HAYATIMIZIN HER DÖNEMİNDE VAR

HAYATIMIZIN HER DÖNEMİNDE VAR
Paylaş:

Psikohayat Dergisi

Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden Uzman Psikolog Yıldız Burkovik anlatıyor:

Kıyas yaşam boyu karşılaştığımız çoğu zaman pek hoşa gitmeyen bir kelime. Anlamı: Bir tutma, denk sayma, karşılaştırma, oranlama, mukayese etme. Neredeyse dünyaya gelmeden önce bile duyduğumuz bir kelime! Anne karnındayken doğuma alınmadan önce bile bizi dünyaya getiren annemizin, ağrıya diğer kişiye oranla daha dayanıklı ya da daha dayanıksız olduğunu karşılaştırmayla başlayan bir süreç.

En iyi hastamdı, en çok ses çıkartanı, gıkı bile çıkmayan, ortalığı ayağa kaldıran gibi çeşitli tanımlamalarla birlikte gayri ihtiyari o sözcüğü eden kişinin nasıl birisi olduğunu da çevresindekiler daha önce karşılaştıkları diğer kişilerle zaten kıyaslamaya başlamışlardır bile. Görüldüğü gibi aslında kıyas kıyası beraberinde getiriyor, söylendikçe mi çoğalıyor düşündükçe mi bilinmez! Bebek dünyaya geliyor bu sefer çok güzel bir bebek, aman Allah'ım çirkin bu yahu, bak kilosu bilmemkim hanımınkinin çocuğundan daha az, oohh bu tosun yahu diğer cılızlara nazaran ele avuca gelir.

İşte geldi mi diğer bir kıyas artık tek tek yazılabilir bunun ardından gelecek olanlar "onun gibi saçı çok", "babasının gözleri gibi","annesinin çenesini almış",babannesi gibi bakıyor","aynı dedesi hık demiş burnundan düşmüş","annesi senden pek Bir şey almamış teyzesine mi çekti ne" gibi bir sürü kıyaslama karşılaştırma ve hep en doğruyu söylediği düşünen bir çok insan. Hele bir de kalabalık ailenin tek çocuğuysa gelen bebek vay haline demek lazım artık ne olur nasıl gider yaşantısı bilinmez, kim nereye çekerse. Bebek büyümeye başlar; bak geç yürüdü bu çocuk, halen konuşmuyor, söz dinler benim çocuğum onun gibi yaramaz değil, hemen uyur abisi gibi, oyuncaklarını hiç toplamıyorsun bak bilmemkim hanımın çocuğu da toplamıyor onu kimse sevmiyor vb...

Çoğu zaman işler iyice çığırından çıkar ve büyüklerin "göster amcana pipini" sözcükleri, çocuklar içinde "en uzağa işeyen kim", "kiminki daha uzun" muhabbetlerine kadar gider ve ileride bu çocuklar ya çok utangaç ya da cinsel akıntıları olan kişiler haline dahi gelebilirler. Yetişkinlikte cinsel performansta başarılı olamamak, erken boşalma vb çeşitli sorunlar ile kendisini gösterir. Kıyaslamaların ucunun gerçekte nereye gideceği tam nokta atışı gibi belli değildir ama küçüklük yaşantısına bakıldığında bir çok neden o dönemde kendisini gösterir.

Öyle büyür ki bu kıyaslamalar tüm hayata yayılır. Evde, okulda her alanda kendini gösterir. Öğretmen öğrencileri birbiriyle kıyaslar bu sefer kıyaslanan kötü çocuk etiketini alır, diğeri ise iyi çocuk. Oysaki kötü çocuk değildir etiketlenen sadece o sırada bazı sorunlar yaşıyor olabilir ama bu etiketle bir kez başladı mı okul yaşantısı artık mimlenmiş çocuk olarak büyür ve çocuk ya kendini hiç anlatamaz küser hayata, ya da anlatmak uğruna normalin çok üstünde çaba harcayarak çırpınır durur. Öyleki okula gelen ebeveynlerde birbirlerini birbirlerinin çocuklarıyla kıyaslarlar, onunla görüşme dersleri zayıf, onunla konuş babası annesi kaliteli,sakın ona bakma o çocuğun annesi babasının mesleği şu,bu gibi birçok karşılaştırmalar kıyaslamalar.

Aslında çocuk doğduğunda bilmez kıyas nedir ama zorla öğretiriz ileride o da kıyaslasın der gibi, iyilik yaptığımızı sanarız kimi zaman onu gaza getirmek için ki hırslansın ve başarsın diye , kimi zaman da kalıplara sokmak için kendimizin istediği bize göre en iyi olan kalıp için. Bu arada başlar dershaneler o dershane daha iyi bu dershane daha iyi, ondaki öğretmenler şöyle bundaki böyle, yok yok en fazla öğrenciyi okula yerleştiren burası, hayır iyi eğitim ama dinide çocuğun bütün olsun o zaman öyle bir yer seçelim. Böylece başlar zaten sanki bir çocuk dini sadece okulda öğrenirmiş gibi  kıyaslamalar ve çocuk zaten baştan ayırımcılığı öğrenmesi gerektiğini ailesi tarafından maalesefki öğrenmeye başlamıştır bile. Hangi bölümü seçecek sayısal mı sözel mi aile kimi zaman çocuktan önce karar vermiştir, çocuğa sorulmaz olması gereken daha önemlidir, büyükler bilir!

