E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

SAYILARDA KAYBOLUYORUZ

SAYILARDA KAYBOLUYORUZ

CUMHURİYET BİLİM TEKNİK EKİ

Rakamlar ve sıralamalar her yerde. Twitter'daki takipçilerimizin ve Facebook arkadaşlarımızın sayısını topluyoruz ve değerlendiriyoruz.

 


"Nasıl Karar Veriyoruz" kitabının yazarı gazeteci Jonah Lehrer, "Sayılar soyut şeyleri anlaşılır kılıp kontrol yanılsamasına neden oluyor" diyor. Örneğin Lehrer araba alan birçok kişinin, aslında çoğu kez önemsiz bir konu olmasına rağmen motorun beygir gücüne odaklandığını söylüyor. Lehrer, "Her şeyi ölçmek, bir değişkenin önemini sorgulamaktan ziyade kararlarımızı bir gerçeğe dayandırmak istiyoruz" diyor. Genelde insanları olabildiğince nesnel biçimde ölçmenin ve değerlendirmenin yollarını bulmak isteriz. Ancak Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden Profesör Dr. Sherry Turkle'a göre sorun, bu rakamların bize her şeyi açıklayacağına akılsızca inandığımızda başlıyor.

Rakamlar sadece hüküm verme ve değerlendirme yöntemimizin bir parçası olmaktan çıkıp bunun tek yolu haline geliyor. "Birlikte Ama Yalnız: Teknolojiden Daha Fazla Birbirimizden Daha Az Şey Beklememizin Nedeni" kitabının yazarı Sherry Turkle, "Sayısal sıralamaya dair kuruntulardan birisi, sonuca nasıl vardığımızı anladığımız düşüncesi. Ama sorun şu ki, sayılara mantık dışı biçimde ulaşıldıysa veya yüzeysel çıkarımlar yapıldıysa, sonuca nasıl vardığımızı bilmiyoruz demektir.

O halde bunlar neye yarar?" diyor. Meslektaşım Michael Winerip bir süre önce, harika performans değerlendirmelerine sahip mükemmel bir ortaokul öğretmeniyle ilgili bir makale yazdı. Oysa New York Eğitim Dairesi'nce kullanılan bir formül, bu öğretmenin çok zayıf olduğu sonucuna ulaşmıştı. Winerip, 32 değişken kullanan formülün, "şeffaf görünümüne rağmen kafa karıştırıcı" bir istatistiki model kullandığını yazdı. Sayıları anlasak bile, bunlar her zaman işe yaramıyor. Yazar Robin Black blogunda, kitabının başarısını ölçmenin değişik yollarına kafayı takmasının, kitabı yazmasının asıl nedenini gölgede bıraktığını yazdı. Black, "Her şeyin sayıldığı bir yere gidiyorum. Kitap kaç ön baskı yaptı, kaç eleştiri yazısı çıktı, kaç tane satıldı" diyor.

Yazarlar kitaplarının kaç sattığını Amazon'dan kontrol edebiliyor. Hatta etkileşimli haritalar kullanarak hangi şehirlerde kaç kitap satıldığını inceleyebiliyor. Black bir keresinde, "Bir zamanlar Pazar günleri The New York Times'ın çok satanlar listesine bakılıyordu. Şimdi yedi gün 24 saat kendine işkence edebiliyorsun" diye yazdı. Aslında istatistikler bize hiçbir şey söylemez. Örneğin, Amazon'daki sıralamalar sadece birkaç kitabın satışına bağlı olarak büyük değişkenlik gösterebilir. Bütün bu rakamlar, yaptığımız bir şeyi gerçekte neden yaptığımızı unutmayı getiriyor.

Örneğin Black, kitaplarının çoğunlukla kayıp konusunu işlediğini söylüyor. Black, "Birisinden, 'Kızımı kaybettim. Kitabını okumak gerçekten acımı dindirdi' yazan bir mektup alacağım. Bu çok anlamlı. Bununla, Twitter'da 500 takipçiye sahip olmayı nasıl kıyaslayabilirim?" diyor. Eric Frankel, çalışanların performansının nasıl geliştirileceğini araştıran 10 Minutes to Change (Değişime 10 Dakika) adlı şirketin kurucusu. Aynı zamanda yeminli mali müşavir olan Frankel, rakamların önemini biliyor.

Ancak, "Her şeyi ölçme yeteneğimiz ve bilgimiz olması, bunu yapmamız gerektiği anlamına gelmiyor. İnsanlar hep değişken, büyüleyici ve inanılmaz sinir bozucu" diyor. Harvard Eğitim Bilimleri Yüksekokulu Bilişsellik Profesörü Howard Gardner'a göre, sayılara güvenmek kısmen kuşakla ilgili. Gardner, "ABD'de 25 yaşın altında olan herkes için sayısal değerlendirmelerden başka bir şey yok" diyor. Bu yüzden, öğrencilerin bir ödev için araştırma yaparken genelde internetteki makale veya çalışmaların kaç kez okunduğuna baktıklarını belirtiyor.

Gardner, "Bu, en çok okunan veya en fazla editöre sahip olan bir çalışmanın, hayatını Kant'ı incelemeye adamış birisinin yazdığı makaleden daha mı iyi olduğu anlamına gelmeli?" diye soruyor. Ona göre sayı takıntısı bilgelik, muhakeme ve uzmanlık gibi ölçülemeyen soyut şeylere güvenmediğimizi hatta onları aramadığımızı gösteriyor. Ayrıca kendimizi sıralamalar haricinde anlayamıyoruz ve sayılarımız başkalarınınkilerle eşit değilse üzülüyoruz.

Lehrer bir blog yazısında, "Beni en çok rahatsız eden, insanların (özellikle kendimin) bu rakamları sürekli kontrol etme ve bu ölçümleri anlamlı bir şeylerin ölçütü olarak görmeyi kabul etme arzusu. Bu yüzden, hiçbir şeyi ölçmeyen yaygın bir sosyal ortam olmasını isterdim. Bu bir kurtuluş olurdu" diye yazdı. Ya da Black'in dediği gibi: "Rakamlar hakkında endişelenmeyi bırakmalıyım. Zekâmın muğlâk tarafını geri kazanmalıyım."