E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

ÖZGÜR İRADE SANAL KAVRAM MI?

ÖZGÜR İRADE SANAL  KAVRAM MI?

CUMHURİYET BİLİM TEKNİK EKİ

Geleceğin mekanik dünyasında özgür irademizi koruyabilecek miyiz? İşte ilginç araştırma ve sonuçları.

 


Son iki haftadır gördüklerimizin, hissettiklerimizin, düşündüklerimizin bir yanılsama olabileceğinden söz ettik. Şimdi sıra özgür iradede. Aldığımız kararları, attığımız adımları belirleyen nedir? Özgür irademiz mi, yoksa beynimizdeki spesifik sinir bağlantıları mı? Şimdi felsefeciler ve bilim insanları bunu tartışıyor. Sinir bilimciler, gerçek eylemlerin nörotransmiterler ve sinapslar düzeyinde gerçekleştiğini öne sürerken, felsefeciler ise deterministik bir evrende bile insanların özgür iradeye sahip olduklarına ve davranışlarından sorumlu olduklarına inandıklarını söylüyorlar.


Hepimiz, kararlarımızı kendi özgür irademizle aldığımızı düşünürüz. Oysa sinir bilim dalındaki gelişmeler, özgür irade dediğimiz kavramın aslında büyük ölçüde bir yanılsama olduğunu ve çıkış noktasının kişiye özel sinir bağlantıları olduğunu gösteriyor. Bu arada tartışmaların felsefi boyutlara taşınmasıyla, felsefeciler de görüşlerini dile getirme şansına kavuştu. Bunların görüşlerine göre özgür irade diye bir kavram var ve insanlar determinizmden* sanılandan daha az etkileniyor.

Peki bilim insanları mı, yoksa felsefeciler mi haklı? Felsefecilerin güven veren mesajları insanları ikna etmeye yetecek mi? Yoksa determinizmin tartışma götürmez gerçekliğinin özgür iradeye duyulan inancı öldürmesine ve beraberinde ahlaki sorumluluk ve ceza gibi kavramları da silip süpürmesine seyirci mi kalacağız? Bütün bunların sonunda dünyayı nihilizm, ahlaki çözülme veya anarşi mi bekliyor?

DAVRANIŞLARIN ÇIKIŞ NOKTASI FİZYOLOJİK

Bu, yalnızca ezoterik bir düşünce deneyi değil. Son yıllarda sinir bilimciler, davranışlarımızın bir neden-sonuç ilişkisinden kaynaklandığı söylüyor. Başka bir deyişle, davranışlarımızın çıkış noktası spesifik bir beyin yapısı veya özel bir sinir bağlantısı olabilir. Özgür iradenin esamisinin okunmadığı bu yapı içinde, bilinçli ve kasıtlı yapılmış bir eylem yalnızca hayal ürünü veya illüzyon olabilir. Bu açıdan bakıldığında gerçek eylemler nörotransmiterler ve sinapslar düzeyinde gerçekleşir. Dolayısıyla 2500 yılının deterministik dünyasına bazılarının düşündüğünden çok daha yakın olabiliriz.

Şu anda pek çoğumuz yaşamımızın kendi kontrolümüzde olduğuna inanıyoruz. Ve de bu durumdan şikâyetçi değiliz. Peki, özgür irademize duyduğumuz inancı yitirirsek ne olur? Son yıllarda bazı psikologlar bunu öğrenmeye çabalıyor. Çalışmalardan birinde Minnesota Üniversitesi’nden Kathleen Vohs ve Santa Barbara’daki Kaliforniya Üniversitesi’nden Jonathan Schooler’ın birlikte yürüttükleri bir deneyde, bir grup denekten Stanley Crick’in The Astonishing Hypothesis isimli kitabından bir alıntıyı okumaları istendi.

Kitap, özgür iradenin yalnızca bir illüzyon olduğunu, insanların nöronlardan oluşmuş bir yumak olduğunu savunuyor. Bu pasajı okuyan deneklerde, okumayanlara göre özgür iradeye duydukları inancının daha zayıf olduğu anlaşıldı. Daha sonra kopya çekseler bile fark edilmeyeceklerine inandırılan deneklerden, matematik testi çözmeleri istendi. Özgür iradeye duydukları inançları büyük ölçüde sarsılmış olan deneklerin kopya çekmeye daha meyilli oldukları saptandı (Psychological Science, vol 19, p 49).

