Bu film fanatizmin izini sürüyor

İki kız, Dickens romanlarındaki gibi bir yetimhanede, dost ve müttefik olarak birlikte büyür.

Bu film fanatizmin izini sürüyor

İki kız, Dickens romanlarındaki gibi bir yetimhanede, dost ve müttefik olarak birlikte büyür.

film18 yaşına bastıklarında biri iş aramak için yurtdışına gider. Diğeri karizmatik bir rahibin yönettiği manastıra girip rahibe olur. Birkaç yıl sonra ülkesine dönen kız, arkadaşını ziyaret eder ve onu değişmiş bulur. Geçen yıl Cannes Festivali'nden iki büyük ödülle dönen, 8 Mart itibarıyla New York'ta gösterime giren ve baharda dünya çapında izlenecek olan Romanyal ı yönetmen Cristian Mungiu'nun "Tepelerin Ardında" (Beyond The Hills) filmi böyle başlıyor. Kısa süre sonra hikâye bir dizi tuhaf ve giderek tehditkâr yöne saparken, izleyici "ikonoklast" (putkıran) sözünün orijinal Yunanca manasına kavuştuğu ve gerçek müminlerin şeytan çıkarmayı dinden dönenlere karşı kullandıkları, dışarıya kapalı bir dünyaya çekiliyor. Romanya sinemasında yeni dalga denilince akla gelen ilk isimlerden olan Mungiu, "Bu hikâyenin açığa çıkarabileceği her şeyi görebilmek benim için çok önemliydi. Aslında doğdukları andan beri lanetlenmiş insanlara odaklanıyorum. Onların hayatta yapacak hiçbir şeyi yok" diyor. "Tepelerin Ardında", BBC'nin eski Bükreş muhabiri ve editörü olan Tatiana Niculescu Bran'ın çok satan iki kitaptan uyarlandı. Kitaplar, 2005 baharında Romanya'nın kuzeydoğusunda, Moldavya sınırındaki bir Ortodoks manastırında gerçekten meydana gelmiş ve ürpertiyle anılan bir olayın serinkanlı tahkikatı niteliğinde. Olayda psikolojik sorunları olan 23 yaşındaki rahibe, sesler duymaya başlıyor ve şeytanın kendisiyle konuştuğuna inanıyor. Sorununu çözme çabaları başarısızlığa uğrayınca, arkadaşları onu haça bağlıyor, ağzına havlu tıkıyor ve manastırdaki soğuk ve rutubetli bir odada üç gün yiyeceksiz bırakıyor. Genç kadın orada havasız ve susuzluktan ölüyor. Filmde Romanya, derinden bozuk bir toplum olarak betimleniyor. Yine de Mungiu, filmin Romanya toplumuna karşı bir eleştiri olarak görülmemesi konusunda uyarıyor. Asıl hedefinin dini ya da değil her tür fanatizm olduğunu belirtiyor. "Dinler farklı, ama insanlardan tanrı aşkına yapılması talep edilenler hep birbirinin aynı" diyen yönetmen, bunların genellikle hoşgörüsüzlük ve otoriterliği yol açtığını söylüyor. "Bunların sadece azgelişmiş bir topluma özgü olması gerekmiyor. Bence daha genel bir manada ele almalıyız" diye ekliyor. Mungiu başroller Alina ve Voichita için fazla tecrübesi olmayan iki aktris seçmiş: Görünüşte daha sert Alina rolünü Facebook sayfasını gördükten sonra, 34 yaşındaki Cristina Flutur'a, Voichita rolünü de daha önce hiç filmde oynamamış 28 yaşındaki Cosmina Stratan'a vermiş. Geçen yıl Cannes'da bu ikili en iyi kadın oyuncu ödülünü paylaşırken, Mungiu da en iyi senaryo ödülünü aldı. Flutur, film Venedik Festivali'nde gösterildiğinde bir izleyicinin, "Böyle bir şey 21'inci yüzyıl Romanya'sında nasıl olur" diye çok sinirlendiğini hatırlıyor. Flutur'a göre filmden çıkarılacak yanlış ders tam da bu: "'Bu Romanya'ya özgü bir durum, bizim buralarda olmaz' demek çok kolay. Her yerde olan bir şeyden kendini ayrı tutmak demek. Film aynı zamanda şiddet ve şiddetin iyi niyet kamuflajıyla hayatımıza nasıl girdiği hakkında. O insanlar gerçekten iyi bir şey yaptıklarına inanıyorlardı" diyor. THE NEW YORK TIMES