İnsanın en büyük başbelası: Ego

İnsanlar arası eşitsizlikten yakınırız ya çoğu zaman. İnsanın, kendi hemcinsleri üzerinde uyguladıkları baskının insanlık adına ne denli vahim olduğunu düşünürüz ya hep. İnsanın, insanı köleleştirmesinin, hadi bırakalım geçmiş çağları, ilkel dönemleri, günümüzün güya ileri uygar dünyasında bile ne denli yaygın olduğuna tanık oldukça da üzülürüz içten içe.

İnsanın en büyük başbelası: Ego

İnsanlar arası eşitsizlikten yakınırız ya çoğu zaman. İnsanın, kendi hemcinsleri üzerinde uyguladıkları baskının insanlık adına ne denli vahim olduğunu düşünürüz ya hep. İnsanın, insanı köleleştirmesinin, hadi bırakalım geçmiş çağları, ilkel dönemleri, günümüzün güya ileri uygar dünyasında bile ne denli yaygın olduğuna tanık oldukça da üzülürüz içten içe.

nazifegungorKaynakların kıt olduğu, nüfusun ise hızla artış gösterdiği dünyada birilerinin diğerleri üzerinde baskı uygulaması insan olmanın doğasına, hatta canlı olmanın özüne çok da aykırı değil aslında. Çünkü son kertede her canlı önceliği kendi hayatına verme dürtüsüne de sahip. Ama bu, ezen-ezilen, efendi-köle, sömüren-sömürülen ilişkisini haklı görmek anlamına gelmez. Yalnızca sürecin kendi içerisindeki doğal akışına dikkat çekmek istedim. Bundan daha vahimi ise insanın kendi iktidarı altında ezilmekte oluşudur.  Egosu cüssesinden büyük insanların hali gerçekten içler acısı. Hangi gazla, nasıl bir pompayla şişirirler o egolarını bilemiyorum ama, o şişkin egoları ne küçücük beyinlerine ne de hırstan kırış buruş olmuş yüreklerine sığmayınca her an patlamaya hazır bomba gibi dolaşırlar ortalıkta. Hele bir de kalitesi düşük gazla şişirilmişse egoları ortalığa bir de kötü koku salıverirler. Nefes almakta zorlanırsınız bulundukları ortamda. Oksijene yer yoktur kirli gazın dolaşımda olduğu bir atmosferde. Aslında acınacak durumdadırlar şişkin egoların bu müstesna sahipleri. Çünkü kendilerinden egolarının altında ezim ezim ezilmektedirler aslında. Onu tatmin etmek için kıvranıp dururlar, ancak bunu yapabilecek ne düşünsel ne de fiziksel kapasite vardır. Tatmin bekleyen ego hırpalayıp durur sahibini. Kimin sahip, kimin sahiplenilen olduğu da belli değildir zaten. Ego emreder, kişi kıvranır emirlere itaat etmek için. Ancak emir büyük yerdendir ve gerçekleştirilmesi de olanaksız.  Birikir çaresizlik, birikir tatminsizlik ve tortulaşıp kalır. Tam anlamıyla kabızlık. Düşünsel kabızlık, üretimsel kabızlık. Tıpta bile çaresi yoktur böylesinin. Dar gelir beden, yetersiz kalır beyin, kaldıramaz yürek. Ve yanardağ misali patlama anı. Zehirli gazlar saçılır etrafa. İşte o zaman uzaklaşmak lazım ortamdan. En çok da insan için zararlıdır bu gazlar. Yüreğiyle, beyniyle hayata tutunmaya çalışan insanlar için gerçek anlamda bir imha edici etki yapabilir. Patlamanın ardından artçı patlamalar da devam eder bir süre. Alanda bulunmamak lazım o süre zarfında. Ta ki kendi kendisini imha edene kadar. Hikayenin sonu hep aynıdır bu şişkin egolu insanlar için. Ömür boyu süren trajik bir hayat serüveni. Ne kendileri huzur bulur ne de çevresindekiler. Başına beladır şişkin egosu. Başkalarının iktidarına da hiç gerek kalmaz. Kendi iktidarının altında eziş büzüştür zaten. Bir türlü doğrultamaz belini. İki büklüm gezer her daim. Hep sancır içten içe. Kabız olmuştur çünkü Can Yücel’in “Vaziyet”i Umumiye” şiirindeki gibi. Vaziyetler hem kendisi hem de umum için fecaattir gerçekten de. PROF. DR. NAZİFE GÜNGÖR