KENDİNİ ANLAMAYAN BİR TOPLUM

THE NEW YORK TIMES

Zaman, para ve kalori kıtlığı psikolojinizi etkileyebiliyor.

Son 50 yılda hayal kırıklığıyla sonuçlanan çok sayıda dev reform gördük. Örneğin yoksulluğu, evsizliği, okulu bırakmayı, tek ebeveyni olan çocuk sayısını ve uyuşturucu bağımlılığını azaltmayı hedefleyen reformlar.

 


Bu reformların çoğu başarısız oldu çünkü insan doğasına basit bir gözle bakıyordu. İnsanların teşviklere düz tepki vereceği varsayılıyordu. Çoğu zaman davranış sorunlarının parayla tedavi edilebileceği sanılıyordu. Neyse ki davranış araştırmalarında altın bir çağı yaşıyoruz. Binlerce araştırmacı, insanların gerçek davranışlarıyla bu davranışlara ait varsayımlarımızın nasıl ayrıştığını inceliyor. Kim olduğumuzla ilgili daha doğru kuramlar, gerçek dünyaya ait birçok uygulama öne sürüyorlar. İşte basit bir örnek: Sürücü ehliyetinizi yenilerken bir organ bağış programına kaydolma fırsatınız da oluyor. Almanya ve ABD gibi ülkelerde bunun için bir kutucuğu işaretlemeniz gerekiyor.

Bunu yapan insanların oranı kabaca yüzde 14. Fakat davranış bilimcileri, konunun nasıl sunulduğunun çok önemli olduğunu keşfetti. Bunun bir sonucu olarak, Polonya ve Fransa gibi ülkelerde programa katılmak istemiyorsanız kutucuk işaretlemeniz gerekiyor. Bu ülkelerde ise katılım oranı yüzde 90'dan fazla. İşlemlerdeki küçük ve masrafsız bir değişikliğin yarattığı şu dev davranış değişikliğine bakın. Gelgelelim, davranış araştırmalarının altın çağı yaşanırken ABD Kongresi'nden geçirmeye çalışılan bir tasarıyla, Ulusal Bilim Vakfı'nın Sosyal, Davranışsal ve Ekonomik Bilimler Bölümü kapatılıyor. Bütçeyi tutturmanın yanlış bir yolu varsa o da budur, yani ileride çok büyük yarar sağlayacak ucuz şeylerden kesinti yapmak. Diyelim ki yoksulluğu azaltmak istiyorsunuz. Yoksulluğa iki geleneksel yaklaşım vardır. İlki, insanların akılcı olduğunu kabul eder. Buna göre insanlar hedeflerine sonuç alacak yollardan ilerler ve davranışlarını değiştirmede pek yardıma ihtiyaç duymazlar. İkincisi de yoksulların kültürel ve psikolojik yetmezliklerin etkisinde oldukları ve bu yüzden bazen kısa dönemli çıkarlarının peşinden gittiklerini kabul eder. Bu kuramlardan ikisinin de etkili politikalar bakımından bir fayda sağladığı söylenemez.

Princeton Üniversitesi'nden Eldar Shafir ve Harvard Üniversitesi'nden Sendhil Mullainathan, son zamanlarda federal yardımlarla üçüncü bir kuramı, yani kıtlığın kendi idrak biçimlerini yaratmasını araştırıyor. Hızlı bir soru: Yaşadığınız şehirde taksimetreler kaçtan açılıyor? Üst orta sınıfların çoğu gibiyseniz siz de bilmezsiniz. Zor durumdaki çoğu insan gibiyseniz bilirsiniz. Yoksul insanlar daha müreffeh durumda olanların kafa yormadığı milyonlarca şeyi düşünmek zorundadır. Bir kutu süt alırken karmaşık hesaplar yapmaları gerekir. Süt alırsam portakal suyuna param kalmaz, diye düşünürler. Beynin kapasitesi sınırlıdır. Belli sorunlara yoğunlaşırsanız başka tür sorunları çözmekteki başarı oranınız azalır.

Shafir ve Mullainathan, Hint şekerpancarı çiftçilerine test uygulamış. Çiftçilerin maddi durumu hasadın ardından daha iyi oluyor. Bu mevsimde zekâ testi ve öbür testlerden daha iyi sonuç alıyorlar. Fakat hasat öncesi maddi durumları o kadar iyi olmuyor ve her gün binlerce karar verirken uzun uzun düşünmeleri gerekiyor. Bu mevsimlerde çiftçilerin testleri çok daha zayıf kalıyor. Zekâ düzeyleri daha düşük görünüyor. Dikkatlerini denetlemekte zorlanıyorlar. Kısa dönem çıkarlarına odaklanıyorlar. Yani kıtlık kendi psikolojisini yaratıyor. Princeton Üniversitesi öğrencileri genelde aşırı parasal kıtlığı bilmez, ama zaman kıtlığını bilirler. Düzenlenen bir oyunda, süresi kısıtlı turlar halinde soruları cevaplamaları gerekiyor, ama gelecek turlardan vakit ödünç alabiliyorlardı. Zaman kıtlığı içinde çırpınırken düşünmeden vakit ödünç alıyor ve oyunu düzenleyenlerin aldığı fahiş faiz oranlarına neredeyse hiç aldırmıyorlardı. Parlak zekâlı Princetonlı çocuklar, uzun vadede zararlarına olduğu halde bir çeşit kısa vadeli borç almak için yarışıyorlardı. Shafir ve Mullainathan gelecek yıl bir kitap çıkarıyor ve onda, kıtlığın (zaman, para ve diyet yaparken kalori kıtlığı) psikolojinizi nasıl etkilediğini araştırıyorlar. Yazarlar, yoksulların kendilerini algılama biçimlerinin davranışlarını nasıl etkilediğini de inceleyecek. İnsanlar karmaşık varlıklardır. Hepimizin, şartlara göre ortaya çıkan veya çıkmayan birden çok benliği var. Sorunları çözeceksek bu şartları bilmeli, belli eğilimlerin nasıl belirdiği veya belirmediğini anlamalıyız. Reformları bu bilgiye göre yapmalıyız. Yoksa böyle araştırmaların finansmanını bu zamanda kesmek, Kristof Kolomb Yeni Dünya'nın kıyılarına ulaştığı zaman gemiciliğe yatırımı kesmek gibidir.