İNANÇ VE KUTSALLAŞTIRMA

İNANÇ VE KUTSALLAŞTIRMA
Paylaş:

Yeni Şafak

Din, yaşam, ölüm, inanç, insalık, beyin, şizofren, tarih, kutsallaştırılma...Prof. Dr. Nevzat Tarhan anlatıyor:


Yakın tarihe baktığımızda insanların kutsallaştırılmasına örnekler görebiliriz.

Malcolm X'in şeyhi Elijah Muhammed kendini kutsallaştırmış, İslam dinini zenci dini haline getirmeye çalışmıştı. Beyazları şeytan olarak görüyor ve gösteriyordu. Kendisine harem ve saltanat kurmuştu. Daha sonra Malcolm X hacca gidince, gerçek dinin ırkçılıkla ve beyaz düşmanlığı ile ilgisinin olmadığını gördü. Ondan sonra Elijah Muhammed'e ters düştü ve yollarını ayırdı.

Bir insanı kutsallaştırıp, heykellerini dikerek, ona karşı korkuya dayalı itaat oluşturmak, tarihin bütün dönemlerinde olmuştur. Hıristiyanlığın yayıldığı dönemde, Bizans İmparatoru Konstantin, Pagan kültürünü model olarak alır, onun yerine Hz. İsa'yı koyar. Hz. İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğunu iddia ederek Teslis (Trinity) inancını ortaya çıkarır. Böylece insanlığı tevhitten uzaklaştırır. Somut unsurlara inanma ilkel insanın özelliğidir. İnsanın görmediği şeye inanması zordur, gördüğü şeye inanma dürtüsü daha kuvvetlidir. Somutlaştırma, çocuk beyninin görevidir. Soyut düşünce 7-8 yaşından sonra başlar. İnsan olgunlaştıkça soyut olgulara inanır.

İnsanlığın da somut düşünceden soyut düşünceye geçmesi gerekir. Somut düşünce çocuksuluk eğilimidir ve insanlığın çocuksuluk dönemini temsil eder. Bu sebepten dolayı Hz İbrahim'e kadar olan dönemde somut objelere, puta, totemlere tapmalar görülmüştür. İnsanlık belli bir olgunluğa gelince, Hz İbrahim'le birlikte tek tanrılı dinler ortaya çıkar ve soyuta inanma başlar. O dönem açısından İbrahim peygamberin hayat hikâyesi oldukça ilginçtir.

Nemrut'un kâhinlerinden birinin yaptığı açıklamaya göre, bir erkek çocuk dünyaya gelecek ve ateşe tapan Nemrut'un dinini yok edecektir. Nemrut'un yanında çalışan Hz İbrahim'in babası da bu haberi duyunca, annesi, İbrahim'i bir mağarada büyütür. Belli bir yaşa kadar o mağarada Nemrut'tan ve onun kültüründen uzak bir şekilde büyür. Bu yüzden toplum içine karıştıktan sonra mevcut düzeni çok rahat sorgular. Allah artık insanlığın o seviyeye geldiğini düşünerek, Hz İbrahim'i özel yetiştirir ve o topluma gönderir ve varoluşunu sorgulatmaya başlar. İbrahim peygamber önce kendisini kimin yaratmış olabileceğini düşünür. Nemrut'un yapamayacağını anlar; güneşi doğduramayan birinin ona ne gibi katkısı olabilir diye düşünür. Güneşe bakar, onun da battığını görür, onun da acziyetine şahit olur. Bu şekilde kâinattaki birçok eşyanın sorgulamasını yapar. Sonunda kendisini ancak bütün bunların sahibinin yaratabileceğini düşünür. Böylece tek tanrı inancına yaklaşır. O manevi seviyeye gelince, Allah vahiy göndermeye başlar.

Böylece Hz. İbrahim'le birlikte tekrar soyut inanç insanlığa öğretilir. Fakat insanlar bir müddet sonra yine sapıtırlar. Hz Yakup, Hz Yusuf gibi peygamberlerle tekrar soyut inanç hatırlatılır. Fakat bir dönem yine insanoğlunda somuta tapmaya eğilim başlar, yine yoldan çıkılır. En son olarak Hz Muhammed gönderilir ve tevhid, dinin tam bir tanımlamasını yapar. Artık insanlık bu tanımı değiştiremiyor ve o derece sapamıyor. Hz Peygamber'den sonra ana tema ve inanç bozulmuyor ama tatbikatta sapmalar oluyor. Emeviler, Abbasiler uygulamada saptılar ve sahabelere zulümler yaptılar. Bu konuda Osmanlı öze yakın ve en saygılı uygulamayı gerçekleştirmiştir.

