Güvercin uçarken köprüler kuruyor

Bir alt kültürden gelişen umulmadık bir yoldaşlık.

Güvercin uçarken köprüler kuruyor

Bir alt kültürden gelişen umulmadık bir yoldaşlık.

guvercinNew Yorklula r çat ıda güvercin besleme alt-kültürünü düşündüklerinde, akıllarına ilk gelen 1954 tarihli "On the Waterfront" (Rıhtımlar Üzerinde) filminde Marlon Brando'nun canlandırdığı Terry Malloy'dur. O, çatıda güvercin besleyenlerin klasik bir örneğiydi. 1950'lerde şehirde yaşayan kaba, işçi sınıfından etnik beyazların bir temsilcisi. Ama çat ı larda güvercin uçuranların dünyası daraldıkça, bu misyon giderek işçi sınıfından siyahilere veya Latin Amerikalı erkeklere geçti. Çoğunu bu hobiyle İrlanda, İtalya ya da diğer Avrupa kökenli güvercin yetiştiricileri tanıştırdı. Güvercin bakım malzemesi satan dükkânlardan artık çok az kaldı. Bunlardan birini İtalyan-Yahudi asıllı sahibi Joey Scott adına yöneten siyahî Ike Jones, güvercin bakımını 12 yaşında öğrenmeye başladığını söylüyor. Sonra da Brooklyn'daki Bedford-Stuyvesant semtinde çatıda güvercin besleyen İtalyan George Coppola'nın yardımcısı olmuş. Bugün 6 5 y aşında o lan J ones, "Onun kafesine hayrandım. Elektriği ve suyu vardı. Benimse sadece döküntü tahtalardan yapılma bir kutum" diyor. New York Üniversitesi'nden Yardımcı Doçent Colin Jerolmack'ın kaleme aldığı kitap "Küresel Güvercin", güvercin beslemenin İtalyan Amerikalıları ve diğer etnik beyazları, farklı ırk ve yaştan topluluklarla temasa soktuğuna dikkat çekiyor. Jerolmack, "Bed- Stuy'daki siyahîler genelde diğer siyahîlerle zaman geçirir. Güvercin besledikleri için kendilerini normalde ilişki kurmayacakları 85 yaşındaki o beyaz adamlarla arkadaşlık ederken buldular" diyor. Bunun bir örneği de, kendisine doğduğu ülkeye atıfla "Panama" diyen 60 yaşındaki elektrikçi Delroy Sampson. 50 yıldır güvercin uçurmasına rağmen, mavi gökyüzünde bir güvercin sürüsünü daireler çizerken gördüğünde hâlâ heyecandan kalp atışları hızlanıyor. Eşi ve iki çocuğuyla paylaştığı üç katlı evin çatısında ayakta dururken, "Bulutlara çıktıklarında minik noktalar gibi oluyorlar. Dikkatle bakarsanız, gerçekten de takla attıklarını görürsünüz" diyor. Sampson, güvercin tutkusuna 10 yaşında bir göçmen çocuğuyken, Walt Disney'in "Mucize Yaratan Güvercin" filmini izlediğinde yakalanmış. Birkaç yıl sonra Güvercin Yarıştırma Kulübü Başkanı Joe LaRocca'nın etkisi altına girmiş. Sampson güvercin yetiştirmenin temel kurallarını öğrendikten sonra LaRocca ile bir meslektaşı annesine oğlunun yeni hobisini anlatmış. "Annemden iki kötü arasında bir tercih yapmasını istediler. Ya sokakta takılıp kaybolabilirdim. Ya da çatıda güvercinlerle takılacaktım" diyor. Yarım asır sonra Sampson hâlâ kendi kuşlarını yetiştiriyor ki bunlar şehrin parklarında kol gezen yabani hemcinslerinden farklı görünen neredeyse sonsuz çeşitlilikte güvercinler. Bir güvercinin fiyatı genelde 5 ile 40 dolar arasında değişirken, şampiyon soyundan gelenlerin fiyatı 100 bin dolara çıkabiliyor. Sampson her gün, saatlerce, güvercin dışkılarını kazımak, kafesleri hortumla su sıkarak temizlemek, tüyleri toplamak, yemleri merdivenden yukarı sürükleyip bir kapaktan çatıya çıkarmakla uğraşıyor. "Kuşla rla kendimi ayr ı tutmuyorum. Ben hastaysam onlar da hastadır, ben üşüyorsam onlar da üşüyordur" diyor. Güvercin uçurmak genellikle rekabetçi bir oyuna dönüşüyor, rakipler kendi sürülerini göğe salıyor ki başka sürülerle karışsınlar ve diğer güvercinleri kendi kümeslerine çekebilsinler. Bazı yetiştiriciler güvercinleri yarıştırıyor da. Jerolmac, şehirde artık en fazla 300 güvercin yetiştirici kaldığını tahmin ediyor. Pek çoğu, gençlerin bu hobiye merak salmamasına hayıflanıyor. 1950'lerde belli semtlerde neredeyse her iki-üç katlı evin çatısında kümes bulunurdu. Ama bu tür hobisi olanların sayısı giderek azaldı ve ev sahipleri de yeni sakinler güvercin kargaşasından hazzetmediğinden, kümeslerin kalkması için bastırdı. Oysa bu tutkunun kancasına takıldığında 7 yaşında olan Aaron Marshall, güvercinlerin kendisine empatiyi öğrettiğini söylüyor. Bugün 56 yaşındaki Marshall, "Yaşayan bir varlığa sahip olmayı tecrübe ediyorsunuz. Eğer çatıda olmasaydım başıma neler gelirdi, tahmin bile edemiyorum" diyor. THE NEW YORK TIMES