GÜZELLİĞİNİZİ GÖLGELEMEYİN

GÜZELLİĞİNİZİ GÖLGELEMEYİN

PSİKOHAYAT DERGİSİ OCAK-ŞUBAT-MART SAYISI

Şekil bozukluğu kaygısı insanın hayatını yaşanmaz hale getirirken biyolojik rahatsızlıklara hatta ölümlere kapı aralıyor.

 


NPİstanbul Nöropsikiyatri Hastanesi'nden Psikiyatri Uzmanları Oğuz Tan veYıldız Burkovik'in Korkacak Ne Var kitabından alınmıştır....

Bazı insanlar, görünüşlerinde hiçbir ciddi kusur olmadığı halde, bir organlarına kafayı takarak o organın çirkin olduğunu düşünmekten bir türlü kendilerini kurtaramazlar. Bu hastalığa "vücut dismorfik bozukluğu" veya "dismorfofobi" diyoruz. "Morf" şekil, "dismorf" şekil bozukluğu, "fobi" ise bilindiği gibi korku demektir. O halde "dismorfofobi" de "şekil bozukluğu korkusu" anlamına gelir.

Hokka gibi burnunun çirkin olduğunu sanıp burun ameliyatı olabilmek için yıllardır ailesini ikna etmeye çalışan genç kızlara çoğunuz rastlamışsınızdır. Kimi kepçe kulaklı olduğuna inanıp saç uzatır, kimi saçlarının seyrek olduğunu düşünüp yaz kış şapkayla gezer, kimi ceylan gözlü değil badem gözlü olduğu için siyah gözlüklerini hiç çıkarmaz.

GÜN IŞIĞINDA EVE KAPANMAK ZORUNDAYIM


Cildinin çok kötü göründüğüne inanan bir hastam vardı. Son derece güzel, üniversite öğrencisi bir genç kızdı. Neredeyse "kaymak gibi" pürüzsüz bir cilde sahip olduğu halde, öylesine "iğrenç" bir cildi olduğu kanaatindeydi ki, gün ışığında eve kapanıyor, hava kararınca dışarı çıkıyordu. Böylesine çirkin bir ciltle yaşamaktansa, ölmeyi tercih ettiği zamanlar oluyordu. Birkaç kere intihar girişiminde bulunmuştu.

"PENİSİM KÜÇÜK, EVLENEMİYORUM"


Erkeklerde sık rastlanan "penisim küçük" kaygısı da, bu hastalığın bir başka türüdür.

Bir gün, cinsel konularla ilgili bir televizyon programına katılmıştım. Otuzlu yaşlardaki bir erkek bu programı seyretmiş, beni ürolog zannederek muayenehaneme gelmişti. Cinsel organına müdahale etmemi istiyordu.

"Siz son çaremsiniz doktor bey" diyordu. "Sözlüyüm. Sözlümle birbirimizi çok seviyoruz. Evlenmek istiyoruz. Ama bu düşünce beni rahat bırakmıyor. Evlendiğimde karımı mutlu edememekten korkuyorum. Bu yüzden yıllardır türlü yalanlar uydurup düğünü erteleyip duruyorum. Bu halde evlenirsem, yemin ederim kendimi Boğaz Köprüsü'nden aşağı bırakacağım."

Hâlbuki kendisinde hiçbir organik kusur yoktu. Ona konuyla ilgili bilimsel verileri gösterdiğim halde bana inanmıyordu.

ASRIN HASTALIĞI: "ŞİŞMANLAMA"

"Asrın hastalığı" sıfatını hak edecek hastalıklardan biridir şişmanlama korkusu. Çünkü eski zamanlarda rastlanmadığı halde giderek yaygınlaşan ve bazen ölüme yol açan bir hastalıktır.

Bazı genç kızlar gayet ince oldukları halde, sürekli daha ince olmak için mücadele ederler. Diyelim ki Ayşe 18 yaşında, 1.65 boyunda, 50 kilo. Çoğumuz, bu bilgilere bakıp daha görmeden Ayşe'nin fiziğinin çok iyi olduğunu söyleyebiliriz. Ama Ayşe'de şişmanlama korkusu vardır.