Bu yüzyılda artık insanlık soyutu somut gibi algılama seviyesine ulaşmıştır. Sanal teknolojinin, iletişimin, internetin ortaya çıkması anlamın, mananın somut bir bilgi gibi kıymetli olduğunu göstermiştir. Mesela bankada 1 milyon dolar hesabı olan biri Elektronik Fon Transferi (EFT) ile başka birinin hesabına 500 bin dolar gönderebilir. Yapılan bu işlem soyut fakat sonucu somuttur. Bilgi çağında insan soyutun somuttan daha kıymetli olduğunu anladı ve gerçek yaratıcı kavramını anlayacak seviyeye geldi. İnsanoğlu marifetullahı, esma-i hüsnayı anlayacak seviyeye bu çağda ulaştı. Vatikan'da Cevşen'in kıymetli olmasının sebebi, doğru bir Allah tarifinin yapılıyor olmasıdır. Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olamayacağını anlayan zihniyet, Kur'an'daki "doğru Allah tarifini" görünce tatmin oluyor ve kabul ediyor. Cevşen'de ve Kur'an'da tarif edilen birisi ancak kâinatı yaratır ve ona hükmedebilir düşüncesini kabul ediyorlar. Gerçek din arayışında olan Hıristiyanlar, Allah tanımlamasının doğru yapıldığı kitaba bakarak Allah'ı buluyorlar.

Bilimsel metodolojide uygulanan bir yöntem vardır. Bir konuda tez geliştirilirken o konuyla ilgili kavramlar tanımlanır. Din de bilimsel bir kavram olarak ele alınacak olursa, Allah'ın ve peygamberin tanımlanması gerekir. Kim olabileceği, nasıl özelliklere sahip olacağı konusunda tarifler yapılır. "Nasıl bir Allah olursa kâinata hakim olur, insana şah damarından yakın olur?" Bu sorulara cevap ancak tevhid inancında ve soyut anlam boyutunu fark etmekte karşılık bulur. Bir kitabı değerli kılan sebepler nelerdir? Mürekkebi veya kâğıdın kalitesi midir? Kitabı kitap yapan içindeki manadır. Kâinat da bir kitaptır. Kâinatı kâinat yapan da oradaki oksijen, azot, hidrojen, kuşlar, böcekler, çiçekler değil, bunların dizilişindeki, var oluşundaki anlamdır. O anlam Allah'ın varlığını gösterir. Kitabı yazanın amacı oradan anlaşılır. Kâinata anlam boyutuyla bakıldığında, Allah bulunur.

Batı sekülerleşme ile birlikte soyut hedefi ortadan kaldırdı. Onun yerine araba, ev gibi somut hedefler koydu. Daha önceleri kilisenin koyduğu soyut hedefler vardı fakat sapkın bir inançtı. Ruhanileri yeryüzünde Tanrı'nın temsilcisi olarak gören bir kilise anlayışı ve otoritesi vardı. Bu otoriteye tepki sonucunda laik demokratik hareketler ortaya çıktı. Bu da soyutu tamamen reddedip somutlaşma şeklinde yani materyalizm şeklinde kendini gösterdi. Fakat materyalizm de din ihtiyacına, soyut ihtiyaca cevap veremedi. Bunun sonucunda kör dogmalar ve batıl inançlar yayılmaya başladı. Artık bu sapkınlıkların yerine sağlam inanç tanımlamaları geçmelidir. "Doğru Allah inancı" sorusuna cevap verilmesi gerekir. Fatiha ve İhlas surelerindeki Allah tanımının verilmesi lazımdır.

Din ayağı ve dil ayağı toplumda doğru tanımlanmazsa o toplum şizofren olur. Din konusu abartılı olursa dini hezeyanlar meydana gelir. Tamamen dini yok sayarsanız bu kez de kendi kutsalını oluşturan, putlara tapan toplumsal şizofrenleşme ortaya çıkar.

Din konusunda abartı olursa, kültürel bir kimlik ve ideoloji oluşur. Böylece o ideoloji kutsallaşır.