E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

BİLİNMEYENLERİYLE DEPRESYON

BİLİNMEYENLERİYLE DEPRESYON

Depresyon nedir, kimler yakalanır, tedavisi nasıldır. Hangi durumlarda ortaya çıkar. İşte depresyon.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Oğuz Tan ve Uzman Psikolog Zehra Erol anlatıyor. DEPRESYON NEDİR? Depresyon; evet gerçekten de nedir depresyon? Artık herkes “Depresyondayım” diyor. Aslında depresyon, temel belirtileri  isteksizlik, hayattan zevk alamamak, içinden hiçbir şey gelmemek olan bir hastalık halidir. Hastalığın üzerine basarak söylemek gerekirse, bir beyin bozukluğudur. Beyinin ön alanlarında, alın ve şakak bölgelerinde ortaya çıkan bir hastalıktır. Depresif bozukluk hem vücudu, hem düşünceleri, hem de duygu durumunu (mood) etkileyebilir. Kişinin yemek yemesinden uyumasına, fiziksel dayanıklılığından sağlıklı düşünce üretebilmesine kadar her şeyini bozabilir. Depresyon, kesinlikle "geçici üzüntü" ile aynı şey değildir. Kimi zaman kendimizi dibe vurmuş gibi hissedebiliriz, bu her zaman depresyonda olduğumuz anlamına gelmez. Depresyonda olan kişiler, kendilerini yalnızca hayatın akışına bırakarak iyileşemeyebilirler. ‘Kendi kendine iyileşme’ depresyon geçiren hastaların yarısında mümkündür. Ancak tedavi olunmadığında belirtiler (semptomlar) haftalarca, aylarca, hatta yıllarca sürebilir. Oysa uygun tedavi, depresyondaki birçok insana yardımcı olabilir. Depresyonda şiddetli üzüntü ya da umutsuzluk hissi vardır ve en az iki hafta sürer. Kişinin çalışmak, yemek yemek, uyumak gibi günlük hayat etkinlikleri bozulur. Depresif kişiler ümitsiz olmaya ve kimseden yardım göremeyeceklerine inanmaya eğilimlidirler. Böyle hissettikleri için de kendilerini suçlarlar. Sosyal etkinliklere katılmaktan kaçınır, aile ve arkadaşlarından uzaklaşırlar. Hatta kimi zaman ölümü ya da intiharı düşünebilirler. Depresif bozukluklar ne şekilde görülür? Majör depresyon (yani büyük depresyon), depresif bozukluğun oldukça belirgin, çekene ileri derecede ıstırap veren türüdür. Depresif duygu durumu (yani üzüntü, karamsarlık, zevk almama), her şeye ilgisizlik, uyku ve iştah bozuklukları, psiko-motor ajitasyon (huzursuzluktan dolayı yerinde duramama) ya da psiko-motor yavaşlama (isteksizlikten dolayı külçe gibi yığılıp kalmışlık hali), huzursuzluk, sıkıntı, gerginlik, sinirlilik, ağlama, beden ağrıları, suçluluk duyguları veya çevresini suçlu görme eğilimi, dikkat ve hafıza sorunları, cinsel isteksizlik, yorgunluk hemen hemen her gün ve neredeyse gün boyunca kişiye egemendir. Ağır depresyonlarda intihar düşüncesi de vardır. Majör depresyon teşhisi koyabilmek için hastalık belirtilerinin en az iki hafta sürmesi gerekir. Ayrıca kişinin hissettiği yakınmalar çalışma becerisini, çeşitli etkinliklere katılmasını (kısaca günlük yaşantısını) etkiliyor olmalıdır. Ajite depresyonda aşırı öfke, hareketlilik, yerinde duramama vardır. Apatik depresyonda ise kişi durgundur. Ağzından kerpetenle laf çıkar, algısı yavaşlar. Melankolik depresyonda hüzün, keder ön plandadır. Psikotik depresyon depresyonlar içinde en ağırıdır. Hezeyan ve halüsinasyonların görüldüğü bir depresyon türüdür bu. Halüsinasyon olmayan şeyleri algılamak, yani nesnesiz algıdır (kulağa ses gelmesi, hayal görmek gibi). Hezeyan ise mantıklı tartışma ile düzeltilemeyen yanlış inanç