E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

BELLEĞİ ÇALIŞTIRMA YOLLARI

 BELLEĞİ ÇALIŞTIRMA YOLLARI

CUMHURİYET BİLİ TEKNİK EKİ / Rita Urgan, Kaynak New Scientist, 2 Nisan 2011

Parmağımızın ucuyla sınırsız bilgiye ulaşabildiğimiz Google çağında güçlü belleğin artık pek bir işe yaramadığı düşünülebilir.

 


Oysa sınavlara hazırlananlar, yeni bir beceri edinmeye ya da binlerce şifreyi anımsamaya çalışanlar, doğal olarak bunun hiç de öyle olmadığını bilirler. Sorun, belleğin az biraz kası andırmasından, onu iyi çalışır durumda tutmanın oldukça zorlu bir çabayı gerektirmesinden kaynaklanıyor.

Ancak işin iyi yanı, bilim insanlarının şimdilerde bu sorunun üzerine gidiyor olmaları. Belleğinizi - sonuçları belirsiz bellek güçlendirici ilaçlara gerek duymadan - olası en az çabayla olabildiğince verimli kılmak istiyorsanız, aşağıdakileri okumanızda yarar var.

Bellek şampiyonları bunu nasıl beceriyor?


Kasım 2005’te Çinli işadamı Chao Lu, pi sayısını 67 bin 890’ıncı ondalık basamağına dek ezberleyerek Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi. Lu’nun basamaklar dizisini ezberlemesi bir yılını, basamakları ezbere okuması da 24 saati aşkın bir süreyi aldı.

Lu bu süreçte bir dizi biçimsel bellek geliştirme (mnemonik) yönteminden yararlandı.

Örneğin, sayılardan oluşan uzun bir listeyi ezberlemek için bu yöntemlerden yararlanan bir kişi, bellek bilimde “sesçil sistem” olarak bilinen bir yöntemle, 0 ile 9 arasındaki her sayıya ünsüz bir harf vererek sayıları dört basamaklı öbeklere ayırabilir.

Daha sonra her bir öbeğe ünlü harfler ekleyerek onları sözcüklere dönüştürebilir. Ardından her sözcük için bir imge oluşturulup, bu imgeler zeki bir “bellek sarayı” içindeki odalara yerleştirilebilir.

Bellektekilerin yerleştirilmesi amacıyla bu tür öyküsel ya da zeki haritaların oluşturulmasına “yer yöntemi” adı verilir. Daha sonra bu odalarda gezinilmek suretiyle, imgeler bellekte yeniden canlanarak sayı dizilerine dönüştürülebilirler. Benzer bir yaklaşım, gelişigüzel sözcüklerden oluşan uzun bir listenin anımsanmasına da yardımcı olabilir.

Ne var ki, kimi bellek şampiyonları, çoğumuzun boy ölçüşemeyeceği yeteneklere sahip.


Yüz yıl önce Rus gazeteci Solomon Shereshevsky ,sözcük ve sayılardan oluşan uzun listeleri akılalmaz bir beceriyle anımsayabilmesinden ötürü, kapsamlı bir biçimde araştırıldı.

Bunu yaparken görünürde çok da büyük bir çaba harcamadığına tanık olundu: Shereshevsky yalnızca 3 dakikalık bir çalışmayla 50 sayıdan oluşan bir listeyi baştan sona ve sondan başa doğru ezbere okuyabilmekteydi.

Bulgular onun bu başarısında bellek bilimi yöntemlerinin katkısı dışında, sinestezi olarak da bilinen duyum ikiliğinin de yardımı olduğunu ortaya koymaktaydı. Shereshevsky için her sayının farklı bir kişiliği varken - 1 boylu poslu, gösterişli bir adam, 2 ateşli bir kadın vb. - öteki sözcüklerin sesleri canlı renkleri ve tatları çağrıştırıyor ve onları çok daha anımsanabilir duruma getiriyordu.

Bellek bilimi günlük yaşamda işe yarıyor mu?


Bilinen en eski anımsamaya yardımcı olan yöntem, Yunanlılar tarafından en az 2000 yıl önce bulunan yer yöntemidir. Ancak gündelik yaşamımızda bu yöntem ne denli işe yarıyor?

