'İnanan insan sayısı da artacak'

"Bilim ne kadar gelişirse inanan insan sayısı da o kadar artacak”

'İnanan insan sayısı da artacak'
Paylaş:

"Bilim ne kadar gelişirse inanan insan sayısı da o kadar artacak”

sevilatasoyAdlî Tıp Kurumu eski başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, kâinat anlamak istemenin dinsizlik olmadığını belirterek, "Birçok gökbilimci başlangıçta inanç sahibi olmasalar bile, bu düzenin akıl almaz bîr düzen olduğunu ve mutlaka başka bir"Yaratıcı"nın, bunların hepsinin üzerinde bir kuvvetin olduğu noktasına gelirler" dedi. Hayatını adlî tip üzerine yaptığı çalışmalarla geçiren ve bu alanda sadece Türkiye'de değil, dünyada da belli başlı otoriteler arasında yer alan Adlî Tıp Kurumu eski Başkanı Prof Dr. Sevil Atasoy, otopsinin hiçbir zaman bir parçalama olmadığını, ölen insanın konuşamadığı için nasıl öldüğünü anlamamıza yardım edecek bir işlem olduğunu söyledi. Adlî Tıp'ın Türkiye'de yıllar sonra anlaşılmaya başlandığını ifade eden Prof Dr. Sevil Atasoy, konu ile ilgili sorularımızı cevaplandırdı. Adlî Tıp Kurumu Türkiye'de uzun süre anlaşılamadı. Sadece otopsi yapılan bir kurum gibi görüldü. Yıllar sonra anlaşılmaya başlandı. Bunun sebebi nedir? Bütün resmî kurumlarımızda olduğu gibi, dışa açılmak biraz geç olmuştur Türkiye'de. Kendini tanıtması da geç olmuştur. Bir anlamda yapılan işin kalitesine kendileri güveniyor, devlet güveniyor. Vatandaşın da bundan haberdar olması gerekir şeklinde bir ihtiyaç yoktu o zamanlar. Şimdi Adlî Tıp Kurumu'ndan çıkan ürünün gerçek sahibinin vatandaş olduğu anlaşılınca, yapılan işin kalitesini onlara da göstermek hasıl oldu. Böylece kapılarını da açtılar. Adlî Tıp'ın bir suçun failinin bulunmasında kesin bir katkısı var. Meselâ, bir maktüle ne gibi tetkiler yapılıyor? Adlî tip uzmanı olay yerindeki keşiften başlayarak bir ölümün orijinini, yani kaza mı, intihar mı, cinayet mi olduğunu birtakım belirli incelemeler sonucunda raporlayacak olan kurumdur. Tabiî, sadece otopsi değil, ama kesin ölüm nedenini anlayabilmek için değişik incelemeler ve analizler yapar. Neticede de kesin ölüm sebebini verir. Ama, Adlî Tıp sadece ölümle olan bir yer de değil. Bildiğiniz gibi, çok farklı konularda, trafik kazasında sorumluluktan varın da bir maddenin uyuşturup uyuşturmayacağını varıncaya kadar, çok çeşitli alanlarda da uzmanlığa sahiptir. Merkezi bir bilirkişi organıdır. Yasal tarifi budur. Suçun failine ulaştıracak ne gibi maddeler sizin için delil kabul edilir? Her şey delildir. Elbiselerin üzerindeki bir kıldan tutun da, ölünün üzerinde bulunan bir böceğe, bir sineğe varıncaya kadar delildir. Eğer deneyimli bir göz bunları delil olarak fark etmişse incelenir. Problem incelemenin nasıl yapıldığında değil, onun delil olduğunun anlaşılmasındadır. Yani bir önceki basamakta. Yoksa Adlî Tıp Kurumu kendi üzerine düşeni her zaman için yapıyor. Önemli olan bir önceki aşamada delil toplama konusudur. Otopsiler uzman bir ekip yönetiminde mi gerçekleşiyor? Otopsiler dünyanın her yerinde olduğu gibi, Türkiye'de de en az birkaç kişiden oluşur. Kalabalık ekiplerce yapıldığı gibi, otopsi, sadece inceleme de değil. Otopsinin kanunla nasıl yapılacağı bellidir. O bedende daha başka ne tetkiklerin yapılması icab ettiği de kanunla bellidir. Dolayısıyla, Türkiye bu noktada birçok ülkeden çok daha ileri bir noktadadır. Adlî Tıp suçluyu da buluyor mu? Suçluyu bulur diye bir şey yok. Soruşturmaya yardıma olan bir veri vardır.

SUÇLA MÜCADELE KATKISI VAR AMA...

