E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

HANGİ IŞIK NE ZAMAN

HANGİ IŞIK NE ZAMAN

CUNHURİYET BİLİM TEKNİK EKİ

İçimizdeki saat kimi zaman geri, ya da ileri olabilir. Saatin kaç olduğuyla ilgili ipuçlarından yoksun kaldığımızda gece-gündüz çevrimiyle ilgili uyumumuzu da kısa sürede yitiririz. Bir zamanlar beden saatinin gündelik etkinliklerle ayarlandığına inanılırdı. Ancak 1980’lerde bunun ardında yatan temel unsurun ışık olduğunu ortaya koydu. 1986’da, Harvard Tıp Fakültesi’nden Charles Czeisler ışıktan yararlanarak beden saatinin de tıpkı bir saat gibi ayarlanabileceğini gözler önüne serdi.

 


Czeisler’in araştırmasından elde edilen bulgular çok sayıda görme engelli kişinin neden dönemsel uyku bozuklukları yaşadıklarına da ışık tutmaktaydı. Işığı algılayamadıklarından ötürü bu kişilerin beden saatleri gece-gündüz çevrimine uyum sağlayamıyordu.

Gelgelelim Czeisler görme duyusundan yoksun olan az sayıda kişinin, bilincinde olmasalar bile, ışığı bir biçimde algıladıklarını ve bu yüzden beden saatlerinin dakik çalıştığını da ortaya koydu: gözlerimizde görmemizi sağlayanlardan farklı özel alıcılar vardı, ancak bunlar yüzyıllar boyunca fark edilememişti.
Gözün ağ katmanında ışığı algılayan özel alıcılar var ve buradan yayılan sinyaller görme korteksi yerine beyindeki ana saate gönderiliyor! Görme duyusundan yoksun kimi insanlarda körlüğe yol açan etmenler bu sistemi etkilemediğinden, beden saatleri dakik bir biçimde işliyor.

Bu buluşlar çok önemli sonuçları da beraberinde getiriyor. Loş ışıkların bile beden saatini etkilediği giderek açıklığa kavuşuyor.

Bu da gece geç saatlerde ışığın açık olmasının, hatta bilgisayar ekranına bakmanın bile bedenin iç uyumunu bozabileceği demek.

MAVİ ALARMI

Dahası, beden saatinin en çok mavi ışıktan etkilendiği, ancak çağdaş dünyamızda ışığın giderek mavileştiği görülüyor. Bu etkilerin uzun erimde kanser, kalp ve şeker hastalığı gibi ciddi bozukluklara neden olabileceği, beyin devrelerini bile altüst edebileceği belirtiliyor.

Ancak durum o kadar da kötü sayılmaz. Gündüzleri parlak ışığa maruz kalmanın karanlığın yarattığı depresif etkiyi yatıştırdığı çoktandır biliniyor.

Son araştırmalar ışığın daha başka yararları da olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, 2008 yılında yapılan bir araştırmaya göre sabahları bir saat boyunca çok parlak ışığa (bulutlu bir havada dışarıdaki ışığa hemen hemen eşit olan, yaklaşık 1000 mumluk ışık) tutulan huzur evindeki yaşlılarda depresyon belirtilerine daha az rastlanıyor.

Bunun nedenlerinden biri melatonin adlı hormon düzeylerinin bedenin merkezi saatleri tarafından denetlenmesi. Karanlık bastığında melatonin düzeyleri yükselerek kişinin uyumasını sağlarken, parlak ışık melatonin üretimini keserek kişiyi uyanık tutuyor.

Öyle ki, geceleri ışık gerçekte iki farklı etki yaratıyor. Czeisler’in ortaya koyduğu gibi, iç saatlerimizi ayarlayabiliyor ve aynı zamanda da melatonin üretimini önleyebiliyor.

Melatonin üretimini önlemenin sağlığı etkileyebileceğini ilk kez 1980’lerde ortaya koyan Connecticut Üniversitesi’nden Richard Stevens “gece- ışığı” savı olarak bilinen görüşü ortaya attı. Bu görüş sonradan yapılan araştırmalarla da desteklendi.

Tulane Üniversitesi’nden David Blask gece ışığı ile kanser arasında bir ilinti olduğuna, ışıkla melatonin düzeylerini ayarlamak suretiyle kanserin gelişme hızının da değiştirilebileceğine tanık oldu.
Harvard Üniversitesi uzmanlarından Steven Lockley, gözlerinde işler durumda ışık alıcıları bulunmayan ve görme duyusundan tümden yoksun kadınlarda meme kanseri riskinin görebilen kadınların yarısı kadar olduğunu ortaya koydu.

Beden saatinin bozulması ve melatonin üretiminin önlenmesi, kanser dışında obezlik, şeker, kalp ve damar hastalıklarına da yol açabiliyor. Hayvanlar üzerindeki araştırmalar bu durumun bilişsel bozukluklara da neden olabileceğini gösteriyor. Bu arada beden saatindeki uyumun bozulmasında en çok mavi dalga boyutunun etkili olduğu görülüyor. Elde edilen bulgular ağ katmanındaki özel alıcı hücrelerin ışığa duyarlı bir protein içerdiklerini ve bu proteinin yalnızca mavi ışığa tepki verdiğini ortaya koyuyor.

EV İÇİNDEKİ IŞIKLAR


Mavi ışık geceleri beden saati açısından en kötü ışık olmasına karşın, gündüz için en istenen ışık. Kişiyi uyanık tutması açısından da, en güçlü ışık olan mavi ışığın sınavlarda başarıyı olumlu yönde etkilediği görülürken, son araştırmalar evlerdeki normal aydınlatmanın ve hatta loş ışığın bile insan bedeninde yıkıcı etkiler yaratabileceğini gösteriyor.

Gece geç saatlerde 200 mumdan az normal oda ışığında kalanlarda melatonin düzeylerinin loş ışıkta olanlara kıyasla daha yavaş yükseldiği, masa lambası ve bilgisayar ekranı gibi en loş ışıkların bile beden saatinin geri kalmasına yol açabileceği belirtiliyor.

Bu durum, insanların geç saatlere dek uyanık kalıp sabahları yorgun kalktıkları, gecikmeli uyku evresi bozukluğuna da ışık tutuyor. Kısa süreli uykunun kalp ve damar hastalıkları, felç, yüksek tansiyon, şeker ve depresyon ile bağlantılı olduğu yönündeki kanıtlar da giderek artıyor.

Kısacası, insanların çözebilecekleri türde bir sorunla karşı karşıyayız. Örneğin, gece kullanımı için daha az mavi ışık yayan lambalar üretilebilir. Nitekim, piyasaya ESL adıyla sürülen enerji tasarruflu ampullerin tayfı daha çok akkor telli ampulleri andırıyor.

Ampulleri değiştirmek kolay, asıl güç olan insanların yatmadan uzunca bir süre önce televizyon ve iPad’lerini kapatmalarını sağlamak.