Bilime yeni bir çehre vermek

Zenginlerin desteği yüzünden küresel hedefler değişebilir.

Bilime yeni bir çehre vermek

Zenginlerin desteği yüzünden küresel hedefler değişebilir.

Kbilimeamu harcamalarının kısılmasıyla laboratuvarlar kapanır, bilim insanları işsiz kalır ve projeler rafa kaldırılırken, bilimin fonlanma ve uygulanmasında köklü bir değişim yaşanıyor. Amerika'da Bilimin İlerletilmesi Derneği'nden Steven A. Edwards'ın sözleriyle, "İyi ya da kötü, 21. yüzyılda bilimin uygulanma tarzı ulusal öncelikler veya akran değerlendirme gruplarından çok, büyük servet sahibi bireylerin şahsi tercihleriyle belirlenmeye başlıyor." Yani bilim giderek özel bir teşebbüse dönüşüyor. Silikon Vadisi'nden Wall Street'e bilim hayırseverliği moda oldu ve sayısız zengin, toplumu bilimsel araştırmayla ilerletmenin hamileri olarak kendilerini yeniden tanımlıyor. On yıldan uzun bir süre önce Microsoft'un kurucularından Paul G. Allen bir beyin bilimi enstitüsü kurmuş ve oraya 500 milyon dolar bağışlamıştı. Derken teknoloji ve emlak milyarderi Fred Kavli üç beyin enstitüsü kurdu. Cömertçe desteklenen bu özel araştırmalar, sonunda, Başkan Obama'nın geçen yıl Nisan'da "Amerika'nın yeni büyük projesi" olarak tanımladığı 100 milyon dolarlık bir inisiyatifi doğurdu. Bu inisiyatifin hedefi, insan beyninin esrarını incelemek. Büyük servet sahipler i hastalıklara da savaşlar açtı ve ham keşifleri somut tedavilere dönüştürmek için akademiyle iş dünyası arasındaki duvarları yıktı. Dinozor kemikleri veya dev deniz yaratıkları için yapılan avları onlar finanse ediyor. Hatta yenilikçi gemiler, sualtı araçları ve dev teleskoplarla Washington'a bile kafa tutmaya başlıyorlar. Onlar kimler? İşte yüzlerce zengin bağışçıdan birkaçı; New York eski belediye başkanı Michael R. Bloomberg, James Simons (hedge fonları) ve David H. Koch (petrol ve kimyasallar). Fakat dahası var; örneğin Microsoft'tan Bill Gates, Google'dan Eric E. Schmidt ve Oracle'dan Lawrence J. Ellison gibi teknoloji dünyasının en önde gelen isimleri. Onlar sık sık politize olan kamu destekli bilimin yavaşlığından sabırsızlandıklarını söyleyen, hükümetin göze alamadığı veya almadığı riskleri almaya istekli bağışçılar. Oysa bilim camiasındaki bazılarını endişelendiren şey de bu; yani konuya kişisel önceliklerin getirilmesi. Onlara göre bağışçıların birçoğu temel araştırmaları göz ardı ediyor ve onun yerine çevre araştırmaları veya uzay keşifleri gibi, ya da Rusya'nın eski medya kodamanı Dmitri İtskov'u örnek vermek gerekirse, canlıya benzer avatarlar gibi popüler ve suya sabuna dokunmayan konulara itibar ediyor. Önemli bilim dergileri çıkaran Nature grubu, "Bilime özel kaynakların aktarılmasını alkışlamak ve yürekten desteklemekle beraber" finansman dolayısıyla araştırmaların temel konulardan çok moda alanlara doğru kaymasından endişe ettiklerini açıkladı. Beyaz Saray bilim danışmanı William H. Press de, "Fizik bilimi seksi değildir, ama herkesin gözü gökyüzünde" diyor. Kimileri, bilimi kamu yararının hizmet ine sunan toplumsal sözleşmenin tehlikede olduğunu düşünüyor. Bağışlanan milyarların seçkin üniversiteleri yoksul olanlara göre zenginleştireceğinden; devlet destekli araştırmalara ve bilimsel araştırmacılar arasındaki fırsat çeşitliliğini artırmaya yönelik çabalara verilen siyasi desteği zedeleyeceğinden kaygı duyuluyor. Bilimsel Kurum Başkanları Konseyi eski başkanı Martin A. Apple'sa, bağışçılara önceleri kendisinin de şüpheyle baktığını ve onları süper zengin heveskârlar olarak gördüğünü; şimdiyse onların bilimi hızlandırdıklarına inandığını belirtiyor. Apple'ın fikrini değiştiren şey, bu insanların yüksek hedefler peşinde yıllarca yılmadan sebatla koşmaları. "Çocuk felcini hedef alıyor ve hedefe ulaşana kadar peşini bırakmıyorlar; başka kimse bunu yapamaz" diyor Apple. "Sonuçta piyasanın ve siyasi iradenin yetmediği yerlerde inisiyatifi ellerine alacak güçleri var." Üstelik bu insanların etkinliği giderek artacağa benziyor. Servetlerinin çoğunu hayır işlerine ayırmak için imza veren en zengin 40 kadar bilim bağışçısının malvarlığı çeyrek trilyon doları aşıyor. THE NEW YORK TIMES
Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Narsistik kişilik, “Tanrılaştırılmış ve gerçekçi olmayan bir öz önem duygusu” olarak tanımlanıyor.
  • Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından bu yıl 9’uncusu düzenlenen Uluslararası İletişim Günleri, açılış konferansıyla başladı.
  • Trafikte zaman kaybetme derdi olmadan, ofis ortamı yerine evinin konforundan çıkmadan çalışmak, yakın zamana kadar birçok kişinin hayallerini süsleyen
  • Uzmanlar, yardımsever olmanın, kişinin maddi - manevi verdiği desteğin daha iyi hissetmesini sağladığını vurguluyor.
  • Yapılan bir araştırmaya göre çalışanların en üretken olduğu zamanın pazartesi günü saat 10:01 olduğu ortaya çıktı.
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Anksiyeteyi anlattı. ‘Kibir, öz beğenidir. Bencil insanlar bu yüzden mutlu olamıyor. Çünkü insanın psikolojik doğası yalnız y
  • Randevu Al