Kadınlara savaş

2014 yeni başlasa da, şimdiden yılın en rahatsız edici dergi yazısı olmaya aday bir makale yayımlandı.

Kadınlara savaş

2014 yeni başlasa da, şimdiden yılın en rahatsız edici dergi yazısı olmaya aday bir makale yayımlandı.

kadinlarasavasAmanda Hess'in Pacific Standard'ın son sayısındaki "Kadınlar Niçin İnternette Hoş Karşılanmıyor" başlıklı makalesi. Hess çoğu kişinin pek farkında olmadığı bir gerçeği (kadın yazarların internette olağanüstü miktarda hakarete maruz kalması) ele alarak bunu ayrıntılar, veriler ve kişisel deneyimlerle somutlaştırıyor. Anlatılan olaylar hem çirkin hem de korkunç. Bunlar arasında insanı umutsuzluğa düşüren bir benzerlik var: cinsel şiddet, tecavüz ve cinayet içeren, birbiriyle bağlantılı çarpıcı tehditler. Hess'in makalesi çok az erkek gazetecinin karşılaştığı mahrem bir saldırı türünü tarif ediyor. Bunlardan haberdar olsak da, kadın meslektaşlarımızın yaşadığı deneyimi tümüyle farklı kıldıklarını kolayca unutabiliyoruz. Hess'in yazısı çoğunlukla çözümlere ve verilecek tepkilere odaklanıyor: kadınlar tacizcileriyle nasıl muhatap olmalı, çevrimiçi forumlar hakareti nasıl denetlemeli, taciz ve ayrımcılıkla ilgili yasalar internetteki tehditleri önlemek için nasıl değiştirilmeli. Ancak sebepler hakkında düşünmek de faydalı olur. Erkeklerin belli bir kısmında bu kadın düşmanlığı hep mi var, yoksa bunu şiddetlendiren etkenler mi işbaşında? Çoğu kullanıcı için sanal bir sahne (çeşitli dürtülerin sanki hiçbir sonucu yokmuş gibi tartışıldığı, incelendiği ve dışa vurulduğu bir alan) olan internet, bu muhtemel etkenlerden biri. Bu fantezi sahnesinin gerçek dünyayı kadınlar için biraz daha güvenli kıldığına dair bazı kanıtlar mevcut: araştırmalar internet üzerinden pornoya erişim ile cinsel saldırıların azalması arasında ilişki olduğunu gösterdi. Ama diğer yandan, karanlık dürtülerini başarıyla maskelemiş birçok erkek şimdi "sanal dünyada" tacizde bulunmak için ortamı uygun görüyor. Çünkü bunlar sadece rol yapıyor ve tacize uğrayan kadınlar onlara bir porno film karakterinden daha gerçek gelmiyor. Bir diğer şiddetlendirici etken de ideoloji. Hess kültür savaşı cephesinde çalışan bir feminist. Bu bakış açısıyla yazan kadınların, mesela para politikası hakkında yazan hemcinslerine göre, daha çok kişisel ve cinsel hakarete uğradığı bir gerçek. Liberal ve feminist yazarların bu kimlikleri yüzünden maruz kaldığı kaba hakaretler, özellikle muhafazakârların kabul edip kınaması gereken türden bir rezalet. Ama birçok muhafazakâr ve özgürlükçü kadın da hatırı sayılır miktarda cinsel-siyasi hakarete uğruyor. Yani kültür savaşı iki tarafı da etkileyebiliyor. Cinsiyetle ilgili sol söylemin belli bir türü de (kadınların sırf cinsiyetleri gereği liberal görüşlere sahip olması beklentisi) ilericilik iddiasındaki erkeklerin bu rolü benimsemeyi reddeden kadınları küçük düşürüp canavarlaştırmasına dayanak oluşturabiliyor. Ayrıca liberaller arasında da kadın düşmanlığı var. Ateist yazar Rebecca Watson'ın, inançsızların düzenlediği bir toplantıdaki cinsiyetçilik ve taciz hakkında yazdığında karşılaştığı hakaret seli buna bir örnek. Watson'ınkine benzer vakalar burada şoven bir tavrın; genelde kültür savaşındaki ayrım çizgilerine tam uymayan, gizli bir cinsellik ve cinsiyet ideolojisinin işbaşında olduğunu gösteriyor. Bu, cinsel serbestliği tartışmasız kabul etmesi ve her tür sosyal veya dini muhafazakârlığı önemsiz görmesi bakımından "liberal" bir tavır. Ama aynı zamanda, feminizmin erkeklerin özgürlüğüne ve haklarına getirdiğini düşündüğü kısıtlamaları da sertçe eleştirme arzusunda. Bu isyan bazen kaba ve ahlaksız oluyor: genç erkeklerin okuduğu dergileri veya kadın avcılarının dünyasının hatırlayın. Ama statü endişeleri, kişisel başarısızlık ve cinsel gerginlikle birleşince saldırgan bir hal alıyor ve aslında kültürün bira reklamlarındakine benzer bir erkek mutluluğu sunmamasından dolayı kadınları günah keçisi (şu duygusuz hadım ediciler, hafif meşrep kışkırtıcılar) yapıyor. Sağcıların da solcuların da bu dünya görüşünü anlamadığını düşünüyorum. Feministler bunu sadece bir tür gerici tepki, sosyal muhafazakârlar ise cinsel özgürlüğün acı meyvesi olarak görüyor. Oysa bu aslında her ikisinin de bir bileşimi. Ayrıca erkek şovenizmi ve hıncıyla birlikte erkeklerin birtakım meşru kaygılarına da mecra oluşturduğu için, muhtemelen bastırılamaz. Ya da en azından, kadınlara yönelik yan etkileri çok daha zararlı hale gelmeden bastırılamaz. Bunun yerine, erkeklerin amaçlarına, yükümlülüklerine ve özlemlerine ilişkin daha ikna edici bir görüşle bir şekilde yanıtlanması gerek. Bu görüşü oluşturmak her iki cinsin de görevi. Buna uygun davranmak ve interneti en kötü kadın düşmanlığı örneklerinden temizlemek de erkeklerin görevi. THE NEW YORK TIMES