GENÇLER HAYATA KÜSÜYOR

GENÇLER HAYATA KÜSÜYOR
Paylaş:

Elif Nesibe Özbudak

Danıştay 8. Dairesi'nin son katsayı kararı, sadece sınav takvimini değil, milyonlarca adayı sıkıntıya soktu.

Uzman psikologlar, "Filler tepişiyor, gençlere yazık oluyor." diyor.

Katsayı meselesi, Danıştay'ın 8 Şubat'taki iptal kararıyla tekrar Türkiye gündeminde. Aslında süreç, YÖK'ün Temmuz 2009'da 10 yıllık uygulamayı kaldırmasından sonra bürokrasi-yargı çekişmesini tetikledi...

YÖK karar alıyor, İstanbul Barosu da Danıştay'a taşıyor, yürütme durduruluyor ve üniversite adaylarının ümidi kırılıyor. YÖK yeni formül geliştiriyor, öğrenciler seviniyor. İstanbul Barosu üzerinden Danıştay tekrar devreye giriyor, ‘hukuki' gerekçelerle yeni setler inşa ediliyor... Velhâsıl sınav takvimi işlemesine rağmen süreç sürekli akim bırakılıyor. Ancak sürtüşmede hep öğrenciler zararlı çıkıyor. Zamanla psikolojileri bozuluyor.

Âdeta bir kurban pazarlığına dönüşen ve "Biraz siz inin, biraz da biz çıkalım" mantığıyla çözüleceği sanılan mesele, nihai neticeye ulaşmadığı takdirde uzadıkça uzayacak. Biz de bu hızlı değişim sürecini göz ardı etmeden, 10 yıllık mazisiyle katsayı kararlarının psikolojik sonuçlarını merak ettik ve Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi Genel Koordinatörü Uzman Psikolog Orhan Gümüşel'in kapısını çaldık.

- On yıllık katsayı süreci, üniversiteye hazırlananların psikolojisini nasıl etkiledi?
1999'da olduğu gibi bugün de sadece çocukların değil, ailelerinin psikolojileri de etkileniyor. Son vakada sınavı yapacak kurumda bile tedirginlik ve belirsizlik oluştu. Zaten yüksek endişe ve sınav yükünün ağırlığı var. Bir de süreçle ilgili tedirginlik ve belirsizlik eklenince boşluk duygusu oluşuyor ve gelecekle ilgili umutları bulanıklaşıyor. Mağdurlar suçlu arıyor ama kime kızacaklarını bilmiyor. Olayların seyriyle ilgili fikirleri yok. Motivasyonları olumsuz etkileniyor. Belirsizlik kötüdür, zorlayıcıdır. Bununla baş etmek güç. Güçlük de baskı oluşturuyor. Duygu durumunuzda negatif tavır meydana getiriyor. Ve gençler tabii ki isyan ediyor. Kimi içe atıyor kimi de dışa vuruyor. Ya da panikle davranıp "Bu şartlarda ben bir şey yapamam!" diyor. Uyum becerisi gösteremiyor ve sınavdan vazgeçiyor.

- Gençlerin hâlet-i ruhiyesi nasıl şekilleniyor?
Genelde ümitsizliğe çok düşülüyor. Depresyon gibi psikiyatrik hastalıklar öne çıkabiliyor. Geçmiş hayatlarında daha mülayim insanların huzursuz, kavgacı, kendilerini ifade etmekte agresif bir tarz izlediklerini görüyoruz. Birçoğunda kişilik yapısında zedelenmeler meydana geliyor. Çünkü kişiliğinin dört ayağından biri olan akademik kimliğiyle ilgili çözülme yaşıyor. Kontrol edemediği bir durumla karşılaştığında problem çözme becerileri köreliyor. Savunma mekanizmaları gerçekçi, soruna çözüm üreten, ilerleyici olmaktan çıkıp durumu kurtarıcı, agresif ve koparıp almaya yönelik bir hâle geliyor. Çünkü mantık kurguları böyle bir düşünceyi kabul etmiyor. Hâliyle Polyannacılık oynayamıyor.

- Ruhî dengelerindeki kopuş hayat beklentilerine nasıl yansıyor?
Okulunu bırakanlar, eğitimini tamamen terk edenler, beklentilerinin çok daha azıyla yetinmek durumunda kaldığı için sinirlenenler, sisteme, ülkeye, yönetime öfke duyanlar artıyor. Bu kişiler uç noktada hayata küsebilir. Bütün kimlik algısını akademik kimliğe yatırmış ve sosyal beğeniyi öyle sağladığını düşünüyorsa katsayı yüzünden de buna ulaşamıyorsa hayata dair umudunu yitirebilir. Kimliğini, benliğini kaybedeceği düşüncesine girer. Ağır, hızlı gelişebilen bir depresyon görülebilir. Böyle birinin uzun süre tedavi görmesi gerekebilir.

-Zor da olsa üniversite kazanmak bu sıkıntıları ortadan kaldırır mı?
Kazandıktan sonra da hedefsiz kalabiliyorlar. Çünkü bütün güçlerini üniversiteye girişte harcıyorlar. Enerjiyi aleni tüketmedir bu. Yapıcı, ilerleyici hedefler koymalarını engellemektir. Asıl tedavi edilmesi gereken hastalık başka yerde. Eğitim imkânlarını sağlayan otoritenin okul yapma ve hoca yetiştirme hızı, milletin çocuk yapma hızının altında kaldı. Yığılmayı katsayı değişikliğiyle eritmeye çalışıyorlar. Hâlbuki yığılmayı önlemek yerine sistemi çözmek daha mantıklı.