demektir. Bunlar daha çok şizofrenide olur, ama psikotik depresyonda da görülür. Depresyon hastasının kulağına “Sen aşağılıksın, kötüsün” gibi suçlayan sesler gelir. Günahkâr olduğuna inanır. Suçluluk içerikli hezeyanlar yaşar. Çürüme, yok olma hezeyanları çıkabilir ortaya. Bütün depresyon biçimleri en az iki hafta sürdüyse, günlük hayatı aksattıysa (veya aksatmasa bile belirgin derecede acı verdiyse) majör depresyonun türü olarak kabul edilirler. Majör depresyon kapsamına girmeyen önemli bir hastalık distimi veya depresif nevrozdur. Distimi  veya depresif nevrozu biraz açarsak neler söylenebilir? Distimi ya da depresif nevroz, büyük depresyon kadar şiddetli değildir. Ancak uzun sürer. Distimi, en az iki yıl devam ve büyük depresyondaki gibi kişinin günlük hayatını sürdürmesini engelleyecek boyutta olmasa da, kendisini iyi hissetmesine mani olan bir tür depresif bozukluktur. Distimide de büyük depresyondakine benzer belirtiler görülür. Distimi teşhisi koyabilmek için kişinin iki yıl içinde depresyondan çıkabildiği dönemlerin iki ayı aşmaması gerekir. Birçok distimi hastası hayatlarının bir bölümünde büyük olasılıkla büyük depresyon dönemiyle de tanışır. MANİK DEPRESİF HASTALIK NEDİR? İki uçlu bozukluğun (ya da daha yaygın adıyla manik depresif bozukluğun) farkı, en az bir kere mani denen ‘duygu durumunun yükselmesi’ döneminin yaşanmasıdır. İki uçlu bozukluğu olanların çoğu zaman zaman depresyona da girerler. Buna iki uçlu depresyon denir. İki uçlu depresyonun belirtilerinin, diğer depresyon türlerinden farkı yoktur. Ancak mani döneminde abartılı bir kendine güven duygusu, büyüklük düşüncelerinin artması, uyku gereksiniminin azalması, enerji artışı, hızlı konuşma, dikkatin kolayca dağılması, psiko-motor ajitasyon, zevk alınan etkinlikleri abartılı biçimde yapma isteği gibi manik sendrom belirtileri sergiler. Bu belirtiler çoğu zaman kişinin toplumsal ve iş yaşantısını olumsuz etkiler. Duygu durumunun yükselmesi maninin temel özelliği olmakla birlikte, kişi engellenmeye çalışılırsa aşırı uyarılma ya da ani öfke gibi tepkiler bu iyimser duyguların yerini alabilir. DEPRESYONUN SEBEPLERİ NELERDİR? Kimi zaman hiçbir çevresel etki olmadan, dışsal stres unsurları bulunmadan da depresyona giren insanların olduğunu biliyoruz. Eğer depresyon, yalnızca önemli bir olay ya da durum karşısında büyük üzüntülere, umutsuzluğa kapılmak olmadığına göre, o zaman nedir depresyona neden olan şeyler? Gerçekte kimi depresyon türlerinin kalıtsal ya da yapısal olduğu düşünülür. En azından biyolojik olarak depresyona yatkınlığın anne babadan çocuklara geçebileceği tahmin edilmektedir. Eğer anne babanın her ikisi de depresyon geçirmişse bunların çocuklarının depresyon geçirme olasılıklarının % 50'den fazla olabileceği söylenmektedir. Bu tür savlarda genellikle başvurulan tek yumurta ikizleri, burada da en büyük kanıt olarak kullanılır. Yapılan çalışmalar tek yumurta ikizlerinden birinin depresyon geçirmesi durumunda diğerinin de geçirme olasılığının % 50 olduğunu, çift yumurta ikizleri ve kardeşlerdeyse bu oranın % 25 olduğunu gösterir. QEEG NEDİR? Bazı hassas görüntüleme yöntemleri beyindeki bozukluğun şakak ve alın bölgelerinde olduğunu göstermiştir. PET (Positron emission tomography), SPECT (Single photon emission computed tomography), fMR (fonksiyonel manyetik rezonans) depresyon