Şöyle, Adlî Tıp'ın doğrudan suçu önlemeye bir katkısı yok. Ama, sayısal veri sağlaması açısından önlem almakta büyük faydası var. Meselâ, sıklıkla belli maddeden ölümü görüyorsa, piyasada böyle bir madde var ve bu ölüme yol açıyor demektir ki, bunun bulgusunu verecek olan Adlî Tıp'tır. TUBİM diye bir merkezimiz var. Uyuşturucu Madde Bilgi Merkezi. Bu merkeze Adlî Tıp Kurumu bu veriyi haber veriyor. Dolayısıyla o da içişleri Bakanlığı'na... Meselâ, bu madde piyasada var ve bu ölüme neden oluyor diye haber veriyor. Bu erken uyan sistemidir. Dolaylı bir biçimde suçla mücadeleye katkısı var. Son dönemde kriminal merkezi de devreye girdi. Adlî Tıp'la farkı nedir? ikisi birbirinden farklı şeyler: Bunlardan bir tanesi içişleri Bakanlığı'nın polis ve jandarma kriminal  laboratuvarları... Öbürü de Adalet Bakanlığı Adlî Tıp Kurumu'nun varlığı. Yani biri başka bir bakanlığa, diğeri başka bir bakanlığa bağlıdır. Olay üzerine olay yerine giden ve oradaki maddi delilleri toplayanlar polislerdir. Olay yeri inceleme birimleri, jandarmanın ya da polisin. Ama bir ceset olduğu taktirde bu mutlaka Adlî Tıp Kurumuna gider. Çünkü polisin içinde Adlî Tıp uzmanları yok. Orada hekimler yok. Adalet Bakanlığı'nın uzmanlarıdır hekimler. Bunun dışında bazı alanlarda örtüşürler. Mesela, narkotik analizi gibi. Ya da el yazısı, belge inceleme gibi alanlarda ikisi de faaliyet gösterir. Bir anlamda savanın tercihidir. Neyi, nerede inceleteceği. Tabi ki, hakim de kararında tamamen özgürdür. Katılıp katılmamakta dahi özgürdür. Ölü üzerinde tıbbî işlemler yaparken neler hissediliyor? Otopsi, o insan konuşamadığı için nasıl öldürüldüğünü anlayacak. Yani, dili anlayacak insanların yapmış olduğu bir işlemdir. Hiçbir zaman da bir parçalama değildir. O hakkı arıyorsunuz. Bu dünyada o insanın ceza görebilmesi için gayret ediyorsunuz. O akan kan yerde kalmasın diye uğraşıyorsunuz. Bu da sizin göreviniz. Çünkü, siz bu mesleğin insanısınız. Siz onun için okumuşsunuz. Siz, ölüleri konuşturmak üzere bir eğitim almışsınız. Bunu siz yapmazsanız karanlıkta kalacak ve onu kim öldürdüyse, ya da o çocuğa kim tecavüz ettiyse, o başka insanları da öldürebilir. Ve, başkalarına da bu fenalığı yapabilir. Bunu bir yerde mutlaka durdurabilmek için sizin bu bilginize, tıbbi bilginize ihtiyaç var.

DİNLE BİLİM ÇATIŞMAZ

Din ile bilimin çatışmadığı, birbirini tamamladığı yolundaki görüşlere nasıl bir yorum katarsınız? Evet, birbiriyle çelişmezler. Hatta, her zaman için söylediğim bir şey var. Bazı konulan bilimle açıklayamazsınız. Bugün açıklayamadığımız nice şey var. Bütün büyük bilim insanları, özellikle de gök bilimle uğraşanlar. Yani, yıldızların hareketi ve o kâinatın düzeniyle uğraşan astronomi bilginleri sonunda hepsi başlangıçta inanç sahibi olmasalar bile, bu düzenin akıl almaz bir düzen olduğunu ve mutlaka başka bir "Yaratıcı”nın, bunların hepsinin üzerinde bir kuvvetin olduğu noktasına gelirler. İyi biyokimya bilenler, yani vücut metabolizmasını bilenler, vücuttaki en ufak bir reaksiyonun bile aslında bir işe yaradığını ve onun arkasında inanılmaz bir mantık olduğunu görünce, sonunda hayran kalırlar. Yani, bu sonradan olabilecek bir şey değil noktasına herkes gelir. Dolayısıyla dinle bilim çatışmaz, ama kâinatı anlamak istemek dinsizlik demek değildir. Bunu ne kadar aydınlatabilirsek, bu kâinatın düzenini, o kadar insanları hayret içinde bırakabileceğiz. Öylesine akıl almaz bir noktada olduğunu gösterebileceğiz. Eminim ki, bilim ne kadar artarsa, bilim ne kadar gelişirse, inanan insan sayısı da o kadar artacaktır. Bunu ne kadar üstün ve bizim akıl dahi erdiremediğimiz bir Gücün yarattığı noktasına gelinir. Bilim yükselirse, onun için din ile birbiriyle çatışmaz. Bilakis, bilim inancı destekler. Tersi hakkında bir şey diyemiyorum, ama bilimin inancı destekleyeceği muhakkak... YENİ ASYA