Kendisini şişman zanneder. Yemeden içmeden kesilir, 45 kiloya düşer. Yine de hâlâ şişman olduğunu düşünür. Diyete devam edip 40 kiloya iner. Ayşe'ye sorarsanız hâlâ şişmandır. Açlık sınırında yaşayarak 35 kiloya vurur. Boğazına parmağını sokup yediklerini çıkartır, idrar söktürücü ve müshil kullanır ve sonunda baskülde 30 kiloyu görür. Yine de "Şişmanım" diye gözyaşlarına boğulur. Hâlâ her tarafından yağ fışkırdığını düşünmektedir!

İşte bu hastalığa "anoreksiya nervoza" diyoruz. Basında zaman zaman "manken hastalığı" adıyla yer alır bu hastalık, zayıf genç kızların bitmek tükenmek bilmeyen daha da zayıflama ihtirasına telmihen.

Anoreksiya nervoza "sinirsel iştahsızlık" demektir. Aslında bu, yanlış bir adlandırmadır. Çünkü anoreksiya nervoza hastalarında iştah normaldir. Zayıflamalarının sebebi iştahsız olmaları değil, kendilerini şişman görmeleridir. Yani bu hastalarda "beden imajı" bozuktur. Bedenlerini gözlerinin önüne gerçekte olduğu gibi değil, yağlı bir et parçası olarak getirirler.

BOLLUK İÇİNDE AÇLIĞA MAHKÛM OLMAK

Eski yüzyıllarda insanlığın büyük felaketlerinden biri kıtlıktı. Açlık yüzünden kitlesel ölümler yaşanıyordu. Günümüzde aşırı fakir Afrika ülkeleri dışında kitlesel açlık problemine pek rastlanmıyor. Ama kendi kendilerini açlığa mahkûm eden insanlar giderek artıyor. Bunlar da, anoreksiya nervoza hastaları.
Her 100 anoreksiya nervoza hastasından 10'u, bir türlü zayıf olduğuna inanmadığı için hayatını kaybeder. Dünyanın bir yanında insanlar gıda kıtlığından ölürken, diğer yanında gıda bolluğu içinde oldukları halde açlıktan ölen insanlar var.

Anoreksiya nervoza vakalarının %90-95'ini genç kızlar oluşturur, kalanını da genç erkekler. Bu bir genç hastalığıdır. Esas olarak 20. yüzyılın ve Batı toplumlarının hastalığıdır. Asya ve Afrika'da çok nadir görülür. Türkiyeli doktorlar ve psikologlar eskiden bu hastalığı hemen hiç görmezlerdi. Ancak bizler de, son yıllarda giderek daha çok anoreksiya nervoza vakasıyla karşılaşıyoruz.

Aslında bu hastalar psikologlara, psikiyatristlere veya diğer branşlardan doktorlara ancak ailelerinin zoruyla veya açlıktan ölüm tehlikesi ortaya çıktığında giderler. Çünkü ruhen ve bedenen gayet sağlıklı olduklarına inanırlar. Tek problemleri vardır; şişmanlık.

Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Teselli edici sözler kişinin üzüntüsünü azaltmaz, aksine artırır. Önce kişilere üzülme, yani kendilerini ifade hakkı tanımak gerekir.
  • Motivasyonunuzu kaybettiğiniz anda hayatınızda bazı değişikliklere ihtiyacınız olabilir. İşte öneriler...
  • Kişinin hayatta en çok endişe duyduğu şeylerin başında sevdiklerinin başına kötü bir şeyin gelmesidir. Bu dönem eğer doğru biçimde geçirilmezse kişiy
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk su gibidir fazla kaynarsa buharlaşır diyor ve ekliyor: Aşkın formülü H20'dur. Pozitif iletişim kurulamazsa aşk buhar olu
  • Sevdiğini hastalık derecesinde kıskananlar, çevresine kötü koku yaydığına inandığı için suçluluk duyanlar, doktor muayenesine genelde kendi kafasında
  • Çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamda da DEHB tedavisinde ilaç kullanımı genellikle etkili ve hızlı cevap oluşturur.
  • Randevu Al