İnsanların özgür iradelerine duydukları inancın sarsılması ile ilgili bir diğer çalışmayı da Florida State Üniversitesi’nden Roy Baumeister yürüttü. Baumeister ve ekibi deneye katılanlardan özgür iradeyi güçlendiren veya zayıflatan metinler okumalarını istedi. Bu iki zıt düşünce şu satırlarla dile getiriliyordu:

Özgür iradeyi güçlendiren ifade: “Bazen davranışlarımı etkileyen çevresel ve genetik faktörleri kontrol altında tutabiliyorum ve beni etkilemelerine izin vermiyorum”

Özgür iradeyi sarsan ifade: “Özgür iradeye duyulan inanç, evrenin bilimsel yasalar tarafından yönetildiği düşüncesine ters düşer.”

Daha sonra gönüllülerden bir dizi senaryo çerçevesinde, başka bir insana yardım etmeye ne kadar gönüllü oldukları soruldu.

Tahmin ettiğiniz gibi özgür iradeye inancı sarsılmış olan insanlar, diğer gruba göre yardım etmekte daha az istekliydi. Bilim insanları bu insanların ayrıca yabancılara karşı daha saldırgan bir tutum sergilediklerini gözlemledi (Personality and Social Psychology Bulletin, vol 35, p 260).

BAŞARMA ARZUSU


Buradan çıkartılar sonuç şu: Özgür iradeye olan inançlarımızı yitirmek çevremizdeki insanları da olumsuz etkiliyor. Ayrıca bu durum yaşam başarımızı da engelliyor. Vohs ve Baumeister ile birlikte çalışmalar yapan Florida State Üniversitesi’nden Tyler Stillman, özgür iradelerine güvenen insanların iş hayatlarında daha olumlu beklentiler içinde olduğunu ortaya koydu. Bu da yalnızca bir yanılsama olabilir mi? Stillman ve meslektaşlarına göre bu bir yanılsama değil. Bilim ekibi bir deneyde, bir iş yerinde amir pozisyonundaki kişilere emrinde çalıştırdıkları kişilerin çalışmalarını değerlendirmelerini istediği zaman, özgür iradeye inanan kişilerin performansının, diğerlerinden daha yüksek olduğunu keşfetti.

Bütün bunlar, hayalimizde canlandırdığımız 2500 yılının deterministik dünyasında yalancı, üçkâğıtçı, şiddete eğilimli, çalışma arzusunu yitirmiş kişilerin çoğunlukta olacağını gösteriyor. Böyle bir dünyada sosyal uyumun olmayacağı da kesindir.

YERLEŞİK VE KÖKLÜ

Son yapılan araştırmalar, özgür iradenin kökleşmiş ve yerleşik bir duygu olduğu konusunda somut deliller sunuyor. 1998 yılında Uluslararası Sosyal Araştırma Programı çerçevesinde 34 ülkeden 40 bin kişiye, “Kaderimizi kendimiz mi tayin ederiz?” sorusu soruldu. Deneklerin %70’inin yanıtı olumluydu. Ayrıca insanlar yalnızca özgür iradeleri olduğuna inanmakla kalmıyor, bunun yanı sıra kendi iradelerinin diğerlerinden daha güçlü olduğuna da inanıyordu. Princeton Üniversitesi’nden psikolog Emily Pronin ve Matthew Kugler, özgür iradelerine güvenen öğrencilerin gelecek planlarının daha fazla belirsizlik içerdiğini, modifikasyona daha açık olduğunu söylüyor. Bu öğrenciler ayrıca, arzularına ve niyetlerine göre hareket ediyorlar (Proceedings of the National Academy of Sciences, vol 107, p 22469).

FELSEFECİLERİN İDDİASI


Vohl ve diğerlerinin yaptığı araştırmalardan da özgür iradenin insanın doğasında olduğu, çok köklü bir duygu olduğu sonucu çıkıyor. Bu bulgulardan yola çıkarsak, dünyanın tartışmasız deterministik olduğu anlaşılsa bile, insanlar özgür irade duygularını terk edebilirler mi? Atlanta’daki Georgia State Üniversitesi’nden felsefeci Eddy Nahmias, bu sorunun yanıtını bulmak için yürüttüğü bir dizi araştırmadan şu sonucu çıkartıyor: “Çok sayıda felsefecinin eskiden düşündüğünün tersine çalışmalarımıza katılan denekler, deterministik bir evrende bile insanların özgür iradeye sahip olduklarına ve davranışlarından sorumlu olduklarına inandıklarını söylüyorlardı.” Bu bulgular 2500 yılında ahlaki ve sosyal dokunun korunacağının işaretini veriyor olabilir.

