Kayıplarda Yas

Paylaş:

Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi- Psikiyatri Uzmanı

Kayıpla beraber şok ve uyuşma duygusu hissetmiş olabilirsiniz. Bu uyuşma haliyle yaşanan acıya katlanmayı sağlar ve cenaze işlemleri esnasında kişi gerekli enerjiyi ve sabrı gösterebilir. Özetle bir kayıbı kabullenmenin 4 dönemi vardır:

1.inkar
2.öfke
3.hüzün ve kabullenme
4.yaşamını yeniden biçimlendirme.

Yaşanan duygular, düşünceler detaylandırılacak olursa:
Sevdiğiniz insanın öldüğüne/ bu olayın gerçek olduğuna inanamıyor olabilirsiniz.
Onun ölümüne engel olamadığınızı düşündüğünüz ve ölüm gerçeği ile yüz yüze geldiğiniz için yoğun bir çaresizlik duygusu içine girebilirsiniz.
Yaşadığınız acı içinde kendinizi çok yalnız hissedebilirsiniz.
Kaybettiğiniz yakınınızın yüzü, gözünüzün önünden gitmiyor olabilir.
Her şey,  onu hatırlatabilir.
Onları kurtaramadığınızı düşünüp, kendinize ve diğer insanlara öfke duyabilirsiniz.
Kendinizi ya da başkalarını suçlayabilirsiniz.
Herkesin bu tür olaylarla başa çıkma, kendini rahatlatma yolu farklı olabilir.
Kayıpları olmayan insanların gülüp eğlenmeleri size dokunabilir.

"Keşke"lerle başlayan cümlelerle yakınınızı kaybetmeden önce yaptığınızı ya da yapmadığınızı düşündüğünüz bir şeyden ötürü pişmanlık duyabilirsiniz.

Kaybettiğiniz kişiyi çok özlüyor olabilirsiniz.
Karamsarlık yaşayabilir, hiçbir şey yapmak istemeyebilirsiniz.
Gerginlik ve tedirginlik içinde, yerinizde duramıyor olabilirsiniz.
Aklınızı işinize veremeyebilirsiniz.
Sabahları yataktan kalkmada güçlük çekebilir, kendinizi sürekli yorgun hissedebilirsiniz.
İştahınızda azalmalar ya da artmalar olabilir.
Uykusuzluk, konsantrasyon güçlükleri çekebilir ya da aşırı uyuyabilirsiniz.
Boğazınızda bir yumru hissi, göğsünüzde ağrı olabilir. Ağlamak istediğiniz halde ağlayamayabilirsiniz.
Alkol ya da ilaçlara başvurmuş ya da başvurmayı düşünüyor olabilirsiniz.
Umutsuzluk içinde olabilir, içinizde bir boşluk hissedebilir, kendinizi değersiz olarak görebilirsiniz.
Kendi ölümünüzü düşünüp korkuya kapılabilirsiniz.
Başınıza gelen bu olayın büyük bir haksızlık olduğunu düşünebilirsiniz.
Bunun neden bir başkasının değil de sizin başınıza geldiğini sorup, bir anlam vermeye çalışıyor olabilirsiniz.
Yaşadığınız acının, herkesin yaşadığından daha fazla olduğunu düşünebilirsiniz.
İçinize kapanmak isteyebilirsiniz.
Sorumluluklarınız arttıkça, neye nereden başlayacağınızı bilemeyebilirsiniz.
Zaman içinde, duygularınızın yoğunluğunun azaldığını sandığınız ve tam bu kaybı kabul etmeye başladığınız bir sırada, başta hissettiğiniz acılar aynı yoğunlukta geri gelebilir.
Çevrenizdeki kayıpları olan kişilerin daha iyi durumda olduğunu görüp sizin acınızın hiçbir zaman hafiflemeyeceğini düşünebilirsiniz.
Geleceği düşünmek çok zor gelebilir. Şimdiki zaman da çok acı vericidir. Bu yüzden sürekli olarak geçmiş üzerinde durabilirsiniz.
Kaybettiğiniz kişi ile bağınızın sürdüğünü hissetmek amacıyla, o hayattayken birlikte yaptığınız şeyleri sürdürmek, hala varmış gibi, yaşadığı mekanın düzenini korumak, sofrada ona da yer ayırmak,vb. davranışlar içine girebilirsiniz.
Bu duyguların, düşüncelerin ve bedensel tepkiler çok normaldir ancak bu tepkilerin dozunun ne olduğu ve gündelik yaşamınızı sürdürmenizi engelleyip engellemediği de çok önemlidir. Özellikle alkol ve ilaç kullanımı için bu konuya dikkat etmenizi öneririz. 