-Bu tür engelle karşılaşmış ve dahası psikolojisi bozulmuş birine ne denmeli?
Bir şey denmez. Sistemi çözmek ya da çözmemek ellerinde değil. Sonuçta mağdurlar. Ama mağdur edebiyatında da kalmamak lazım. Takılıp hayatını sabote etmek boş vermektir. Bireysel vizyonumuzu alternatiflendirmezsek elimizde olmayan engelleri aşamayız. Hayat, 100 kapılı saray gibidir. Elinizde 100 anahtar, önünüzde de 100 kapı vardır. Sürekli aynı kapıyı, aynı anahtarla açmayı deniyorsanız girmenizin imkânı yok. Ya başka anahtarla o kapıyı açacaksınız ya da elinize tek anahtar veriliyorsa diğer kapıları deneyeceksiniz.

-Üniversitenin hayat kurtarma yolu olarak görülmesi de bir etken galiba...
Bu doğal bir endişe. Zira üniversite bitirmeyenlere kız verilmiyor artık. İnsanlar başka türlü üretip hayatlarını devam ettirebileceklerini düşünmüyor. Fakat üretmekten zevk alırsak ne konumda olursak olalım üretebilmenin gururunu yaşarız. Yoksa en tepeye oynayıp her zaman ne tüketeceğimize bakarız.

- Katsayı mağduriyeti sebebiyle size gelenler var mı?
1998'de liseyi bitirip o yıl sınava giren bir hastam vardı mesela. Puanı o dönem için iyiydi. Ama "seneye daha iyi hazırlanıp daha yüksek puan alırım" diyor. Ertesi sene de sistem değişiyor. Neti daha çok fakat bir yıl öncesine göre puanı düşük. Bir yere giremiyor. Çözümü Avusturya Viyana Üniversitesi'ne gidip sonra Türkiye'deki bir vakıf üniversitesine denklik yoluyla geçmede aradı. Kendini çok suçluyordu. Neden devlete güvendim, böyle bir hata yaptım, şeklinde. Yargıya taşıdı, sonuçlanmadı. Geldiğinde depresyon patlamıştı. Kızgın ve sürekli kafası üniversite sınavına takılıydı. Kararı yüzünden çok eleştiri alıyordu. Suçluluk, kızgınlık, yetersizlik hepsi bir aradaydı. Uyku bozukluğu da vardı. Kısa sürede kilo aldı, sigara tüketimi arttı, konuyu açarlar diye kimseyle görüşmek istemiyordu.

Hayat uyumu tamamen bozulmuştu. "Sen o şartlarda bir karar aldın, sistem değişikliğiyle ilgili yetki senin elinde değil." deyip geçmişteki başarıları üzerinden yeni yol haritası çizmeye çalıştık. Tedavi süreci bir yılı aştı. Diğer bir meslek liseli hastam da Lise 1'de sınıfta kalmıştı. Baba yurt dışındaydı. Denetim boşluğu vardı, anne yetemiyordu, ergenlik çatışmalarını da yoğun geçiriyordu. Lise 1'de ikinci kez sınıfta kalırsanız öğrenim hayatınız bitiyor.

Bu yüzden meslek lisesine geçmiş. Sınav kapıya dayanıp sistemle ve engelle karşılaşınca "O zaman beni niye meslek lisesine gönderdiler?" sorgulamasıyla geçmişe dönüyor. Babayı denetim boşluğundan, yeterli desteği gösterememesinden; insanları da o okula yönlendirmelerinden dolayı suçluyordu. Bir öfke ve kızgınlıkla geldi. Ama iki senelik bir okula girdi ve dikey geçiş sınavı ile dört yıllık okula geçti. İstediği bölümü okudu, şanslıydı; ama son cümleleri manidardı: "Bir kere attan düştüm diye beni hep eşeğe bindirdiler, ama ondan sonra at yarışına soktular. Yarışı bitirdiğimde onlar birkaç tur geçmişti beni ama o yarışı bitirmek benim için çok büyük bir başarıydı."

- Bu tip hastalarınıza nasıl bir tedavi uyguluyorsunuz?
Durum, şahsın hayat motivasyonunu düşürüyorsa, kaygının biyolojik ve psikolojik etkileriyle ilgili bilgilendiririz. Ardından nasıl bertaraf edeceği ve tekrar yaşamamasıyla ilgili terapi düzenek kurarız. Negatif bilişsel şemaların pozitife çevrilmesi, sürekli geriye ket vurmaların, geçmişe dönük takılmaların bırakılması, üretken bir fikrin, yeni vizyon gelişiminin nasıllığını konuşuruz. Depresif etki oluşturmuşsa beynin frontal işlevlerini etkileyeceğinden biyolojik tedaviler ve rehabilitasyonlar uygularız.

-Karar alınırken sizce gençlerin psikolojisi yeterince düşünüldü mü?
Umarım siyasileşmeyen bir hukuk mücadelesi vardır. Yoksa çocuklar bir şeylere alet edilmiş olur. Filler tepişir, karıncalar ezilir. Hukukçu değilim ama sanırım bir hukuksal açık var. Bütün bu çocukların kazanılmış hakları da bir şekilde suiistimal ediliyor.