Oysaki çocuğun beyin işleyişi farklı olabilir, yatkınlıkları, algılamaları ve empoze edilmeye çalışılan durum ile birlikte başarısız bir öğrencilik yaşantısı ve asi bir çocuk, geç öğrenen sorunlu bir çocuk çıkar karşımıza.

Çocuğunu gerçekten anlayan dinleyen aileler ve fark edenler ise buna göre değerlendirir ve planlamalar doğru yapılır. Elbetteki başarılı bir çocuk ve zevk alarak çalışan ailesiyle paylaşımdan hoşnut olan sağlıklı bir birey bu şekilde artık yetişmeye başlar ve kendini geliştirir. Okul yaşantısı içinde bu sefer üniversite sınavında şunu seçti bunu seçti, o daha başarılı 4 yılda bitirdi hem de 2 üniversite birden okudu, sen başaramadın, ne kadar uyumsuzsun kuzenin kadar olamıyorsun. Mezun olunur bir türlü karşı cinsten arkadaş edinemez bu sefer sen eşcinselmisin nesin böyle hiç kız arkadaşın yok, onlar gibi misin, bir kusurun mu var seni seçmiyorlar bak diğer kişinin arkasından koşanı çok hani sen niye böyle oldun ki anlamadım.

Bizmi kötü yetiştirdik seni oysaki biz seni en iyi psikologlara da götürdük, kime benzedin ki bilmem. Bulunmazsa bir sebep işte bu sefer kime benzedin, kime çektin sözcükleri ile yine bir kıyaslama ağı araştırmasına girilir. Askere gider genç daha iyi bir yer çıksaydı keşke, diğeri ne güzel yerde yaptı, evlenir eşi çekiştirilir bir önceki daha iyiydi keşke onunla evlenseydi ve böyle tekrarlarla yine hayat başlar bir yerden aynı nakarat şeklinde. Öyleki kişi öldüğünde bile şu hoca daha içli okur onu çağıralım, bu hoca daha iyi, ne güzel bir cenaze töreniydi, niye az ağladılar, diğerleri daha çok ağladı nasıl aile bu diye bile yorumlar yapılabilir kıyaslamalar karşılaştırmalar ve bu minvalde konuşmalar. Öyleki mezarlık kıyaslamaları dahi yapılır, onun mezarı daha güzel diğeri çok uçta gibi.

Tuhaftır gerçekten her an her saniye birileri birileri için kıyaslamalar yaparlar. Nedendir bilinmez bu kadar kıyaslamayı yapar insan desek de biliyoruz ki sürekli kıyaslama yapan bir kişi obsesif özellik içindedir. Otomatize olmuş düşünce sistemidir bu, algıları ona göre geliştiği için davranışları da ona göre şekillenir.

İşin kötüsü bu kişiler artık alışkanlıkları nedeniyle kıyaslamaları referans olarak alırlar. Kişi buna sahip olduğu için birlikte yaşayanlarda birlikte yaşayanı model olarak öncelikle alacağından, aynı düşünce sistemi içine girerler. Oysaki beynimizi doğru kullanırsak mesela sadece hatalardan bile ders çıkarabilirsek o zaman sadece kıyaslama ağı içinde tutulmuş olarak kalmayız. Alternatif çözümler üretebilirsek, birbirimizi dinleyip gerçekten anlayabilirsek, empati yapabilirsek yani beynin ön bölgesini iyi kullanabilirsek bu bir sorun olarak kalmaz.

Burada yapılması gereken takılıp kalmalarımız, hayata bakış açımız, hep aynı yönden mi bakıyoruz, nedir bizim baktığımız taraf, biz ne görüyoruz ne anlıyoruz, neyi daha iyi kavramamız gereklidir gibi soruların cevabını verebilmekte yatıyor. Beynimizi ile de bu tarzlı düşünmeye sevkeden durum nedir, beynimizde neler oluyor, bizdeki baskın taraf neresidir ve o baskın tarafı nasıl daha dengeli hale getirebiliriz.

Bunları çözmek ve doğru şekilde kullanmak tüm yaşam boyunca huzurlu olabilmemizin tek yoludur. Artık son teknolojilerle ve uygun çalışma koşullarıyla beynin bütünlüğünü kurabilmesindeki eksik yönleri tamamlayabilmek mümkündür. Önemli olan sebat göstererek, iyi bir planlama ile doğru terapi biçimiyle bu doğrultuda gelişmeye açık olmak ve izin vermektir.