Bu soruya yanıt getirmeye çalışan James B. Worthen ve R. Reed Hunt adlı iki ruhbilimci, Mnemonology (Bellekbilim) adlı kitaplarında bellek geliştirmeye yarayan birçok yöntemin, ne yazık ki, ün saldıkları denli etkili olmadıklarına dikkat çekiyor. Çok sayıda araştırma, dil eğitimi alan öğrencilere uygulanan anahtar sözcük yönteminin bellekte az da olsa kesinlik sağlamasına karşın, kişinin bir sözcüğü anımsama hızında da bir düşüşe neden olduğunu ortaya koyuyor.

Worthen ve Hunt, sayıların harflerle kodlandığı sesçil sistemin biraz daha etkili olduğunu, ancak yöntemin uygulanmasında yaşanan güçlükler nedeniyle gündelik durumlar açısından pek elverişli olmadığını belirtiyorlar.

Ne var ki, araştırmaların çoğu, yer yönteminin yalnızca akıl oyunlarında işe yaramakla kalmayıp, alışveriş listesinden Osmanlı padişahlarının listesine uzanan her tür uzun listelerin anımsanmasında da son derece etkili olduğunu gözler önüne seriyor.

Ancak bu yöntemin bile birtakım güçlükleri var. Yöntemin öğrenilmesi oldukça uzun bir süreyi gerektirdiği gibi - söz gelimi, yabancı dilde bir sözcük gibi-, anında anımsanması gerekli türde bilgiler için çok da uygun olmadığı belirtiliyor. Dahası, yer yönteminin sözlü konferansların anımsanması açısından kusursuz bir yöntem olduğu, ancak yazılı metinleri ezberleme konusunda tekrar tekrar okuma yönteminden daha iyi olmadığı görülüyor.

Sınava hazırlanmanın en iyi yolu nedir?


Sınava hazırlanırken kimileri renkli zihin haritalarına, kimileri bellek kartlarına bel bağlar. En yaygın yöntem, notların yeniden gözden geçirilmesi ve önemli bilgilerin daha çok öne çıkartılmasıdır. Ancak asıl sorun bu zorlu süreçte söz konusu yöntemlerden hangisinin en etkili olduğuna karar vermektir.

Araştırmalar, basit anımsatma yönteminin ötekileri gölgede bıraktığını ortaya koyuyor. İki bin yılı aşkın bir süre önce Aristoteles “bir şeyi sürekli anımsatmanın belleği güçlendirdiğine” dikkat çekmesine karşın, bilişsel araştırmacılar “geri çağırma uygulamasının” ne denli etkili olduğunun ayırdına henüz vardılar.

Purdue Üniversitesi’nden Jeffrey Karpicke, 2008 yılında yaptığı bir araştırma kapsamında 40 öğrenciden Swahili dilinde sözcükleri öğrenmelerini istedi.

Öğrenme sürecinde kendilerinden sürekli olarak sözcükleri anımsamaları istenenlerin, verdikleri yanıtın doğru ya da yanlış olduğu yönünde herhangi bir yorum yapılmamasına karşın, bir hafta sonraki sınavda ortalama %80 ile ötekilere kıyasla çok daha başarılı oldukları görüldü. Kendilerini sınamadan sürekli sözcükleri çalışanlar ise, tam tersine, %36 oranında bir başarı sağlayabildiler.

Bilinçaltı ile öğrenilebilir mi?


Uykuda öğrenebileceğimiz görüşü bir zamanlar bilim kurgu yazarlarının irdeledikleri bir konuydu. Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” ve Anthony Burgess’in “Otomatik Portakal” adlı yapıtlarında, otoriter rejimler baş kahramanların beyinlerini yıkamak amacıyla uykuda öğrenme yönteminden yararlanırlar.

Bu yöntem bir aralar kendi başına yabancı dil öğrenmeyle ilgili çeşitli yöntemlerin dayanak noktası durumundaydı. Uykuda öğrenmenin geçerli olup olmadığını anlamak amacıyla yapılan araştırmalar önceleri olumlu sonuçlar verse de, araştırmacılar deneklerin beyin dalgalarını ölçmeye başladıklarında bu etkilerin tümden yok olduğu görüldü. Ancak çaba harcamadan öğrenme umutları tümden yok olmadı.