Acıyla başa çıkmak ya da hafifletmek adına yapılabilecekler tabiî ki vardır:
Acılarınızın biraz daha katlanılabilir hale gelmesi için kendinize ve aynı kaybı yaşayan yakınlarınıza karşı sabırlı olun.

Daha önce yaşadığınız acılar sırasında acınızı hafifletmek için yaptıklarınızı hatırlamaya ve yine bunları yapmaya çalışın.

"Keşke" lerle başlayan düşünceleriniz yüzünden pişmanlıklar ve suçluluk yaşadığınız durumlarda, bu duyguları yaşayan siz değil de bir arkadaşınız olsaydı, ona neler söyleyeceğinizi düşünün ve kendinize de bunları hatırlatın.
Olabildiğince erken bir zaman içinde, yaşadığınız kayıp olayından önceki gündelik yaşantınıza (çalışma hayatı, ev işleri, alış veriş, ziyaretler, vb.) dönmeye çabalayın.
Kaybettiğiniz kişiyi hatırlatan olay, eşya, resim, yer, vb. hatırlatıcılarla zaman içinde, yavaş yavaş yüzleşmeye çalışın. Başlangıçta bunu yapmak çok acı verse de uzun vadede acınızın katılaşmasını önleyeceği için daha katlanılabilir düzeye gelmesinde yardımcı olacaktır.
Yaşadığınız olayı, kaybınız karşısındaki duygu,düşünce ve davranışlarınızı, yakınlarınızla ya da benzer kayıpları olanlarla paylaşmaya çalışın, ağlamaktan sakın kaçınmayın. Paylaştıkça rahatlayacaksınız.

Arada sırada, bu olaydan on yıl sonrasını hayal ederek, bu olayı o zaman diliminde nasıl yadedeceğinizi kendinize söyleyin.

Bayramlarda, yıldönümlerinde vb. özel günlerde bu acılarınızın aynı yoğunlukta yeniden yaşanabileceğini bilin ve hazırlıklı olun.

Kendinizi yoğun bir çaresizlik, umutsuzluk, karamsarlık içinde hissettiğinizde, mümkünse bir yürüyüş yaparak ya da burnunuzdan derin nefesler alıp, ağzınızdan vererek, bedeninize olabildiğince fazla oksijen girmesini sağlayın. Bu oksijen, bedeninizdeki o gerginliği ve iç sıkıntısını hafifletecektir.

Zaman geçtikçe, "neden?" diye sormak yerine "bundan sonra ne yapabilirim?" demenin size iyi geldiğini göreceksiniz. En başta bu sorunun yanıtı "hiçbir şey" olabilir ve bu da normaldir. Ancak zamanla yapabileceğiniz şeylerin çoğaldığına tanık olacaksınız.

Şimdiki zamanın acısını yaşamak, geçmişin sizi alıp götürmesine izin vermemek ve gelecekle ilgili olumlu beklentiler içine girmek de yararlı olabilir.

İnsanoğlu olarak doğadaki varoluşumuzun gerçeklerini (ölümün kaçınılmazlığı, ölüm karşısındaki çaresizliğimiz, olayları kontrol etmedeki sınırlılıklarımız ve geleceğin bilinmezliği) kabul edip olayları daha bilgece yorumlamaya çalışın.

Düşüncelerinizin, "Ben onsuz/onlarsız nasıl yaşarım?" dan, "Onları özlüyorum"a ; "Onları hep seveceğim"e; "Birlikte ne güzel günlerimiz oldu" ya ve, "Ben varolduğum sürece onları da anılarımda yaşatacağım"a doğru bir gelişim göstermesine yardımcı olun.

Sevdiklerinizin kaybına bağlı bu acının, onların bir zamanlar var olduğunun ve sizin tarafınızdan çok sevildiklerinin bir göstergesi ya da kanıtı olduğunu kendinize hatırlatın. Bu tür bir bakış açısı, acınızı daha katlanılabilir kılacak ve belki bir parça avunmanıza yardımcı olacaktır.

Çocuklarda Ölüm Kavramı
Çocuklarla ölüm hakkında konuşmak, ölüm kavramını tanımlamak güçtür. Yetişkinler bu kavram ile ilgili olarak bütün soruları yanıtlamaya çalışırlar. Yaş dönemine uygun yanıtlar getirmek anlam vermesini kolaylaştıracaktır. Yaş dönemlerine göre ölüm:

•Okulöncesi dönemdeki bir çocuk, ölümün geriye dönüşü oyan bir durum olduğuna inanır. Kişi o an için yok olmuştur, ama geri gelecektir, işlerini başka bir yerde yürütmektedir.
•6-9 yaş arası çocuklar ise, ölümün geriye dönüşü olmayan bir durum olduğunu bilir, ancak, kendisinin ve sevdiklerinin ölmeyeceğine inanır.
•9-12 yaş arası çocuklar, ölümün geriye dönüşünün olmadığını anlarlar. Bunun için de "dünyada yer açılması gerekir" gibi neden-sonuç ilişkileri geliştirirler.
•12 yaşından büyük gençler ise, artık ölümü bir yetişkin gibi algılarlar.  Hayatın anlamını araştırırlar.