BELLİ KOŞULLARDA UYUM

Bu arada başka çalışmalar determinizm ve özgür iradenin ancak belirli koşullarda ve belirli insanların söz konusu olduğu durumlarda uyumlu olabileceğini gösteriyor. Yale Üniversitesi’nden bilişsel bilim uzmanı Joshua Knobe ve Arizona Üniversitesi’nden Shaun Nichols, yürüttüğü bir çalışmada, deneklere deterministik bir dünyaya ilişkin bir açıklama yaptıktan sonra böyle bir dünyada insanların davranışlarından tümüyle sorumlu tutulup tutulmayacaklarını sordu. Nahmias’ın bulgularının tersine bu araştırmada deneklerin %86’sı bu soruya olumsuz yanıt verdi. Ne var ki yine deterministik bir dünyada, ahlaka aykırı spesifik bir olaya –örnek: karısını ve çocuklarını metresiyle birlikte olmak amacıyla öldüren bir erkek- verdikleri tepki bunun tam tersiydi. Deneklerin dörtte üçü erkeğin ahlaki açıdan sorumlu tutulması gerektiğine inanıyordu.

SOMUT İLE SOYUT VAKALAR

Soyut senaryolara verilen tepki ile somut senaryolara verilen tepki niçin farklıydı? Knobe ve Nichols burada belirleyici olanın duygular olduğuna inanıyor. Duyguların rolünü araştırmak için iki bilim insanı deneklere deterministik bir dünyada gerçekleştiği varsayılan suç içeren iki senaryo sundu. Birinde Bill adındaki suçlu bir kadına tecavüz ediyor, diğerinde ise Mark adındaki suçlu vergi kaçırıyordu. Tahmin edildiği gibi deneklerin üçte ikisi Bill’in yaptıklarının cezasını çekmesi gerektiğini belirtirken, Mark’ın cezalandırılmasını isteyenler %23 civarındaydı (Nous, vol 41, p 663).

Bütün bu sonuçlar, sosyal düzenin fütüristik bir dünyada da sürdürülebileceğini gösteriyor. Bu arada küçük suç sayısında artışın görülmesi olasıdır.

SİNİR BİLİMİN MEKANİK DÜNYASI

Nahmias, Determinizmin özgür iradeye tehdit oluşturduğu fikrinin abartıldığını düşünüyor. Yaptıklarımızı kontrol altında tutmak için bilinçli özümüzün korunmasına öncelik tanıyan Nahmias, sinir bilimin mekanik dünyasında özgür iradeyi şöyle yorumluyor: “A olarak nitelendirdiğimiz bir insanın, X eylemini yapmış olmasının nedeni, Y nöronunun ateşlemesi ve Z nörotransmiterinin salgılanmasıdır. Bu açıklama insanların özgür iradeye duyduğu inancı zedeliyor. Bunun için sinir bilime ait olan terimlerin yerine psikolojik terimler kullanmalıyız. Cümleyi şöyle kurmalıyız: A’nın, X eylemini yapmış olmasının nedeni Y’ye inanması ve Z’yi arzulamasıdır. Bu koşullarda determinizmin doğruluğunu kabul etsek bile, özgür irade tehdit altında değildir, çünkü bu cümle insanın kendi özüne olan inancını zedelemez (Midwest Studies in Philosophy, vol 31, p 214).

BEYİN VE ÖZGÜR İRADE


Florida State Üniversitesi’nden felsefeci Alfred Mele, bilim insanlarının beyin ve özgür irade konularını önyargılarından arındırmaları gerektiğini söylüyor. “Sinir bilim uzmanları, özgür irade kavramını, fiziksel bir dayanağı olmayan, ruhsal bir yapıya dayandırıyormuşuz gibi bir tavır içinde” diye konuşan Mele, “Modern sinir bilim bu önyargıyı bir ölçüye kadar yıkmış durumda. Ancak özgür irade de geçerliliğinden çok şey kaybetti” diyor.

Nahmias’ın çalışmalarından elde edilen bulgulara göre özgür irade inancı, ruhsal bir yapıya sahip olmayı gerektirmiyor; önemli olan eylemlerimizi kontrol altında tutabilme inancına sahip olmamız. 2500 yılının dünyasının sakinleri bu algıyı yitirmedikleri sürece, determinizm gerçeğinin davranışlar üzerindeki etkisi minimum düzeyde kalır. Kaldı ki bugün kaderimizi tayin edebilme duygusu ileride de yıkılmayacakmış gibi sağlamlığını koruyor.