Northwestern Üniversitesi uzmanlarından Beverly Wright, geçtiğimiz yıl yaptığı bir araştırma sonucunda yabancı dil, ya da bir müzik parçası öğrenenlerin etkin çalışma ve edilgen dinleme karışımı bir süreçten yarar sağladıklarını ortaya koydu.

Çalışma zamanı, anımsama düzeyini etkiler mi?

Etkiler. Ek bir çaba harcamadan daha çok anımsamanın en kolay yollarından biri, çalışma zamanını özenle belirlemektir.

Bu konuda yapılan sayısız deneyler, yeni bilgi ya da becerileri öğrendikten kısa süre sonra uyumanın-ister deliksiz bir akşam uykusu, ister kısa bir öğleden sonra şekerlemesi olsun- beynin bellektekileri güçlendirmesine yardımcı olduğunu ortaya koyuyor.

Ayrıca, farklı çalışma süreleri arasındaki zamanlamanın da iyi yapılması gerekiyor. Bir konunun belli aralıklarla çalışılmasının, tek bir kerede sindirilmeye çalışılmasından çok daha etkili olacağı herkesçe biliniyor.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Hal Pashler, bir konunun yeniden gözden geçirilmesiyle ilgili olarak garip bir “en etkili nokta” olduğunu fark etti.

Araştırmaları sonucunda Pashler, bir konunun öğrenilmesiyle sınanması arasındaki sürenin %10-20’sine eşit bir zamanda yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine tanık oldu.

Örneğin, 24 saat içinde yapılacak bir sınava çalışıyorsanız, ilk çalışmadan yaklaşık 2-4 saat sonra konuyu yeniden gözden geçirmeniz gerekiyor.

Böyle bir uygulama ile sınavda tam tamına eşit bir süre çalışanlara kıyasla en az %10’luk bir fark yaratabilirsiniz.

Bellekteki bilgiler daha uzun bir süre canlı tutulabilir mi?

Bırakın yeni bir dil öğrenmeyi ya da ders izlencesini ezberlemeyi, çoğumuz sabah yediklerimizi bile anımsamada güçlük çekiyoruz.

Ortalama kısa süreli işlek belleğin belli bir zamanda yalnızca beş altı bilgiyi tutabilmesinden kaynaklanan bu durum, beynimizle ilgili yapmak istediğimiz hemen hemen her şeyi kısıtlamaktadır.

İnsan belleğinin daha işlek kılınması amacıyla geçmişte yapılan girişimlerin çoğu başarısızlıkla sonuçlandı. Belli stratejilerde eğitilen deneklerin ele alınan konu ile ilgili başarılarında bir artış sağlansa da, öteki konularda herhangi bir gelişme kaydedilmediği görüldü. Şimdilerde araştırmacılar daha değişken ve çaba gerektiren görevlerin etkisini sınıyorlar.

Ne zaman önlem almak çok geç olur?


Öğrencilik yıllarını çoktan geride bırakmışsanız bile belleğiniz azıcık bir çabayla harikalar yaratabilir. Wesleyan Üniversitesi’nden John Seamon, daha bu yıl 58 yaşında belleğini eğitmeye başlayan yetmişlik kişiyle ilgili bir araştırma yayımladı.

Araştırmada adı JB olarak bilinen eski lise öğretmeni şimdi John Milton’un 60.000 sözcükten oluşan Kayıp Cennet adlı epik şiirini akılalmaz bir kusursuzlukla ezbere okuyabiliyor.

Ezber konusunda olağanüstü bir yeteneği olmayan ve bellek geliştirme yöntemlerine bile başvurmayan JB bunu salt istenç gücü sayesinde ve 3000 saati aşkın alıştırmalar sonucunda başardı. Seamon isteyen herkesin biraz çaba ve zaman harcayarak aynı başarıya ulaşabileceğini belirtiyor.

Atalarımızın dediği gibi, öğrenmenin yaşı yoktur.