Çocuklarda Yas Tepkileri
Çocuklar, sevdikleri bir yakınlarını ya da tanıdıklarını kaybettiklerinde çoğu zaman dışarıdan etkilenmiyorlarmış gibi görünseler de içlerinde büyük bir karmaşa yaşarlar:

•Onlar da tıpkı yetişkinler gibi kaybettikleri kişiye bir "güle güle" deme şansının kendilerine verilmesini isterler. Bu nedenle evde, aile arasında yapılacak bir "uğurlama töreni" ya da çocuğun yaşı ve konumu uygunsa cenaze törenine katılması çok önemlidir.
•Çocuklar, öncelikle olayın doğru olduğuna inanmak istemezler ve gerçekçi olmayan çabalar içine girerler; kaybettikleri kişiyi ararlar, rüyalarında kaybettikleri yakınlarını görürler, kaybettikleri kişiyle tekrar karşılaştıkları oyunlar oynarlar. Bu çabaların amacı, kaybettikleri kişi ile yeniden bir araya gelebilmektir.
•Çocuklar kaybettikleri kişiyi daha çok tanıdık yerlerde veya en son gördükleri yerde ararlar.
•Fotoğraflar, birlikte gidilmiş yerleri ziyaret etmek çocukların kayıplarını içlerine sindirmelerine yardımcı olur.

Çocukların, bu aşamalardan belli bir süre ve sıra içinde geçeceklerini düşünmek pek doğru değildir. Bazı çocuklar, bu aşamaları çok kısa bir süre içinde geçebilirken, bazıları belli bir aşamada daha uzun bir süre kalabilirler, hatta zaman zaman geriye dönüşler yaşayabilirler. Bazı çocuklar da, bir süre hiçbir tepki göstermeyip daha sonra yas tepkileri göstermeye başlayabilirler. Yetişkinlere düşen, çocuklarını yakından izlemeleri ve onlara gereksinim duydukları desteği verebilmeleridir.

Eğer çocuk bir yakınını kaybetmişse, bu bilgi onunla paylaşılmalıdır, ancak neler anlatılacağı çocuğun yaşına ve bu kaybın öncesinde ne kadar bilgi sahibi olduğuna bağlıdır. Kaybı olan çocuğa neler söylenebilir?

•Olayın ne olduğu kısa, ama doğru bir şekilde iletilmelidir. Çocuğa, bu konu ile ilgili geçici öyküler anlatmak yerine, gerçek öykünün anlatılması çok önemlidir.
•Kaybı yaşayan kişilerin duygularını göstermeleri gerekir. Sürekli mantıklı olmak ve hiçbir şey olmamış gibi davranmak, çocuğun kendi içinde bir çok duygusunu bastırmasına neden olur ve iç huzursuzluğuna yol açar. Duyguların ifade edilebileceğini görmek çocuğu rahatlatır.
•Çocuğa, konu ile ilgili soru sorması için fırsat verilmeli, sorduğu sorulara da elden geldiğince doğru cevaplar verilmelidir. Eğer cevabı bilmiyorsanız bunu da belirtmelisiniz.
•Çocuk, sık sık kendi ölümüyle ve sizin ölümünüzle ilgili sorular sorabilir. Bu sorulara da doğru yanıtlar vermek önemlidir. Çocuklara herkesin bir gün öleceği, ama şu anda bunu düşündürecek bir neden olmadığı anlatılmalıdır.
•Çocuğun, bir kayıp yaşadıktan sonra manevi desteğe gereksinimi vardır. Onu sarılıp öpmek, ona sevildiğini söylemek, çocuğun güven duygusunu güçlendirecektir.
•Çocuğunuz, özellikle 9 yaşından büyükse, cenaze törenine katılabilir. Bunun için çocuğun fikrinin alınması çok önemlidir. Eğer çocuk katılmaya karar verirse, tören ile ilgili ayrıntılar da kendisine anlatılmalıdır.
•Çocuğa, bir kaybı olduğu, ona tanıdığı, sevdiği biri tarafından söylenmelidir. Çocuğun hayatında ilk kez gördüğü ve tanımadığı bir profesyonel, bu işi için çok uygun değildir.
•Çocuğun, olay yerinden uzaklaştırılması, çocuğun daha sonra uyum sağlamasını güçleştirir. Çocuğun, mümkünse alışık olduğu yerde kalması, ancak yaşam şartlarının bir an önce normale döndürülmesi çok önemlidir.