklı kişiler, farklı ses tonlarında, farklı hızlarda ve farklı aksanlarda bile konuşuyor olsa konuşulan dili anlayabiliriz. Benzer şekilde nesneleri, daha önce hiç görmediğimiz renklerde ve az da olsa farklı şekillerde bile olsa tanıyabiliriz. Bu sayede insanları tanırız ve diğerlerinden ayırt ederiz. Bu o kadar önemli bir olgudur ki, örüntü tanıma becerisi olmadan hayatta kalmamız mümkün değildir. Örüntü tanıma büyük ölçüde deneyimlerimize bağlıdır. Ayrıca bağlam da çok önemlidir. Bir bağlamı tanıdığımız an, belirli bir beklenti içine gireriz. Örneğin bir kitabı açtığımız zaman içinde yazılar ve resimler olmasını bekleriz. Bu beklenti olgusu “Backmasking” denilen bir tür gizli mesaj verme tekniğinde geçerlidir. Bu mesajlar müzik parçasını normal olarak dinlerken algılanmazlar. Fakat ses dosyası aynı hızda ters çevrilerek dinlendiği zaman mesaj ortaya çıkar. Profesyonel bir kayıt tekniğidir. Eğer eseri tersinden çalarken herhangi bir beklenti içinde değilseniz yalnızca anlamsız bir gürültü duyarsınız. Ancak insanlar varolmayan bir şeyi algıladıklarını sanarak örüntü tanıma sistemlerini aldatırlar. İşte komplo teorisyenleri de pareidolia denilen olgudan büyük ölçüde yararlanırlar. insanları örüntü olmadığı halde, bir örüntü gördükleri yönünde kandırırlar. Ve bu örüntüyü de bir kanıt olarak takdim ederler.

KANIT OLARAK SUNULAN FOTOĞRAFLARI YANLIŞ YORUMLAMAK

Komplo teorisyenlerinin en sık başvurduğu yöntemlerden biri olayla ilgili fotoğrafları inceleyerek görüntüleri amaçları doğrultusunda yorumlamalarıdır. Fotoğrafın en önemli özelliği görüntüyü yanlış değerlendirmeye açık olmasıdır. Gerçek olayda var olan ayrıntılar fotoğrafta görünmeyebilir ve buna bağlı olarak ortaya farklı bir görüntü çıkabilir. Bu nedenle pek çok adli vakada fotoğraflar kanıt olarak kabul edilmez. CUMHURİYET BİLİM TEKNOLOJİ EKİ
Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • İntiharı önlemede psikolojik d
  • Sorumluluk sahibi herkes eko anksiyete yaşayabilir… İşte eko anksiyete belirtileri…
  • Uzman Klinik Psikolog Yıldız Burkovik, çiftlere yapılan bebek ile ilgili baskıların olumsuz yanıtla sonuçlandığını söylüyor.
  • Bu ilişki bitti! Her ne sebeple olursa olsun eski sevgiliniz sizinle romantik bir ilişkiye devam etmek istemiyor. Bunu anlayıp kabul ettikten sonra iy
  • Uzmanlara göre patolojik (takıntılı) aşk, alkolik olmak ya da kumarbazlık gibi hastalık sayılabilecek bir psikolojik problem.
  • Erkeklerin hoşlanma belirtileri Nelerdir; Erkekler bir kadından hoşlandığında neler yapar, nelerden uzak durur, karşı tarafa nasıl aşk sinyalleri gönd
  • Randevu Al