hastalarında beynin ön bölgelerinin iyi çalışmadığını göstermiştir. Bu bahsedilen PET, SPECT, fMR tetkikleri uygulaması zor ve pahalı yöntemlerdir. Beyni görüntülemenin eski ve ucuz yöntemi halk arasında ‘beyin elektrosu’ olarak bilinen EEG’dir (Elektroensefalografi). Kafaya teller (ki aslında bunlar elektrottur) bağlanarak beynin yaydığı elektrik akımı kaydedilir. EEG sara hastalığının, beyin iltihaplarının, bunamaların (Mesela alzheimer hastalığı), uyku bozukluklarının teşhisinde kullanılır. Tomografi çıkmadan önce beyin tümörlerinin ve beyin damar hastalıklarının tanınmasında da işe yarardı. EEG psikiyatrik hastaların önemli bir bölümünde de bozuktur. Bilhassa ‘quantitative‘ (kantitatif okuyun) EEG (kısaca QEEG denir) depresyon hastalarının beyinlerinin ön bölgelerindeki bozulmayı on beş dakika içinde gösterir. Depresyonda beynin ön bölgelerinde bozulmalar olur dediniz. Ne olur beynin o bölgelerinde? Depresyonda beynin ön bölgelerinin fonksiyonu bozulur ve bir takım kimyasal maddeleri az üretmeye başlar. Vücut bir takım kimyasal maddeler salgılar. Mesela mide asit, karaciğer safra salgılar. Beyin işlevlerini yürüten kimyasal maddelere nörotransmiter denir. Beynimiz serotonin, dopamin, adrenalin gibi nörotransmiterleri salgılar ki haz ve mutluluk veren maddelerdir. Bunlar duygu düşünce davranış için gereken ve bunları yöneten üç temel maddedir. Bu maddelerin içinde serotonin azalması depresyonda en büyük rolü oynar. Nörotransmiter nedir, biraz daha açıklayabilir misiniz? Beynin kimyasıyla ilgili araştırmalarda hormon ya da sinyal iletici düzeyindeki farklılıklar da araştırılır. Sinyal ileticiler (nörotransmitter) genel olarak, nöronlar arasında sinaps denen çok küçük boşlukları doldurarak elektrik iletiminin sürekliliğini sağlarlar. Nörotransmiterlerde herhangi bir sorunun ortaya çıkması, beynin düzgün çalışmasını da etkiler. Beyin birçok nörotransmiter salgılar, ama bunlardan yukarıda bahsettiğimiz serotonin, noradrenalin ve dopamin depresyonla en fazla ilgisi olduğu düşünülenlerdir. Serotonin, noradrenalin ve dopamin duygu durumu (yani hayattan zevk alma, neşe, istek), kaygı, korku, enerji, motivasyon, düşünce süreçleri, öğrenme, dikkat, hafıza, konsantrasyon, cinsellik, iştah, uyku, uyanıklık, ağrı gibi işlevlerde  önemli görevler görürler. Ayrıca çeşitli iç organ (mesela kalp, damarlar, mide-bağırsak) faaliyetlerine de katılırlar. Serotonin yalnızca beyinde değil aynı zamanda kandaki pıhtılaşma hücrelerinde ve bağırsaklarda da bulunur. Sadece beyin kimyası bozulanlarda mı görülür depresyon? Temel etken beyin kimyasının bozulmasıdır tabii ki, ama bazı yaşantılar da buna zemin hazırlar. Üzücü, stresli hayat olayları beyin kimyasını bozarak depresyona yol açar. Depresyonda, üzüntü dışında da değişik duygular yaşanır. Haftalarca, hatta aylarca hiçbir şeyden zevk alamaz hale gelirsiniz, kimse sizi neşelendiremez. Depresyondaki insanın içinden bir şey yapmak gelmez. Uyku bozulur. Gece uyanmaları, sabah sıkıntıyla uyanmalar olur. Depresyona girenlerin yüzde 90’ında uyku azalır, yüzde 10’unda uyku artar. İştah ise hastaların yüzde 90’ında azalır, yüzde 10’unda artar. Depresyonda yorgunluk da olur. Unutkanlık gelişir, konsantrasyon bozulur. İşini sürdürmekte zorluk ortaya çıkar. Ağlama, sinirlilik, huzursuzluk ve gerginlik yaşanır. NP GRUP